İslam’da Vasiyetin Hükmü Nedir?

Dinimize göre vasiyetin hükmü nedir? İslam’da vasiyetin hükmü ve çeşitleri.

Vasiyetin hükmü müstehap veya menduptur. Ancak bu durum isteğe bağlı, ölüm sonrası mal bağışı ile ilgilidir. Diğer yandan, üzerinde ödemesi gereken borç olan veya başkasına ait bir emanet bulunan yahut da yerine getirilmesi farz olan bir ibadeti yapmayı üstlenen kişinin vasiyette bulunması farz hükmündedir.

Vasiyet, sağlığında iken başkasına yapılan bağışın benzeridir. Aralarındaki fark, vasiyetin ölümden sonraya yönelik olmasından ibarettir. Mal üzerindeki vasiyet farz olsaydı, buna bütün sahabenin uyması gerekirdi. Halbuki sahabilerden vasiyet yapanlar olduğu gibi yapmayanlar da vardı. Yukarıda da belirttiğimiz gibi önceleri anne, baba ve yakın hısımlara vasiyet farz iken miras âyetleri ile bu farzlık kaldırılmış ve serbest iradeye bağlı güzel bir amel olarak kalmıştır.

Diğer yandan vasiyetin fakir olan ve mirasçı da olamayan yakınlara yapılması daha faziletlidir. Çünkü iyilik yapmaya en yakınından başlamak aynı zamanda aile içi dayanışma ve yardımlaşma demektir.

Kur’ân-ı Kerîm’de yakınlara yardımı emreden çeşitli âyetler vardır. Bazıları şunlardır:

“Akrabaya, fakir ve yolcuya hakkını ver, fakat saçıp savurma.”[1]

(Onlar, Allâh’ın rızasını gözeterek) hısımlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan verirler.”[2]

“Akrabalar (mirasta) Allâh’ın kitabında birbirlerine diğer mü’­minlerden ve muhacirlerden daha yakındır. Ancak yakın dostlarınıza bir iyilik yapmanız durumu müstesnadır.”[3] Burada velîlere (yakın dostlara) iyilikte bulunmak vasiyet olarak tefsir edilmiştir.

VASİYETİN HÜKÜM BAKIMINDAN ÇEŞİTLERİ

İslam hukuku açısından vasiyetin hüküm bakımından çeşitleri:

1) Farz Vasiyet

Emânetlerin, belgeye bağlanmamış olan borçların yerine verilmesini ve ifa edilmemiş olan farzların yerine getirilmesini vasiyet etmek farzdır. Zimmet borcu olan zekât, hac, kefaretler ve oruç fidyesi bu niteliktedir.

Şâfilere göre, borç, emanet ve âriyet gibi hakların yerine getirilmesini vasiyet etmek sünnettir. Ancak başkalarının bilmediği bir emânet ve gasp gibi bir hak varsa bunun vasiyet edilmesi ise farz hükmünde olur.[4]

2) Müstehap Vasiyet

Mali durumu elverişli olan mü’minin, mirasçı olmayan yakınlarına, yoksullara ve hayır kurumlarına vasiyette bulunması müstehaptır.

3) Mübah Vasiyet

Hısımlardan vaya yabancılardan zengin olanlar için vasiyette bulunmak mübahtır.

4) Mekruh Vasiyet

Mirasçıları fakir olanların, mallarını vasiyet etmeleri mekruhtur. Çünkü Allâh’ın elçisi Sa’d İbn Ebî Vakkas’a, mirasçıyı başkasına muhtaç bir durumda bırakmak yerine varlıklı olarak bırakmanın daha hayırlı olduğunu belirtmiştir.

Diğer yandan Hanefîlere göre akrabadan olsun yabancı bulunsun fısk ve fücur ehli kimseler lehine vasiyet yapılması tahrîmen (harama yakın) mekruh sayılmıştır.

Bazı durumlarda vasiyet haram hükmünde olur. Kilise veya havra yapılması ya da bunların tamiri, Tevrat veya İncil’in yazımı ya da bunların okunmasını vasiyet etmek, topluma zararlı ilimlerin yayılmasına veya genel ahlâkın bozulmasına yönelik vasiyetlerin yapılması bu niteliktedir.

Diğer yandan hayır ve iyilik yapma işini ölümden sonraya geciktirmek yerine sağlığında iken bağış yoluyla bunu gerçekleştirmek daha faziletlidir. Çünkü sağlığında iken verilen mal, servetin kullanımında etkili olan bir eksikliktir. Vasiyette ise malın eksilmesi ölüm sonrası olacak ve mal sahibini değil de mirasçıları etkileyecektir. Nitekim Allâh’ın Rasûlü’ne hangi sadakanın daha üstün olduğu sorulunca şu cevabı vermiştir: “Sağlıklı, mala karşı tutkun, zengin olmayı isteyip yoksul olmaktan korktuğun zamanlarda tasaddukta bulunmandır. Sen, tasadduk işini ölüm kapına gelince; “filana şunu, falana şunu veriyorum, filanın da şu hakkı vardı.” diyeceğin zamana kadar erteleme.”[5]

Dipnotlar:

[1]. İsrâ’, 17/26. [2]. Bakara, 2/177. [3]. Ahzâb, 33/6. [4]. bk. Kâsânî, el-Bedâyî’, VII, 330 vd.; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, VI, 648 vd.; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-Müctehid, II, 328; Zühaylî age, VIII, 12. Bilmen, age, V. 120. [5]. Buhârî, Vesâyâ, 7; Müslim, Zekât, 92; Ebû Dâvûd, Vesâyâ, 3; Nesâî, Zekât, 60; İbn Mâce, Vesâyâ, 4.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, Erkam Yayınları

VASİYET NE DEMEK?

Vasiyet Ne Demek?

VASİYET NEDİR, ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

Vasiyet Nedir, Çeşitleri Nelerdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.