İslam Nuruna Karşı Saldırılar
Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) yapılan iftiralar, İslâm nûruna karşı tarih boyunca süren saldırılar ve bu karşı duruşun sebepleri ele alınıyor.
İslâmiyet’in ve Fahr-i Kâinat -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in tanınması, bilinmesi, sevilmesi şu güruhları çok rahatsız ediyordu:
PEYGAMBER EFENDİMİZ’E YAPILAN İFTİRALAR
- Zulümlerine ve menfaatlerine halel gelmesini istemeyen zalimler...
- Ahlâksızlıkları, temelsizlikleri, koflukları İslâm nûrunun karanlığı dağıtmasıyla ortaya çıkacak olan sözde sanatçılar, sözde âlimler...
- Hasetçi bâtıl ve muharref din adamları...
- Mayaları küfür ve nifak ile yoğrulmuş, bed tıynetli; Ebû Lehebler, Ebû Cehiller ve cehâlet silsileleri...
Bu bedbahtlar, Fahr-i Kâinat -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e dâimâ iftiralarda bulundular.
Efendimiz’e baştan beri el-Emîn diyenler, yalancı demeye kalktılar.
Para ve servetlerini getirip O -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e emânet edenler, O’nun sâdıklığına o derecede inananlar; O’nun Allâh’a iftira ettiğini iddia ettiler.
Kâbe-i Muazzama’nın tamirinde, işin içinden çıkamayıp ellerin kılıçlara uzandığı hengâmda; Mescid-i Haram’ın kapısında görününce, hakem tayin ettikleri, zekâ ve fetânetini takdir ettikleri O zâta; «Mecnun, deli!» dediler.
Hiç şiir söylediğine şahit olmadıkları hâlde, Allâh’ın âyetlerini şiir olarak gösterebilmek için, O’na; «Peygamber değil, şair!» dediler.
Cenâb-ı Hakk’ın katından, âhiretten getirdiği müthiş mesajları inkâr edebilmek için, O -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e, öyle olmadığını bile bile; «kâhin» dediler.
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in şahsiyet güneşi, bütün bu dikenleri ve bataklıkları kuruttu ve tertemiz gönül topraklarından sahâbe-i kiram güllerini yetiştirdi.
Efendimiz’in asr-ı saâdette yaşadıklarına, ümmeti de tarih boyunca çeşitli ölçülerde mâruz kaldı.
İSLAM’A YÖNELİK SALDIRILAR
İslâm nûru tabiî şekilde, hâleler hâlinde zulmeti bertarâf ederken, muharref dinlerindeki makam ve mevkilerini kaybetmek istemeyen birtakım papaz ve patriklerin kışkırtmasıyla ardı ardına haçlı seferleri düzenlendi. Gemiler dolusu insana, İslâmiyet; karalanarak, akla hayâle gelmedik iftiralarla anlatıldı.
Yegâne tevhid dîni olan İslâm’a, putperestlik denildi.
Müslüman zimmetinde din hürriyeti ve huzur içinde yaşayan Rum ve Ermeni gibi hıristiyan milletlerin, işkence ve zulüm altında oldukları iftirası atıldı. Bu iftirayla geldikleri Kudüs havâlisinde haçlılar ne katliamlar yaptılar.
Ta Çanakkale Harbi’nde dahî, Hint bölgesindeki Müslümanlar; «Halîfeye yardıma gidiyoruz.» diyerek kandırıldı ve Müslümanların üzerine sürüldü.
Dün bilgi edinme vasıtaları mahdut iken, daha fütursuz iftiralar atıldı. Bugün ise; sanat, fikir hürriyeti, sinema, karikatür altına saklanarak saldırılar, hakaretler sürdürülmekte.
Alçakça hakaretler sık sık tedâvüle sokularak; Efendimiz’in üstün şahsiyetine, üsve-i hasenesine, azametli ve muhteşem ahlâkına hava ve su gibi muhtaç insanlığın; O’na akın akın, fevc fevc koşmasının önüne geçilmeye gayret edilmekte.
Çünkü biliyorlar ki; dînin, inancın, mâneviyatın boşluğu hiçbir şeyle dolmaz. Dîni bertarâf edeceğini zanneden komünizm, pozitivizm gibi cereyanlar iflâs etti. Hem muharref, hem mensuh, hem de mağlûp olmuş Hıristiyanlık; hıristiyanların gönlünde dahî hüküm icrâ etmemekte. Onun yerine ikāme edilmek istenen Uzak Doğu inançları; fıtratların hakikate olan açlığını, susuzluğunu gideremedi. Bu karalamalar, bu haset dolu iftiralara rağmen, dünyanın her yerinde yine en büyük teveccüh İslâm’a...
Çünkü İslâm, iki cihan huzûrunun yegâne adresidir. Bugün Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e dil uzatma cür’etini gösteren hamâkat ehlinin medeniyet dediği canavarlık ise, rûhî buhranlar içinde perişan vaziyettedir. İffeti zâyî olmuş, ailesi tefessüh etmiştir; evlâtları uyuşturucunun pençesinde huzur aramaktadır. Zengin ile fakirin arasındaki uçurum ve düşmanlık had safhadadır.
Onların saldırılarını sıklaştırmaları da gösteriyor ki; İslâm tek çaredir ve mânevî buhranlarına, maddî bunalımların da eklenmeye başladığı batı âlemi bu yegâne çareye yönelmektedir. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- aleyhinde film çevirerek, Kur’ân-ı Kerîm’i yakmaya teşebbüs ederek, gayzlarını dışarı vuran bu nefret çetesinin tek derdi, İslâm’a yönelmenin önüne geçmektir.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hidayet Güneşi, Yüzakı Yayıncılık









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!