İsraf Neden Hem Bireye Hem Topluma Zarar Verir?

Müslüman hayatında tasarruf ve ölçülü yaşam neden önemlidir? İsraf, uhrevî ve dünyevî hayatımızı nasıl etkiliyor?

İsraf sözlükte; “aşırı olmak, sınırı aşmak, ihtiyaçtan fazla tüketmek, gereksiz yere harcama yapmak, savurganlık etmek” mânâlarında kullanılır.[1]

İSRAF NEDEN HEM BİREYİ HEM TOPLUMU ETKİLER?

Sahip olduğumuz her çeşit değeri, keyfî şekilde kullanmak anlamında olan israf, hem kişilerin hem de toplumun dengesini bozar. Kişileri ve toplumu huzursuzluğa sevk eder.

Müslüman, dünyaya başıboş yaşamaya gelmiş bir varlık değildir. O, bu dünyada bir yolcu ve emanetçidir. Mülkün gerçek sahibi olan Allah, kullarına bu dünya ve içindeki bütün nîmetleri, geçici bir emanet olarak vermiştir. İnsan, bu hayatı boyunca dünyadaki imkânlardan istifade eder ve bunu yaparken de aldığından daha çok vermenin derdinde olur. O, Allah Teâlâ’nın yüklediği halifelik vazifesi ve sorumluluğu gereği dünyayı yok eden değil, îmar ve ihyâ eden olmalıdır.

Müslüman Hayatında Tasarruf ve Ölçülü Yaşam Neden Önemlidir?

Müslüman, vasat ümmet olmanın[2] gereği olarak îtidal/denge insanıdır. Çalışıp kazanırken de dünya hayatını nihâî gaye olarak görmez. Dünyadaki rahat ve konforu için sınır tanımadan, her şeyi helâl ve meşrû görerek yaşamaz. Kazandığı ve sahip olduğu şeyleri harcarken veya tüketirken de sadece arzu ve isteklerine göre hareket etmez; belli sınırları ve kendini bağlayan birtakım kâide ve ölçüleri vardır.

O, Allâh’ın kendisine ihsân ettiği helâl ve meşrû şeyleri kendisine haram etmediği[3], îtidalli bir şekilde bunlardan istifade ettiği gibi; haram kıldığı gayr-i meşrû sınırlara da yaklaşmaz, hattâ haram olup olmadığı şüpheli olan şeylerden bile olabildiğince uzak durur.

Müslüman, insan olmanın tabiî îcâbı olarak yer, içer, giyinir, mülk sahibi olur, evlenir. Ama bütün bunları yaparken israf ve gösterişten uzak durur. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu konuda:

“Yiyiniz, içiniz, sadaka veriniz ve giyininiz. Ancak kibirlenmeyiniz. Şüphesiz Allah, nîmetinin eserini kulunun üzerinde görmek ister.” buyurmaktadır. (Buhârî, Libâs, 1; Nesâî, Zekât, 66)

Kur’ân-ı Kerîm aşırı harcamayı da aşırı kısmayı yani cimriliği de hoş karşılamaz:

“Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme, büsbütün de açıp savurgan olma, yoksa pişman olur, açıkta kalırsın.” (el-İsrâ, 29)

Bu ve benzeri âyet-i kerîmeler ile hadîs-i şerîfler, mü’minlerin kılavuzudur. Müslümanlar olarak hayatımızın esaslarını Kitap ve Sünnet’in çizdiği çerçeve ile belirleriz. Batıdan yahut doğudan gelen fikir akımları, sapkın ideolojiler ve moda rüzgârları bizim rotamızı şaşırtamaz, değerlerimizi aşındıramaz! Ancak bu ideal bakış ve hayat tarzı, bugün maalesef yıpranmıştır. Şahsî görüşlerimizi, ailemizi, sokağımızı, ülkemizi “çağdaş batı kültür ve değerleri” esir almıştır. Bu bâtıl inanç ve kokuşmuş ahlâk yapısı, her gün birbirinden acı manzara ve fâcialara sebep olmaktadır. Başta Müslümanlar olmak üzere bütün insanlık, hakikî saadet ve huzur için kendini bu cendereden kurtarmaya çalışmalıdır.

Modern Hayatta İsraftan Kaçınmak Mümkün mü?

Batı, üreten değil, tüketen insanı sever. Yöneten değil, kendisine tâbî olan; düşünen değil, kendi buyruklarına sorgusuz şekilde aklını ve gönlünü teslim eden kişi ve topluluklardan hoşlanır. Batı toplumu ve değerleri, insanları açgözlü olmaya, nereden kazandığına bakmaksızın kazanmaya ve nereye zarar verdiğini düşünmeksizin harcamaya teşvik eder. Bindiği dalı kesmek pahasına, dünyayı toptan bir yok oluşa doğru sürükler, bu anlayış… Geleceği, sonraki nesilleri, hattâ insan dışındaki varlıkları düşünmeden sadece içinde yaşanan “ân”a ve “kendine” yönelen, bencil, açgözlü ve sınır tanımayan insanlar, bir müddet sonra vahşileşirler; insanlığın ve dünyanın felâketi hâline gelirler.

Bu yüzden hayatımızı, harcamalarımızı ve dünyaya bakışımızı tekrar gözden geçirmeye ihtiyacımız var. Hayatımızdaki israfları sıfırlayamasak bile, asgariye indirmemiz gerekiyor.

