İslam’da Borç Ödemelerinde Enflasyon Farkı Alınabilir mi?

İslam’da borç ödenirken enflasyon farkı hesaplanabilir mi? Dr. Ahmet Hamdi Yıldırım açıklıyor.

İSLAM FIKHI AÇISINDAN BORÇLANMALARDA ENFLASYON FARKI

Borç, kişileri birbirlerine karşı bir şey yapmak veya vermekle yükümlü kılan hukukî ilişki veya bu ilişkinin doğurduğu yükümlülük anlamına gelen bir hukuk terimidir.

Hukuk dilinde üç ayrı anlamda kullanılan borç kavramı, bir şahsın, diğerine karşı, bir şeyi yapmak veya yapmamak yükümlülüğünü; daha dar manada, alacaklının borçludan istemeye yetkili, borçlunun da yerine getirmek zorunda olduğu bir tek edimi içine alan hukukî ilişkiyi ifade eder. En dar manasıyla borç, yalnızca para mükellefiyetini ifade etmektedir ki Türkçede daha çok bu anlamda kullanılmaktadır.

Karz Ne Demek?

Birinin diğerine, kullanılmakla tükenen mislî bir malı, daha sonra emsalini geri ödemek üzere vermesine karz (ödünç/borç verme) denir. Buna göre karz, para veya altın, gümüş, buğday, arpa gibi mislî bir malın, bir müddet sonra mislinin geri verilmesi üzere ödünç olarak verilmesidir.

Kur’ân’da, Allâh rızasını kazanmak amacıyla, ihtiyaç sahiplerine ödünç vermek teşvik edilmiştir. (Bakara, 24 S; Maide, 12; Hadid, 11, 18; Müzzemmil, 20) Hz. Peygamber de, borç vermenin, sadaka vermekten daha faziletli ve güzel olduğunu bildirmiştir. (Ibn Mâce, Sadakat,19)

Ödünç verme, Allâh rızası için yapılmalı, bir şeye karşılık olmamalı, bir menfaat şart koşulmamalıdır. Borç karşılığında sağlanan menfaat faiz olup; helâl değildir. Ancak borç verirken böyle bir şart koşulmadığı halde, borçlu daha iyisini öderse veya hediye verirse, o bölgede böyle bir gelenek bulunmaması şartıyla bu fazlalık helâldir. Hatta Hz. Peygamber bunu tavsiye etmişlerdir. (Müslim, Müsakat, 22)

Borç ilişkilerinde tarafların hak ve borçlarını açık ve ayrıntılı bir şekilde belirleyerek sözleşme yapmaları, sözleşme şartlarına uymaları, hiçbir şekilde diğer tarafa akit dışı, makul olmayan bir zarar vermemeleri, İslâm’ın öngördüğü temel ilkelerdendir. Hâlbuki enflasyonun yüksek olduğu yerlerde para önemli ölçüde değer kaybettiğinden, vadeli para borcunda bu kaybın telafi edilmeyip aynen ödenmesi halinde, alacaklıya hak etmediği bir zarar yüklenmiş olmaktadır. Bu da, İslâm’ın tavsiye ettiği borç verme ve yardımlaşma gibi ahlakî meziyetlerin zayıflamasına, faiz ve haksız kazanç gibi temel yasakların ihlâlinin yaygınlaşmasına sebep olmaktadır.

Enflasyon Ortamında Borç İlişkileri

Enflasyon, piyasadaki arz-talep dengesinin bozulması, piyasada tedavül eden paranın çoğalması, bütçe açığı gibi birçok sebepten kaynaklanan, paranın satın alma gücünün zayıflaması veya para ve para hükmündeki nominal millî değerin tedavüldeki reel millî değere oranla artması demektir.

Klasik fıkıh kitaplarında, mana bakımından enflasyona çok yakın olan altın, gümüş ve madenî paraların birbirlerine karşı değer kazanması veya kaybetmesi konusu ele alınmıştır. İmâm Ebû Hanîfe ve İmâm Şafi’ye ve Ahmed b. Hanbel ile İmâm Mâlik’ten gelen bir görüşe göre, paranın değerinin düşmesi veya yükselmesi, borçların ödenmesinde dikkate alınmaz. Zira bunların misilleri, zimmette borç olarak tahakkuk etmiştir; değer değişiklikleri dikkate alınmaksızın, misli ödenmekle borç ortadan kalkar, İmâm Ebû Yûsuf ile Han- belîlerden rivayet edilen bir görüşe göre ise, değer değişikliklerinde, borcun akit günündeki kıymeti üzerinden ödenmesi gerekir. Şafiilerden de böyle bir söz rivayet edilmiştir.

Günümüzde, para sistemi değişmiş, kâğıt para rejimi benimsenmiştir. Bu sistemde, kâğıt para ile yapılan muamelelerde, paranın üzerinde yazılı rakam değil, her birinin temsil ettiği değer esas alınmaktadır. Başka bir ifadeyle para, ancak satın alma gücü oranında değere sahiptir. Satın alma güçleri düştükçe değerleri de düşmüş olmaktadır. Buna göre, borçların ödenmesinde, alınan değer ile verilen değer arasında denklik sağlanması gerekir. Bu amaçla paranın enflasyon sebebiyle kaybettiği değer farkının ödenmesi faiz değildir. Aksine olarak, paranın satın alma gücü düştüğü halde, borcun eski değeri üzerinden ödenmesi, alacaklıya zarar vermektir. Hâlbuki, zarar vermek de, zarara karşılık zarar vermek de dinimizde yasaklanmıştır. (ibni Mace, Kitabu’l-Ahkam, 17, No: 2340, 2341; Ahmed, Müsned, V/326, No: 22830)

Ancak, burada değer kaybının neye göre tespit edileceği problemi ortaya çıkmaktadır. Bunda, altın, gümüş, döviz veya enflasyon oranı esas alınabilir. Altın, para olarak kullanıldığı dönemlerde altının esas alınması uygun görülmekle birlikte, altın ve gümüşün para olmaktan çıkarak birer meta olduğu günümüzde, paranın değer kaybının altına göre hesaplanması hatalara yol açabilir. Dövizin esas alınması durumunda, esas alınan dövizin ülkesinde, az da olsa, enflasyon bulunduğundan hatalı sonuca ulaşılabilir. Ayrıca dövizin esas alınması, başka bir ülkeye ekonomik yönden bağımlılık manası taşımaktadır. Bu sebeple, değer kaybının enflasyon sebebiyle meydana geldiği de göz önünde bulundurularak, bu değer farkının enflasyon oranına göre tespit edilmesi uygun olacaktır.

Kaynak: Diyanet Dergi

ENFLASYON FARKINDAN ARTAN TAKSİTLİ TOKİ SATIŞI CAİZ MİDİR?

Enflasyon Farkından Artan Taksitli Toki Satışı Caiz midir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.