İstanbul’da Gördüklerimiz: Sessiz Sırlar ve Günlük İzlenimler

Adem Şahin’in gözünden İstanbul: Sokakların sessiz sırları, günlük yaşamın küçük ayrıntıları ve şehrin görünmeyen yüzü bu yazıda keşfediliyor.

“Anı yazmak, ölümün elinden bir şeyler kurtarmaktır” demiş Andre Gide. Kendi mimsiz medeniyetine göre (Fransız) anlamlı bir söz.

Anı yazmak, selfie çekmek  gibi, kendini  öne çıkarmaktır. Bizde, anı yazmak değil, “salih evlat, sadaka-i cariye ve faydalanılan ilim” bırakmak esastır. Kültür geleneğimizde ben’liği  öne çıkarttığı için anı kitapları hemen hemen yoktur. Evliyaların ve alimlerin hayatlarını anlatan eserler, hep başkaları tarafından yazılmıştır. Şikayet de, hüzün de, dert yanmak da, kullara değil, Allah’a olmalıdır. “Dert birdir; sızlanırsan iki olur.”

İSTANBUL NOTLARI: ŞEHRİN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ

İstanbul’a Dair Kısa Notlar: Zamanın ve Mekânın İzinde

Hangisi kolay? Kahve yudumlayarak  anı yazmak mı; yoksa hakikatin peşinde koşmak mı? Ölümün elinden bir şeyler kurtarmak için, Andre Gide gibi yapacağım:

“İstanbul’dan geldim, İstanbul’a gittim” büyülü bir cümledir bu. Tolstoy’a ait “Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar: Ya insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.” sözündeki şehir ve yabancıdır İstanbul. 

Üsküdar’da ezanlar okunuyor. “Allah, zuhurunun  şiddetinden gaiptir” derler. Çifte ezan okunsa, her bir taraftan ezanlar şeytanları kaçırsa da, ezanlar duyulmuyor sanki. Ezanlar, desibelin şiddeti ve her taraftan okunması sebebiyle  gaip. Zuhurunun şiddetinden gaip olmasaydı, ezanla birlikte hayat, “pause-off” (ara) moduna geçerdi.

İbadete, musibete ve günah işlememeye sabır diye üç ana kategori var. Hafız bir abimiz, bir kış günü ikindi ezanının okunmaya başladığını duyunca elindeki telefonu çekyata atarak “Yaa az önce namaz kıldık, yine mi ezan okundu” demişti. Rahmetlik ninem de ezanın etrafındakileri harekete geçirmediğini görünce “bu ezanlar sadece bana mı okunuyor?” dermiş.

Klasikler hakkında söylenir: “Herkes isimlerini bilir ama kimse onları okumaz.” İstanbul da böyledir. İstanbul’u duymak, görmek ve bilmek başkadır, okumak başka. Türkistan’da, “namaz kılmak” denilmez “namaz okumak” denilir. Kılmak bedenledir, okumak ise ruhla. Namazı okumak yormaz. Her okuma ayrı ufuk verir. Bedenle olduğu için, kılınan namaz yorar. İstanbul'u anlatan satırlar, buzdağının görünen kısmıdır. Asıl İstanbul, görünmeyen İstanbul’dur.

Elindeki  bastonu, yerdeki yılanın başını ezercesine “tak tak” diye vuran, en estetik şekilde baston kullanan, süzülerek, tavaf edercesine yürüyen beyaz bir kuğuyu yıllardır okumaya çalışıyorum. Baston kullanmanın, beyaz giymenin, ince belli çay bardağını tutmanın yakıştığı çok çok az insan  vardır.

İlk defa gittiğim Kaptan Paşa Camisi’nin sağ tarafında  mezarlar, kıble tarafında mezarlar, tam sol tarafında da mezarlar var. Caminin içinde de “Ey kapıları açan (Allah) bize hayırlı olan kapıyı aç” diye yazıyor. Bütün yolların ölüme çıktığı bu gezegenden sağ çıkan olmayacak. Ne insan toprağa doyacak, ne de toprak insana.

