TEKNOLOJİ KADAR İNSANA DA YATIRIM ŞART

 “Dindar nesilden önce tablet nesli geliyor”. İki nesilden söz ediyoruz ama aralarında bir illiyet olup olmadığı ilk bakışta anlaşılmıyor. Dindar nesil dini hassasiyetleri yoğun, namaz kılan, orucunu tutan, dini, hayatının temel belirleyicisi haline getirmiş bir nesli ifade ediyor; tablet nesli ise öğrenimleri sırasında yoğun olarak bilişim teknolojilerinin sağladığı imkânları kullanan bir nesil… İlkinde manevi boyut önde, ikincisinde maddi birikime atıf var. Aralarında nasıl bir illiyet olduğunu iddia ediyoruz? Bu sorunun cevabı dosyamızı oluşturuyor.

Dindar Nesil Yetiştirmek Kimin Haddine?

Önce bir tespit yapalım: Son günlerde çokça telaffuz edilen “dindar nesil” kavramını ilk defa Başbakan, YÖK’ün katsayı düzenlemesini CHP’nin mahkemeye taşımasını eleştiren bir konuşması sırasında kullandı. Sonrasında kopan tartışmalarda katsayı neredeyse unutuldu ve dindar gençlik kavramı öne çıktı. Ama dindarlık gibi herkese göre farklılaşabilecek kavramlar üzerinden konuşmak işin tadını kaçırmaktan başka bir şeye yaramadı. İnsanlar ne kadar konuşurlarsa konuşsunlar bu tür konularla ile ilgili bir sonuca varmak mümkün olmayacağı için esas gündem arada kaynamış olabilir. Örneğin katsayı meselesi bir tür eğitim hakkı olarak takdim edilebilecekken ortaya çıkan tartışma ile dindar gençlik gibi rejimi tehdit(!) eden bir kriz maddemiz oluverir.

Teknolojiyi alet olmaktan çıkarıp bir neslin önüne yetkinlik hedefi olarak ortaya koymak, daha baştan o nesli teknolojinin formatına teslim etmek demektir ki o formatın ancak teknolojik gereklilikler çerçevesinde kalacağını söylemek yanlış olmayacaktır.

Biz bu tartışmada açık bir taraf olduğumuz için ne düşündüğümüzü anlatmaya gerek yok. Son tahlilde GENÇ Dergisi dindar bir gençlik için var; biz, ne söylüyor ve yayınlıyorsak zaten bunun için yapıyoruz. Ama biz kendi yaptığımız iş de dâhil bunun “dindar nesil yetiştirmek” şeklinde ifadelendirilmesini çok doğru bulmuyoruz, çünkü böyle isimlendirmeler hem o işlere soyunanların muvazenesini bozuyor, hem de gereksiz düşmanlık ve nefreti celbediyor. Kaldı ki bu tür isimlendirmeler yapılan işin tabiatına da aykırıdır. “Dindar nesil yetiştirmek” gibi büyük ifadeler sosyal mühendislik kokan, insanın muazzez konumu ve hür iradesi ile telif edilemeyecek genellemeler içerir. Kendini, imkânlarını, zayıflığını, acziyetini ve nereden gelip nereye gittiğini bilen böyle işlerin bir mevhibe-i ilahi olduğunu bilir. Şunu da bilir ki bu tür bir görev, bahşedilir, lutfedilir, verilir. Dolayısıyla haddini bilmek ve iddialı hükümler kullanmaktan kaçınmalıdır.

Biz ticari bir işletmenin ürünü olduğumuz ve laik bir devletin, tevhid-i tedrisat amaçlı bir milli eğitim yapısı içerisinden konuşmadığımız halde bile baştan bu yana dindar gençlik diye bir kavram kullanmaktan sakındık. Bunun yerine, aynı maksadı ve meramı ifade eden dertli gençlik ifadesini kullandık. İsimlendirmenin önemli olduğunu bilmekle beraber eğitim ve terbiye gibi hassas konularda esas önemli olan süreç, yöntem ve iradedir. Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz. İşinizi nasıl ifade ettiğiniz değil içini nasıl doldurduğunuz önemlidir. İşte tam bu noktada şu soruyu sormak önemlidir diye düşünüyoruz: Dindar gençlik yetiştirmek derdinde olanlar acaba ne yapıyorlar?