Hiç ihtiyaç olmadığı hâlde alınan yiyecekler, giysiler, eşyalar… Son model arabalar, kışlık-yazlık evler, lüks içinde paralarını çılgınca israf eden insanlar bir yanda…

Bir yanda da açlıktan kıvrananlar, ısınmak için soba bulamayanlar, sobayı bulup yakacak bulamayanlar, yiyecek bulup onu pişirecek tüp bulamayanlar, sokakta giyecek ayakkabısı olmadığından pet şişelerden terlik yapanlar ve daha niceleri… Ve dahî Gazze… Yiyecek bulamadıklarından dolayı bir deri bir kemik kalmış her yaştan insanlar!..

Hâlbuki biz Müslümanlar, vakıf ve infak medeniyetinin kurucuları ve en güzel temsilcileriydik. Alın teriyle üretip helâlinden kazanan, ihtiyacından fazlasını cömertçe paylaşan bir medeniyetin çocuklarıydık. Biz ne ara bu utanç verici hâle geldik?

Her konuda israftan uzak durmalı ve tasarrufa yönelmeliyiz. Boşa akan su damlasından, boş yere yanan bir ampule kadar… Enerji tasarrufu şart!

Bugün bilim ve teknolojinin getirdiği geniş imkânlar, maalesef lüks, moda, şov ve gösteriş uğruna israf edilmektedir. İsraf denince sadece yemek, içmek ve kıyafet boyutu anlaşılıyor. Oysaki israfın girmediği alan yok! Meselâ insan israfı, ömür israfı, duygu-ruh israfı, beyin-zihin-akıl israfı, sevinç-şevk ve heyecan israfı, sağlık-sıhhat-beden israfı gibi daha pek çok israf çeşidi var hayatlarda…

Yanlış eğitim politikaları, özentiler, anne-babaların ve çocukların yanlış meslek ve kariyer tercihleri “insan israfı”nın en önemli sebepleri… Bazen bir nesil, birkaç kişinin düşünmeden ve beceriksizce verdiği kararların kurbanı oluyor!..

Aynı şekilde dünya ve âhirete faydası olmayan kısır tartışmalar, sosyal medya hesaplarında geçirilen saatler, kahvehane lakırdıları, dedikodu-gıybet meclisleri, bitip tükenmek bilmeyen diziler, filmler, maçlar, eğlence programları… Zaman ve ömür israfı…

Gereksiz korkular, gelecekle ilgili devamlı pompalanan endişe ve kaygılar, insanların ruh dünyasını alt üst eden -fert ve devlet bazında, çoğu gereksiz harcamalar sonucu ortaya çıkan- ekonomik dertler, İslâm ahlâkından uzaklaşmanın getirdiği aile, akraba ve komşular arasındaki kavga ve gürültüler ve bütün bunların neticesinde meydana gelen depresyon ve cinnet hâlleri… Hastalıklar, ilaçlar vs.

Aklımızı çelen, bizi batıya kul ve köle yapan, bilim ve teknoloji üreten değil tüketen olmaya mecbur bırakan kitaplar, okullar, sanatçılar, enstitüler, düşünce akımları… Aynı şekilde burçlar, kehanetler, falcılar, duygu ve hayal istismarcıları… Dîni, Allâh’ın öğrettiği şekilde değil de kendi hevâ ve heveslerine göre şekillendirip insanların mâneviyatını sömüren art niyetli, fırsatçı din tâcirleri… İnsanların iç dünyasındaki tabiî eğlence hissini, içkiye, fuhşa, küfür ve isyana bulaştıran şairler, yazarlar, şarkılar, türküler ve sanatçılar… Bunları okuyup dinlemek ve seyretmek için ayrılan vakitler…

“Görsünler!”, “Desinler!” Diye Yapma!

“Görsünler!”, “Desinler!” diye, bir düğünü daha debdebeli hâle getirmek için yapılan israf ile birçok fakir ailenin yüzünün gülebileceği; içki, kumar ve uyuşturucuya ayrılan paralar ile toplumun huzur ve refahına dönük nice hizmetler yapılabileceği de başka hakikatler…

Gerçekten hayatımızı ve enerjimizi emen maddî-mânevî o kadar çok sülük var ki… Hangisinden, ne kadar kendimizi kurtarabilirsek o kadar bahtiyar olacağız!

Bu hayata bir defa geldik, bu dünyada bir defa yaşıyoruz ve her ânımızın, emanetçi olduğumuz her nîmetin ayrı ayrı hesabını vereceğiz. Ömür, âhirette Cennet’i kazanmak için elimizdeki tek sermayemiz. Onun her bir parçasını, her saatini, dakikasını en güzel ve en verimli şekilde değerlendirmeye çalışmak lâzım. Unutmayalım ki Allah Teâlâ, her hususta aşırı gidenleri, israfçıları ve savurganları sevmez![4] Çünkü böyleleri şeytanların kardeşleridir, dostlarıdır.[5]

Dipnotlar:

[1] Hüseyin K. Ece, İslâm’ın Temel Kavramları, İstanbul 2013, 302.

[2] Bkz. el-Bakara, 143.

[3] Cenâb-ı Hak, şöyle buyurmaktadır: “De ki: «Allâh’ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı?» De ki: «Onlar, dünya hayatında, özellikle kıyamet gününde mü’minlerindir. İşte bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz.” (el-A‘râf, 32; ayrıca bkz. el-Mâide, 87)

[4] Bkz. el-Mâide, 87, el-A‘râf, 31.

[5] Bkz. el-İsrâ, 26-27.

Kaynak: Nurten Selma Çevikoğlu, Altınoluk Dergisi, Sayı: 476

İslam ve İhsan

YEME-İÇMEDE İSRAF

Yeme-İçmede İsraf

İSRAF ETMEMEK NEDEN HEM BEREKET HEM İBADET OLUR?

İsraf Etmemek Neden Hem Bereket Hem İbadet Olur?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.