Ölüm kapısından daha büyük kapı  var mıdır? O kadar insan girdiği  halde, içerisi dolmak bilmiyor, kapı da kapanmıyor. “Önüm, arkam, sağım, solum sobe” diye oyunlar oynardık ya, aslında “önüm, arkam, sağım, solum ölüm” imiş de  haberim yokmuş. “Önüm, arkam, sağım, solum, ölüm” deyip korkmamamız için “sobe” diyerek bizi kandırmışlar.

Martıların kargalara, yokuşların düzlüğe, gürültünün sükûnete hâkim olduğu şehirdir İstanbul. İnsandan çok araba, çocuktan çok yaşlı, yeniden çok eski, alimden çok cahil, ihyadan çok ifsat var! desem, ulu yeşil sarıklı hocalar kızar mı bana?

Kedilerde ve kargalarda, tokluğun açlığa baskın geldiği şehirdir İstanbul. Martıları serseri, kedileri obezdir. Kuru ekmeğe, burun kıvırır kediler. Kedilerin yedikleri önlerinde, yemedikleri de arkalarındadır. Şu şehirde “aç ve susuz insan vardır ama aç ve susuz kedi yoktur” bundan eminim. Piknik alanında bir kedi, önüne atılan köfteye baktı, sonra atana baktı, yine  köfteye baktı. “Yiyelim bari, ayıp olmasın” dercesine tembelce ısırmaya başladı. Bir ara kedinin “köfte böyle mi pişer” demesini ciddi ciddi bekledim. “Dağı taşı altın” diyorum. İstanbul'da okuyan çocuğum “yok baba, dağı taşı enflasyon” diyor. Zamane gençliği “aylığımı arttır baba“ demenin yollarını çok iyi biliyor.

“Sen gelmez oldun” şarkısını İstanbul'un içinde söylemenin ayrı bir burukluğu var. Yemen’de söylemeyi anlarım da “yanında, gözlerine bakarken, aynı safta “sen gelmez oldun” demek acayip oluyor. “Sana ne oldu bele (böyle) yar! Sana bele  ne oldu Üsküdar.”

Şort giyen erkek bacakları görmekten kötü oldum. Sigara  bu kadar çok mu içilirmiş burada? Kafelerde çayhanelerde oturanların, yürüyenlerden daha çok olduğu şehirdir bu. Herkes oturup bir şey yiyor, içiyor,  sigara tüttürüyorsa, kim çalışıyor, kim ter döküyor, kim bulaşıkları kaldırıyor?  Bu iki denizin birleştiği şehirde...

Niyazi Mısri “Cemali zahir olsa, tez celali yakalar anı/ Görürsün, bir gül açılsa, yanında har(diken) peyda olur” der. “Yâ Ze’l-Celali ve’l-İkram-Ey celal ve ikram sahibi olan Allah” diye sesleniriz. Önce celal sonra ikram yani cemal gelir. Önce emek, sonra yemek. Önce, “yazın başın pişecek; sonra, kışın aşın pişecek.” Önce zahmet sonra rahmet; önce kış, sonra bahar!

Beyaz kuğuların şehrine, “celal cemal koalisyonu”  gözüyle bakılırsa, yaz-kış terleten şu Hüdayi yokuşu ve İstanbul'un cefası bile güzelleşiyor. Denizde, “Hüdayi Yolu” var mı? Tecrübe etmedim, bilmiyorum ama “Hüdayi Yokuşu” hatta “Hüdayi Yokuşları” çoktur İstanbul’da.

Kaynak: Adem Şahin, Altınoluk Dergisi, Sayı: 476

İslam ve İhsan

İSTANBUL’DA GEZİLECEK YERLER

İstanbul’da Gezilecek Yerler

İSTANBUL’DAKİ BÜTÜN TEKKELERİN İSİMLERİ VE YERLERİ

İstanbul’daki Bütün Tekkelerin İsimleri ve Yerleri

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.