İnsana Değil Teknolojiye Yatırım

Bu soruya hemen verilecek bir cevabımız var aslında: Okullarda bilgisayar sınıfları kuruyorlar, tablet bilgisayarlar dağıtıyorlar, akıllı tahtalar koyuyorlar, bilişim teknolojilerinin yaygınlaşması için ellerinden gelen bütün gayreti sergiliyorlar. Aslında bu girişimlerin daha önce de yapıldığını biraz ileri yaştakiler kendi öğrenim zamanlarından hatırlayacaklardır. Tepegözlü, projeksiyonlu, TV’li, VCD’li, bilgisayarlı sınıflar gibi teknolojik yatırımlar hep şimdiki tablet teknolojisi gibi eğitimi kurtaracak girişimler olarak takdim edildi. Ama teknolojinin sürekli yenilenmesi ve yeni alternatifler ortaya çıkarması eski girişimlerin modasının çabucak sönmesine neden oldu. Tablet teknolojisi ve akıllı tahtalar şu an gözümüzü ışıtıyor olabilir, ama bunların da kaderi öncekilerden farklı olmayacak. Mevcut nesil bu teknolojiyi kullanacak, gelecek nesiller muhtemelen daha farklı bir teknoloji ile yetişecek ve oradan dünyaya bakacaklar. Bunun ne anlama geldiği çok açık aslında: Eğitim bir nesil yatırımı olmalıyken görüldüğü gibi bir teknoloji yatırımı olmaktan öteye gitmiyor.

Teknolojik yatırım eğitimde ne kadar iyi bir şeydir? Bunu bir kere dindarlıkla ifade edilecek bir niteliğe doğrudan hizmet etmediği açıktır, çünkü yapılan değer değil malzeme yatırımıdır. İhaleler, sermaye yatırımları ve teknoloji transferleri ile ortaya konan bir nesil projesi eğitim ve terbiye konusunun özü ile ilişkisi olmayan dolaylı bir yatırımdır. Donanıma yapılan yatırım, muhteva ve özellikle de o muhtevayı aktaracak, anlamlandıracak insana yatırım anlamına nasıl gelebilir? Yetişecek nesil tablet nesil olarak ifade edilmekten öteye geçmeyecek bir sığlık ve basitlikte yetişir, çünkü eğitim yatırımı aslında öğretmene, yönteme ve pedagojiye yapılması gereken bir yatırımdır. Bu anlamda bilişim teknolojileri ile yetişen nesiller, başka bir şeye ihtiyaç duymayacak, kendi göbeklerini kendileri kesebilecek bir yetkinlik, donanım ve hayat tarzına sahip olarak gelecekler. Teknolojinin insanlara vaat ettiği de budur zaten.

Eğitim Bir Nesil Yatırımı Olmalıyken Teknoloji Yatırımı Olmaktan Öteye Gitmiyor

Teknolojik yenilik ve icatlar insan hayatını kendi başına yeter bir hale getirmeyi hedefler. Bunun özünde “birey odaklı” modernist bir kurgu vardır. Her yeni teknoloji “daha hızlı, daha küçük ve daha çok” için ortaya çıkmıştır, ama niçin sorusunu cevaplamaktan acizdir, çünkü böyle bir derdi yoktur. Dahası teknoloji; hızı, yönelimi ve yoğunluğu ile kendi içinde ve kendine doğru bir hayat tarzı üreterek bizim dert dediğimiz şeyi anlamsız hale getirir, çünkü kendisi bizatihi bir değerdir, bir amaçtır, kerameti kendinden menkul bir kutsaldır. Modern zamanları kökünden değiştiren bilişim teknolojileri bu anlamda bir aletten daha fazlası konumuna yükselmiştir. Bu teknolojilerin büyüsüne kapılanlar onun sınırları içerisinde kaybolmaya mahkûmdurlar, çünkü yoğunluk, hız ve yönelimi kendi dışında bir amaç için kullanımını engellemektedir. Bu anlamda teknolojiyi alet olmaktan çıkarıp bir neslin önüne yetkinlik hedefi olarak ortaya koymak, daha baştan o nesli teknolojinin formatına teslim etmek demektir ki o formatın ancak teknolojik gereklilikler çerçevesinde kalacağını söylemek yanlış olmayacaktır.

