İstanbul’da Park Yok, Hatıra Çok

Bir emeklinin hatıraları eşliğinde İstanbul’un değişen yüzü, park yeri ararken kaybolan şehir ve gülümseten sitemler…

Değerli emekli dostlarım,

İSTANBUL’DA TRAFİK VAR, PARK YOK

Siz de benim gibi İstanbul trafiğinden şikâyetçi misiniz? Sanıyorum bütün illerde bu şikâyet gittikçe artıyor. İlçeler bile darlık içinde.

Sabahleyin arabanıza binip işinize gidiyorsunuz, trafikte çile çekiyorsunuz. Akşamleyin eve dönüp de rahat edeceğinizi zannediyorsunuz ama arabanızı park edeceğiniz yeriniz yok; her yer dolu. Bazı dükkân sahipleri:

- Dükkanımın önü kapanmasın, diyerek park edeceğiniz yere ayağı kırık bir sandalye koymuş. Hem park edemezler hem oturamazlar hem de bu kırık ayaklı sandalyeyi çalmazlar... Böyle bir şey yasak olduğu halde ne arayan var ne soran: «Ruhsat dükkâna verilir, yola değil.»

Rica edemezsin, kavga hiç edemezsin, dönüp dolaşırsın, sonunda öteki mahallede dar bir yer bulursun. Tam park edecekken iri cüsseli biri:

- Buranın sahibi var kardeş! diye sizi engeller.

Gerisini anlatmaya gerek yok, araç sahipleri zaten olayın ne şekilde devam ettiğini bilir.

BİR ZAMANLAR İSTANBUL: ARABASIZ YILLAR

Biz Trabzon’dan kalkıp da İstanbul’a geldiğimiz yıllarda nüfus bir milyonun altındaydı. Trafikte otomobil yok gibiydi. Ben beş yaşındaydım. Vapurdan inince babam eşyaları bir hamalla taşıttı. Limanda park etmiş olan at arabalarının biriyle pazarlık yaptı. Eşyamızı yükledik, biz de eşyaların üstüne oturduk. Arabacı:

- Deh! dedi. Perşembe pazarı ve Unkapanı Köprüsü’nden geçerek Balat’a geldik.

Bizim hiç arabamız olmadı, başkalarının da yoktu. Semtte sadece 2-3 dolmuş sahibi vardı. Birini iyi tanırdım, iki yıl önce vefat etti.

1960’lı yıllarda babam bir arsa alıp üstüne iki katlı bir apartman(!) yaptığında belediyeden:

- Ya evin altına otopark yapacaksın veya “park parası” ödeyeceksin, dediler.

- Ama benim arabam yok!

- Ya olursa…

Babam “park parası”nı zor da olsa ödedi ama hiç arabası olmadı. Bizim gibi başkalarının da olmadı ama “park parası” ödediler.

- Belediye bu paralarla “otopark” yapacakmış, dediler.

Nereye otopark yaptılar biz görmedik, arabamız da olmadığı için hiç sormadık.

ARABAM ÇÖPE YAKINDI, HATIRALAR YERLİ YERİNDE

Bizim on bir kişilik aileden hiç kimsenin arabası olmadı. Ben kırk yaşından sonra bir araba aldığımda bu aileden hayatta olan hiç kimse kalmamıştı.

“Araba” dediysen öyle lüks bir şey zannetmeyin: Kırık dökük, tavanı çökmüş, boyası soluk, markası bile belli olmayan bir araba... Öndeki koltuğun ayak basılan yeri çürüyüp delinmiş, ayak içine kaçmasın diye bir tahta parçası konmuş... Araba hâlâ o araba, sadece tahta konan yeri tamir ettirdim. O zamanlar benim küçük kız dört yaşında, o delikten aşağı düşebilirdi.

Arabam kendinden geçmiş ama zaten binmiyorum. İki ay önce çöp bidonlarının yanında daracık bir yer bulmuştum. Benim araba iki yandan ezik olduğu için oraya sığdı. Hâlâ orada duruyor.

