İstanbul’da Sahabe Türbeleri

Sahabi kime denir? İstanbul’daki sahabe kabirleri nerededir?

Peygamber Efendimiz’i hayatında gören ve O’na iman eden, O’nunla bir müddet birlikte olan kişilere “sahabi” denir. Dinin en zayıf olduğu dönemlerde islâm’a inanarak binbir çeşit çileye ve ızdıraba katlanan Peygamber Efendimiz’i can u gönülden seven, O’nu koruyan, O’na hizmet eden sahabiler, her Müslüman tarafından sevilir ve saygı görürler.

İSTANBUL’DAKİ SAHABİ KABİRLERİ

İstanbul’da kabirleri olan sahabiler, Peygamber Efendimiz’in fethini müjdelediği Bizans’ı almak için Emevi veya Abbasi devirlerinde gelmişlerdir. Burada şehit olmuş veya çeşitli sebeplerle vefat etmişlerdir.

Şehir fethedildikten sonra Osmanlı Devleti döneminde bu kabirlerin üzerine türbe veya mescitler inşa edilmiştir.

EN ÇOK BİLİNEN SAHABE KABİRLERİ

Halkın akın akın ziyaret ettiği bu mukaddes mekânlar içinde sahabi kabri olduğu kesin bilinenler Eyüp el-Ensârî Hazretleri ile Ayvansaray yakınlarındaki Ebu Şeybe el-Hudrî’dir.

Bunlardan başka 28 sahabe kabri daha vardır. Bunların 9’u Ayvansaray’da surların dibinde, 4’ü Eyüp semtinde, 3’ü Karaköy Yeraltı Camisi’nde, 1’i Karacaahmet Mezarlığı’nda, 12’si ise Suriçi bölgesindedir. Fakat sahabi kabri olduğuna inanılan bu yerlerin doğruluğu tam bir kesinlikle bilinememektedir. Bu kişilerden sadece Eyüp Sultan ve Ebu Şeybe el-Hudrî (r.a.) gerçekten sahabidir. İstanbul kuşatmasında bulunarak burada şehit düşmüş ve buraya defnedilmişlerdir.

Ebu’d-Derdâ, Ebu Zer el-Gıfarî, Amr b. Âs, Ebu Saîd el-Hudrî ve Câbir b. Abdullah’ın da aynı şekilde sahabi oldukları kesindir. Fakat bu kişiler İstanbul’a gelmemiş ve burada vefat etmemişlerdir. Sahabi kabri olduğu iddia edilen diğer yerler ise sahabe olup olmadıkları meçhul ya da sahabe diye uydurulmuş kimselerdir.

EBU EYYÛB EL-ENSARÎ HAZRETLERİNİN TÜRBESİ NEREDEDİR? - HARİTA

EBU ŞEYBE EL-HUDRÎ (R.A.) TÜRBESİ NEREDEDİR? - HARİTA

İSTANBUL’DA GEZİLECEK YERLER

İstanbul’da Gezilecek Yerler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.