Dindar Değil Zavallı Teknoloji Tüketicileri

Biz bu açıdan dindar nesil ile tablet neslinin birbirlerine alternatif olduklarını düşünüyoruz. Muhtemelen buna ilk elden itiraz edecekler, ikisinin birbirinden farklı olduğunu iddia ederek, teknolojiyi aklamaya çalışacaklar. Yukarıda da ifade ettik; teknoloji masum bir şey değil, kendisi dışında başka bir amaç kabul etmeyen ve bizzat hızı, yoğunluğu ve yönelimini ideoloji edinmiş bir hayat tarzıdır. Bu anlamda söylediğimiz ellerine tablet verilenlerin, o tabletin teknolojisi ile şekillenecekleri ve başka bir öncelik edinemeyecekleridir. Dindar nesil yetiştirmek isteyenlerin şu an yaptıkları yatırımlara bakıldığında sahip olacakları ancak tablet nesli olacaktır. Tablet nesli, ellerine verilen aletler ve birikim sahibi olmaları beklenen teknolojilerin doğası gereği başka bir isimle nitelendirilemeyecek kadar teknoloji öncelikli insanlar olacaklar. Bu onların dindar olmasını engelleyecek bir şey gibi gözükmeyebilir, ama bu nesillerin teknoloji ile ilişkisi dindarlığı hayatlarının önceliği haline getirmeyecek. Tam tersi ellerinde tabletlerle geleceğe hazırlanması beklenen bu nesil modern zamanların putu teknolojinin belirleyicisi olduğu bir hayat tarzına sahip olacaklar.

Dünyaya sanal pencerelerden ve teknolojik çerçevenin içerisinden bakacak. Zaten yok sayar oldukları öğretmenleri gözlerinde iyice küçülecek; tabletler, onlara, eğitim ve öğrenmeden daha ziyade oyun ve eğlence odaklı bir hayat verecek. Bu gençler beklendiği gibi üretim odaklı, bilişim teknolojilerinden öncü bir nesil olmayacaklar, çünkü kullanıcı olmaktan öteye geçemeyecekler. Teknolojik bilginin ve yetkinliğin usta-çırak ilişkisi ile aktarılan boyutundan mahrum olacakları için ulaşabilecekleri bilgiyi işlevselleştiremeyecek ve hayata geçiremeyecekler. Alet ve edevatın ana özne olduğu bir eğitim sürecinde yetkinlik, nitelik ve karakter olarak gerekenleri alamayacak, kendileri için önemli olanın farkına hiç varamayacaklar. Değerler ve pedagojik formasyonu ikinci plana itmiş, tabletleri, akıllı tahtaları ve bilişim teknolojilerini öncelemiş bir eğitim çerçevesinde sadece o teknolojinin gerektirdiği ve ihtiyaç duyduğu kadar bir donanıma sahip olacaklar ki bu da modern kapitalist kurguda tüketicilikten başka bir şey değildir. Kısacası tablete yatırım yapan tabletin çerçevesi kadar adam elde edecek, tablet eken tablet soğukluğunda adam biçecek. Gelecek olan dindar bir nesil değil tablet nesli olacak. Tabletle özdeşleşmiş bilişim teknolojilerinin hayatımıza koyduğu ipotek nesillerimizin dindarlık ve din algılarını tamamen değiştirecek; bir hayat tarzı dayatacak olan tablet teknolojisi dindar bir nesil değil kendisine sadık bir nesil üretecek.

Bizler teknolojik yeniliklerin eğitim hayatında kullanılmasına karşı değiliz. Dolayısıyla FATİH projesi gibi ortaya konan girişimleri de tukaka ilan etmiyoruz. Karşı olduğumuz insan denen esas unsur dururken eğitim yatırımlarının odağına malzemenin oturtulmasıdır. Eğitim yatırımında insan, özellikle de nesli şekillendirecek olan öğretmen bir numaralı unsur olmak zorundadır. Sonrasında yöntem ve teknik gelir. Eline tablet verdiğiniz, bilişim sınıflarına doldurduğunuz ve fakat öğretmen, değerler eğitimi ve yöntem konusunda teknolojik yenilikler kadar yenilikçi olamadığınız bir nesil dindar nesil olarak yetişmez, o nesil ancak tablet nesli olur. Eğitimde aslolan, bütün disiplinlerde olduğu gibi usta-çırak ilişkisidir. İnsan evladı makine ile adam olmaz; insan evladını adam edecek olan ancak adam gibi adamlardır. İnsan karaktere meftundur. Güzel örnekler, nümune hayatlar ve yaşanmış tecrübeler olmadan ne karakter ne de değerler aktarılabilir. İnsana yatırım yapan geleceği, makineye yatırım yapan günü kurtarır.

 `İyi İnsan`ın İçini Doldurmak Lazım!

Ahmet Taşgetiren

• Konuşan: Abdulaziz Karakuş

‘Dindar nesil’ konusu çok konuşuldu ve tartışıldı. Gelinen noktada, sizin bu tartışmalar karşısında duruşunuz nedir?