Geçenlerde çöp arabası, çöpleri almaya gelince baktım iki çöpçü benim arabayı işaret ederek konuşuyordu. Merak edip yanlarına gittim:

- Ne oldu arkadaşlar? diye sordum.

- Arabaya bakıyoruz, dediler.

- Neden?

- Çoktan beri burada duruyor da acaba çöpe mi atılar diye anlamaya çalışıyorduk.

- Araba benim, dedim.

- Yakışır! dediler, gülümsediler.

Ben biraz bozuldum ama belli etmediler, sağ olsunlar:

- İstediğin kadar burada durabilir, biz göz kulak oluruz, dediler.

SEÇİM VAATLERİ VE OTOPARK HAYALİ

Geçen belediye seçimlerini hatırlıyorsunuz… Çekişmeli bir seçimdi. İlçemizin başkan adayları oy alabilmek için esnafı dolaşıyor, yollarda rastladıklarına “seçilirse” ne yapacaklarını anlatıyorlardı. Kimisi dinliyordu, kimisi başını sallıyordu.

Ben Cafe Ahmet’te çınarın altında oturmuş, arkadaşları bekliyordum. Hangi partiden olduğunu bilmediğim bir belediye başkan adayı, etrafındaki kalabalık heyetle geldi. Gülümseyerek selam verdi:

- Biz seçilirsek, ilçemizde ne görmek istersiniz? dedi.

Hiç düşünmeden:

- Park! dedim.

- Ne parkı?

- Otopark istiyoruz.

Başkan adayı birden durakladı. Sanki dünyayı istemişim gibi; yüzü karıştı, kaşları indi. Elini şöyle bir salladı:

- Ohoo! Zor be! Otopark yerine otomobil isteseydin daha kolaydı, dedi.

- Ama babam yıllar önce “park parası” ödemişti.

- Benim de dedem ödemiş…

Başkan adayı dedesini anınca biraz üzülür gibi oldu. Onu üzdüğüm için ben de üzüldüm. Demek bu aday başkan seçilirse bizim “otopark” hayal olacak…

“Otopark” konusunda anlaşma olmayınca ille de oy alacak ya:

- Başka bir isteğin var mı? diye sordu.

Ben de:

- Eh! Ne yapalım, otomobil olsun bari, dedim.

Adam afalladı:

- Otomobil mi?

- Sen öyle dedin ya! Otomobil istesen “otopark”tan daha kolaydı, diye…

- Yahu ben onu “mesela” diye söyledim.

Heyettekiler de güldüler. Başkan adayı:

- Bu vatandaşlar da ne çok şey istiyor, diye espri yaptı. Gülüşerek gittiler.

İstediğim şey çok mu, emekli dostlarım? Sayın adayımız sordu, ben de cevap verdim. Ne isteseydim yani “çikolatalı gofret” mi?

Onlar gidince Cafe Ahmet abi bana kızar gibi:

- Olacak bir şey isteseydin be ya! dedi.

- İsteyecektim ama fırsat kalmadı.

- Ne isteyecektin?

- Çay fiyatlarının indirilmesini…

Ahmet abi kaşlarını çattı:

- Sen de hep olmayacak şeyler istersin be ya! dedi, içeri gitti.

EMEKLİYE TAVSİYE: SAĞLIK DİLEYİN, KALDIRIM İSTEYİN

Değerli emekli dostlarım, size de seçim zamanı böyle isteğinizi sorarlarsa:

- Dile benden ne dilersin?

- Sağlığınızı dilerim, deyin. Tekrar sorarlarsa yine sağlığınızı dileyin. Üçüncüde sorarlarsa:

- Yürüyecek kaldırım, dileyin, çünkü belediyeler kaldırım yapmayı çok sever.

Benden bu kadar değerli dostlar. Eğer rahat etmek istiyorsanız ya arabanızı satın veya köyünüze dönün; ancak ben o zaman size “Hoşça kalın” derim.

Kaynak: Ekrem Bektaş, Altınoluk Dergisi, Sayı: 478

İslam ve İhsan

SİGARA İÇMEK ÖLDÜRÜR

Sigara İçmek Öldürür

KÖPEK MESELESİ NEDİR?

Köpek Meselesi Nedir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle