İnsan İnsana, Herkes Allah’a Muhtaçtır

Abdullah Sert Hocaefendi, insanın 'kimseye muhtaç değilim' yanılgısını sarsıcı bir dille ele alarak, en zengininden en makam sahibine kadar herkesin bir selama ve nihayetinde Allah’a olan muhtaçlığını anlatıyor.

Kimse 'muhtaç değilim' diyemez. En zengininden en makam sahibine kadar herkesin bir selama, bir hizmete ve nihayetinde Allah’a olan muhtaçlığı üzerine sarsıcı bir hakikat...

HEPİNİZ FAKİRSİNİZ: İNSANIN HİÇ BİTMEYEN MUHTAÇLIĞI

"Herkes birine muhtaçtır; 'Ben kimseye muhtaç değilim' diyemez. İmkanın olsa da evde bir hizmetliye muhtaçsın; onun hizmetine ihtiyaç duyarsın. Paran, imkanın, unvanın çok olabilir ama çocuğuna bakmak için bir insan tutuyorsun değil mi? İşte ona muhtaçsın. O olmasa işini kendin göreceksin; yani hiç kimse 'muhtaç değilim' diyemez.

Herkes suya muhtaç, ekmeğe muhtaç, insana muhtaç... Yani insan, insana muhtaçtır. Hasta olursun, doktora muhtaçsın; aç kalırsın, önüne ekmek koyacak birine muhtaçsın. Hiçbir kimse kendini muhtaçlıktan azad edemez. Fakat insan kendini böyle muhtaç görmediği zaman azgınlığa düşüyor. Ayet-i kerimede ne buyuruluyor: 'İnsan, kendini kendine yeterli/ihtiyaçsız görünce azgınlaşır.' (Alak, 6-7) 'Benim her şeyim var' diyor ve azgınlık yapıyor ama 'her şeyim var' diyen insanın sonunda burnu sürtülüyor.

Onun için herkes muhtaçtır ve Kur’an-ı Kerim ifadesiyle Cenab-ı Hak: 'Entümül fukarâ' (Sizler fakirlersiniz/muhtaçlarsınız) (Fatır, 15) buyuruyor. Muhtaç olmayan sadece Cenab-ı Hakk’ın bizzat kendisidir; O hiçbir şeye muhtaç değildir. Her şeyi O yaratıyor, insanın muhtaç olduğu her şeyi de O halk ediyor.

Cenab-ı Hak, 'Hepiniz fakirsiniz' (Fatır, 15) diyor. Devlet reisi olsan da fakirsin, Karun gibi zengin olsan da yine fakirsin; yani muhtaçsın. Suya, yemeğe; bazen bir tebessüme, bir selama ihtiyacın var. O kadar çok ihtiyacın var ki... 'Benim şunlarım var, buna ihtiyacım yok' diyebilir misin? Boğaziçi’nde yaşayanlar da muhtaç, şehrin kenarında varoşlarda yaşayanlar da muhtaç. Herkesin ihtiyacı farklı olsa da herkes bir şeye muhtaçtır. İnsan, muhtaç olduğunun farkında olacak; dolayısıyla yaşadığı toplumun kendisi için bir nimet olduğunun bilincine varacak.

İslam ve İhsan

İNSANLAR BİRBİRİNE MUHTAÇTIR

İnsanlar Birbirine Muhtaçtır

MUHTAÇKEN VEREBİLEN KİŞİNİN FAZİLETİ

Muhtaçken Verebilen Kişinin Fazileti

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.