Türkiye hem kendi kimliği hem yetişecek gençliğin kimliği üzerinde tartışan bir ülkedir. Huntington, Türkiye’den bahsederken “kimliği parçalanmış ülke” tanımlaması yapıyor. Bu durum, hem ülke için hem gençlik için bir kimlik arayışını gündeme getiriyor. Bu, aynı zamanda Türkiye’de sürmekte olan fikri kamplaşmanın ana zeminini oluşturuyor. Bu noktada toplumla kurulu düzenin farklılaştığını söylemek mümkün.

Üzerine “dindar” v.s diye bir klişe koymak gerekli mi bilmiyorum, ama toplumun, gençlik deyince, dindarlığı da içeren bir iyi insan profilini arzuladığını söylemek mümkün. Başbakan da, böyle bir toplum talebini seslendirmiş olmaktadır. Ben, klişeler üzerinde tartışmak yerine, ‘iyi insan’ın içini dolduracak karakter özellikleri üzerinde durmanın daha sağlıklı, belki kapsayıcı olacağını düşünüyorum.

Kendi döneminiz ile bu devrin gençlerini kıyasladığınızda, nasıl bir tablo çizebilirsiniz?

-Bizim neslimiz de “Cumhuriyet çocuğu”dur. Şu andaki tartışmalar, bizim gençlik dönemimizde de vardı. 68 gençliği denen hadise, bizim gençlik dönemimizin hadisesidir. Arayış, “Asımın Nesli” diye Akif’in şiirine yansıyor. Ama 11 yaşında uyuşturucu ile tanışmak, kurulu düzen olarak bugünün çocuklarına ödettiğimiz bedel. Kurulu düzenin deformasyonu yanında bir de, küresel popüler kültürün tahribatını dikkate almak lazım. Belki şu son dönemde, kurulu düzenin iradesini, tahribattan çekip alma ve pozitif misyonlar yükleme yönünde bir değişimden söz etmek mümkün. Bu da önemli bir hadise.

Agnostik ve Atomize Olmuş Bir Nesil Geliyor!

Abdurrahman Dilipak

• Konuşan: Abdulaziz Karakuş

‘Dindar nesil’ söylem olarak doğru bir tercih miydi? Yani içerisinde bir ayrılıkçılık (tarafgirlik) barındırıyor mu?

Burada sözü söyleyenin kastına bakmak gerek. Elbette farklı anlamlar yüklenebilir ama son zamanlarda toplumda ve ailelerde çocuklarının dinden uzaklaştıkları yönünde bir kaygı var. Laik de değil, seküler. Kariyer, para, eğlence peşindeler… Agnostik ve atomize olmuş bir nesil geliyor. Dini değerlere saygılı olmaktan öte, dinin gereklerine uygun davranan, yaşayan bir nesil istiyoruz demek istedi sanırım.

Din dışı hayat sadece İslami kesimde değil, batıda da bu böyle ya da buradaki diğer dini topluluklarda da.. Medya ve tüketim çılgınlığı, insanları din dışı bir alana çağırıyor adeta.

Başbakan bence, ‘Dini değerleri, dini, hayatın dışına iten değil, ona yönlendiren bir yaklaşımı benimsediklerini’ söyledi. Gençlerle ilgili yapılan araştırmalarda bu yönde ciddi bir kırılma yaşanıyor. Türk filmlerinde, dizilerde din ya hiç yer almıyor, ya da olumsuz bir figür olarak ele alınıyordu. Ham, softa, kara yobaz, mürteci yaftalarına, bir tepki olarak da algılamak mümkün bu sözleri.

Yıllarca devlet eliyle şekillendirilmeye çalışılan bir toplum olarak, yeni bir şekillendirmeyi kaldırabilir miyiz?

Burada devletin topluma yeni bir din ya da din algısı dayatması değil, dine karşı olumsuz bakışın, yasak ve baskıların kaldırılması yönünde bir bakış söz konusu diye düşünüyorum. Yoksa o da yine TSE damgalı bir başka din olacaktır. Devlet topluma, din, mezhep, ideoloji ve kimlik dayatmamalı ama inkara da sapmamalı.

Resmî kurumlarda yapılan dini çalışmalar içlerinde, milliyetçilik tehlikesi de barındırır mı?

Her zaman böyle bir risk elbette söz konusudur. Devlet gölge etmesin başka bir ihsan istemiyoruz. Kolaylaştırıcı ve koruyucu olsun yeter. Belki bu geçiş sürecinde din karşıtı metinlerin ders kitaplarından çıkartılması, din eğitiminin derinliğinin artırılması doğru yönde ileri doğru atılmış bir adım olarak kabul edilebilir.

Genç Dergi, 66. Sayı, Mehmet Köprülü

PAYLAŞ:            

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle