İslam’da Ahirete İman

Ahiret ne demektir? Kıyamet ne zaman kopacaktır? Öldükten sonra dirilmek var mı? Ahirete imanın faydaları nelerdir? Amel defteri nedir? Ahirette hesap nasıl olacak? Peygamberimiz (s.a.s.) şefaat edecek mi? İslam’da ahirete iman hakkında merak edilenleri yazımızda okuyabilirsiniz...

İmanın altı şartından birisi de ahirete inanmaktır.

İSLAM’DA AHİRETE İMAN

Ahiret Ne Demektir?

Allah’tan başka her şeyin bir sonu vardır. Dünyanın da bir gün sonu gelecek, o da canlılar gibi bir gün yok olacaktır. Hiç ölmeyecek, baki kalacak, yalnız Allah’tır.

Dünyanın sonu gelince, Allah Teala İsrafil’e (as.) emredecek, o da “Sûr”a üfürecektir. Bu üfürüşle yer yerinden oynayacak ve bütün canlılar ölecektir. Ancak Allah’ın istedikleri kalacak, onlar da daha sonra öleceklerdir. İşte dünyanın sonu budur.

Kur’an-ı Kerim’de kıyamet günü şöyle anlatılır:

“Ey insanlar, Rabbinizden korkun. Çünkü kıyamet gününün sarsıntısı müthiş bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiğinden vazgeçer. Her gebe kadın çocuğunu düşürür. İnsanları da sarhoş bir hâlde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir, fakat Allah’ın azabı çok şiddetlidir.” (22/Hacc, 1-2.)

Kıyamet Ne Zaman Kopacaktır?

Kıyametin kopacağı muhakkak olmakla birlikte zamanını Allah’tan başka kimse bilemez. Peygamberimiz de bu hususta bilgisi olmadığını söylemiştir.

Kesin olarak bilinen bir şey varsa o da, bir gün yer ve göklerin düzeni bozulacak, güneş dürülüp sönecek, yıldızlar dağılıp dökülecek, denizler kaynayıp birbirine karışacak, dağlar birbirine çarparak parçalanacak ve her şey altüst olup bütün âlem (evren) yıkılacaktır. Bunda şüphe yoktur. Çünkü bunu Kur’an-ı Kerim bildirmiş, peygamberimiz de haber vermiştir.

Öldükten Sonra Dirilmek

Kıyamet koptuktan sonra her şey yok olacak, Allah’tan başka hiç bir canlı kalmayacaktır. Evren bir süre böyle bomboş kaldıktan sonra Allah, İsrafil’i (as.) yaratacak, ikinci kez “Sûr”a üfürmesini kendisine emredecektir. İsrafil (as.) ikinci kez “Sûr”a üfürünce bütün yaratıklar yeniden dirilecek, kabirlerinden kalkıp mahşer yerinde toplanacaklardır. Buna, “Öldükten sonra dirilme” denir. Hesap, sual, mizan, sırat, cennet ve cehennem bundan sonradır.

İşte bu yeniden diriliş ile başlayan ve sonsuza kadar devam edecek olan zamana “Ahiret Günü” denir.

Ahiret gününe iman etmek, bunlara inanmak demektir. Bunların hepsi haktır, hepsi olacaktır.

“Öldükten sonra dirileceğimizi aklımız almıyor” diyenler vardır. Bunlar dünyaya nasıl geldiklerini düşünmemişlerdir. Hiç yokken bizi yaratan Allah, öldükten sonra tekrar diriltmeye kadirdir. Kur’an-ı Kerim, öldükten sonra diriltmenin, hiç yokken var etmeye nisbetle daha kolay olduğunu bildirmektedir. Gerçi kolaylık ve zorluk bize göredir. Allah için bunlar söz konusu değildir. O’nun bir şeye sadece “ol” demesi yeterlidir, o, hemen oluverir.

Ahirete İmanın Faydaları

Öldükten sonra tekrar dirileceğine ve dünyada yaptıklarının hesabını bizzat Allah’a vereceğine inanan bir insan, Allah’ın emirlerini dinler, yasaklarından sakınır. Peygamberimizi örnek alarak onun sünnetine uyar, güzel ahlakıyla ahlaklanmaya özen gösterir. Ailesine, milletine ve vatanına karşı tüm görevlerini yerine getirir. Akraba ve komşularına iyi davranır. Hile ve haksızlıktan, başkalarını aldatmaktan sakınır. Elinden geldiğince herkese iyilik yapmaya çalışır.

Hesap gününde değil yaptıklarından, içinde sakladıklarından da sorguya çekileceğine inanan bir insan, davranışlarına dikkat edeceği gibi, kalbini de her türlü kötü duygulardan arındırmaya çalışır.

Ölüm, Kabir ve Kıyamet

Ölüm: Her canlı bir gün ölecektir. Bu, Allah’ın emridir. Ancak hiç kimse nerede ve ne zaman öleceğini bilemez. Yaşlandıktan sonra ölenlerimiz olduğu gibi, çok genç yaşta bu acıyı tadanlarımız da vardır.

Ölmek, ruhun, bedeni terk etmesi ve insanın bu dünyadan ahirete göç etmesi demektir.

Konu ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

“Her canlı ölümü tadacaktır. Şüphesiz kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Bu dünya hayatı ise aldatma metaından başka bir şey değildir.” (3/Âl-i İmrân, 185.)

Kabir: Ölen kimsenin konulduğu (defnedildiği) yer demektir. Buna mezar da denir. Burası dünya hayatıyla ahiret hayatı arasında bir geçiş yeridir.

Kabirde sual haktır. Ölü, kabre konulduğunda kendisine iki melek gelir. Bunlara, “Münker-Nekir” denir. Ölüye, “Rabbin kim? Peygamberin kim? Dinin ne?” diye sorarlar.

Mümin olan kimse bu sorulara, “Rabbim Allah, peygamberim Muhammed (as.), dinim İslam” cevabını verir. Melekler bu cevabı alınca sevinir ve ölüyü kutlarlar. Artık kabir bu kimse için cennet bahçelerinden bir bahçe olur ve o, cennet hayatının tadını daha burada iken tatmaya başlar.

İnanmamış olan ise bu sorulara cevap veremez. Bu kimse için kabir, cehennem çukurlarından bir çukur olur ve o, cehennem azabının acısını burada tatmaya başlar. Nitekim Peygamberimiz bu konuda,

“Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe yahut cehennem çukurlarından bir çukurdur.” (Tirmizî, “Kıyame”, 26.) buyurmuştur.

Sual için kabir şart değildir. Herhangi bir şekilde ölmüş ve kabre konulamamış olanlara, mesela suda boğulmuş veya yanıp kül olmuş olanlara da sorulur.

Ancak, peygamberlere ve çocuk yaşta ölmüş olanlara sual yoktur.

Mahşer: Öldükten sonra dirilen insanların toplanacağı yer demektir.

Kabirlerinden kalkacak olan insanların mahşer yerine gelmeleri kolay olmayacaktır. Dünyadaki ibadet ve iyiliklerine göre bir kısmı en süratli bir şekilde mahşer yerine gelirken, yaya olarak hatta yüzüstü sürünerek gelecek olanlar da vardır.

Mahşer yerinde toplanan insanların bir kısmı Arş’ın gölgesinde gölgelenecek, bir kısmı da günahları nisbetinde terlere boğulacaklardır.

Kıyamet günü öyle bir gündür ki bugünün dehşetinden peygamberler bile Allah’a sığınmışlardır.

Bugün herkese kendi derdi yetecek, yanı başında bulunacak en yakını ile bile ilgilenme imkânı bulamayacaktır.

Kur’an-ı Kerim’de bugünden şöyle söz edilmektedir:

“O gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır. O gün birtakım yüzler parlak, güleç ve sevinçlidir. Yine o gün birtakım yüzleri de keder bürümüş, hüzünden kapkara kesilmiştir. İşte bunlar, kâfirlerdir, günahkârlardır.” (80/Abese, 34-42.)

Kıyamet günü, ödül ve ceza günüdür. Allah’a inanıp O’nun buyruklarına uyanlar ve yasaklarından sakınanlar, o gün Allah tarafından ödüllendirilecek, inanmayanlar ise cezalandırılacaklardır. İnsanın dünyada yaptığı en küçük iyilik karşılıksız bırakılmayacak, zerre kadar kötülük de unutulmayacaktır.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:

“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.” (99/Zilzâl, 7-8.)

O gün Müminler sevinecek, kâfirler ise “Keşke toprak olaydık” diyeceklerdir.

Amel Defteri

Mahşer yerinde toplanan insanlara, dünyada yaptıkları iyilik ve işledikleri kötülüklerin yazılı olduğu amel defterleri dağıtılacaktır. Dünyada Kirâmen Kâtibîn meleklerinin yazıp hazırladıkları bu defterlerde insan iyi veya kötü her ne yapmış ise hepsini bulacak ve “Vay hâlimize, bu nasıl kitapmış, küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın (yaptıklarımızın) hepsini sayıp dökmüş...” (18/Kehf, 49.) diyeceklerdir. Bu defterler, cennetlik olanlara sağ taraflarından, cehennemliklere de sol taraflarından verilecek ve “Kitabını oku, bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.” (17/İsrâ, 14.) denilecektir.

Hesap

İnsanlar mahşer yerinde uzun süre kalacaklar, sabırsızlıkla ve heyecanla hesabın başlamasını bekleyeceklerdir. Nihayet peygamberimizin Allah’a yalvarmasıyla hesap başlayacaktır. Hiç kimsenin hakkı kaybolmayacak ve hiç kimseye de haksızlık yapılmayacaktır.

Peygamberimiz, o gün “Kişi ömrünü ne yolda tükettiğinden, vücudunu nerede yıprattığından, malını nerede kazanıp nereye harcadığından, bildiği ile ne amel ettiğinden sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılamayacağını” (Tirmizî, “Kıyame”, 1.) bildirmişlerdir.

Mizan: Hesap görüldükten, alacaklılara hakları verildikten sonra herkese dünyada yaptığı iyilik ve kötülüğü bildirilmek üzere mizan, keyfiyeti Allah tarafından bilinen bir terazi kurulur. Burada kişinin yaptığı iyilikler ve kötülükler tartılır. İyiliği ağır gelenler kurtulur, kötülüğü ağır basanlar ise perişan olurlar. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

“O gün kimin tartıları ağır gelirse, işte o, hoşnut edici bir yaşayış içinde olur. Tartıları hafif olana gelince işte onun anası (yeri yurdu) Hâviye’dir. Nedir o Hâviye bilir misin? Kızgın ateş.” (101/Kâri’a, 6-11.)

Sırat: Sırat, cehennem üzerine kurulmuş kıldan ince ve kılıçtan keskin bir köprüdür.

Bu köprüden nasıl geçilecek? Evet, Müminler köprüden geçerken köprü onlara amelleri nisbetinde genişleyecek, rahat bir şekilde geçeceklerdir. İnanmayanlar ise köprüden geçemeyecekler, cehenneme düşeceklerdir.

Cennet ve Cehennem

Cennet, mükâfat yeridir. Allah Teala buraya kendisini tanıyan, emirlerine uyup yasaklarından sakınanları koyacaktır. Cennete giren, orada istediği her nimeti bulacaktır. Müminler, Allah’ın cemalini burada görecekler ve temelli olarak cennette kalacaklardır.

Cehennem ise azap yeridir. Allah Teala’yı tanımayanlar ve O’na karşı gelenler, burada bitmek tükenmek bilmeyen bir şekilde azap edileceklerdir. Müminlerden günahkâr olup affedilmeyenler de günahları nisbetinde azap gördükten sonra cehennemden çıkıp cennet’e gireceklerdir.

Cennet ile cehennem hâlen mevcut olup yerleri konusunda kesin bir bilgimiz bulunmamaktadır.

Allah’ın Rahmeti

Rahmet, “esirgemek ve korumak” demektir. Allah Teala bütün yaratıkları, özellikle insanları korur ve esirger. Çünkü O, “Rahman ve Rahim”dir. Rahman’dır, dünyada tüm yaratıklara merhamet eder. Rahim’dir, ahirette inananlara sonsuz rahmeti olacaktır. Cenab-ı Hakk’ın bu iki sıfatı besmelede yer almakta ve birçok ayette geçmektedir.

Allah’ın rahmeti her şeyi kuşatmıştır, var oluşumuz ve sayamayacağımız kadar nimetlere erişmiş olmamız, onun rahmetinin bir sonucudur.

Allah’ın biz kullarına olan merhameti yanında anne şefkati bile önemsiz kalır. Bir savaşta alınan esirler arasında emzikli bir kadın da vardı. Ancak bu kadın çocuğunu yitirmişti. O, göğsünde biriken sütü sağıyor, çocuklara veriyordu. Bu kadın esirler arasında çocuğunu bulunca hemen onu alıp bağrına basmış ve derin bir şefkâtle emzirmeye başlamıştı. Bunu gören peygamberimiz orada bulunanlara:

—Şu kadın çocuğunu ateşe atar mı, diye sordu.

—Hayır, gücü yettiği sürece atmaz, dediler.

Peygamberimiz,

—İşte Allah Teala kullarına bu kadının çocuğuna olan şefkatinden daha merhametlidir. (Buhârî, “Edeb”, 18.) buyurdu.

Allah, dünyada olduğu gibi ahirette de Mümin kullarına merhamet edecektir. Ahiretteki rahmeti, dünyadaki merhametine nisbetle daha çok olacaktır. Çünkü Allah Teala rahmetini yüze bölerek, birini yeryüzüne indirmiş, doksan dokuzunu ise yanında tutmuş, ahirete bırakmıştır. Bütün canlıların birbirlerine acımalarına, annelerin yavrularını şefkatle bağırlarına basmalarına, bu bir rahmet sebep olmaktadır.

Ahiret günü, Allah’ın Mümin kullarına olan merhametini gören inkârcılar bile ümitleneceklerdir.

Kıyamet Gününde Peygamberimizin Şefaati

Şefaat demek, günahkâr Müminlerin bağışlanmaları, günahsız olanların ise daha üstün dereceler almaları için peygamberlerin ve Allah’ın sevgili kullarının Allah’a yalvarmaları demektir.

Kıyamet günü Allah’ın izniyle bütün peygamberler şefaat edeceklerdir.

Kıyamet günü mahşer yerinde insanlar çok bunalacaklar ve kendilerine şefaatçi aramaya başlayacaklardır. Önce ilk insan ve ilk peygamber Âdem aleyhi’s-selam’dan başlamak üzere bütün peygamberlere başvuracaklardır. Peygamberlerin hepsi de kendilerine henüz izin verilmediğini söyleyerek şefaat edemeyeceklerini bildireceklerdir. Nihayet halk son peygamber Muhammed’e (sas.) gidecek ve şefaat etmesini isteyeceklerdir. O, Allah’tan izin aldıktan sonra şefaat edecek, hesap ancak bundan sonra başlayacaktır. Daha sonra da diğer peygamberler, Allah’ın sevgili kulları, şehitler, âlimler de şefaat edeceklerdir.

Peygamberimiz, o gün, imanla ölmüş olan herkese şefaat edecektir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:

“Kıyamet günü olduğunda ben şefaat ederim. ‘Ya Rabbi, gönlünde hardal tanesi kadar imanı olanları cennet’e koy’ diye dua ederim, bunlar, cennet’e girerler. Sonra ‘Ey Rabbim, hardal tanesinden az imanı olanları da cennet’e koy’ diye yalvarırım.” (Buhârî, “Tevhid, 36.)

Şefaati inkâr eden, şefaatten mahrum olur. Allah izin vermedikçe de kimse şefaat edemez.

Kaymak: İslam İlmihali, Diyanet

İslam ve İhsan

AHİRETE İMAN NEDİR?

Ahirete İman Nedir?

AHİRETE İMANIN FAYDALARI

Ahirete İmanın Faydaları

AHİRETE İMAN ETMENİN İNSAN HAYATI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ NELERDİR?

Ahirete İman Etmenin İnsan Hayatı Üzerindeki Etkileri Nelerdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.