İman ve İslam

İman nedir? İslam nedir?

İslam sözlükte “itaat etmek, boyun eğmek, bağlanmak, birşeye teslim olmak, selamette olmak” anlamlarına gelir. Terim olarak “Yüce Allah’a itaat etmek, Hz. Peygamber’in din adına bildirmiş olduğu şeylerin hepsini kalben kabul etmeye ve inandığı gibi yaşamak” anlamında kullanılır.

Kur’an’ı Kerim’de iman ile İslam, bazen aynı anlamda kullanılmış, bazen de farklı kavramlar olarak ele alınmıştır. İman ile İslam aynı anlamda kullanılırsa bu durumda İslam, İslam’ın gerekleri olan hükümlerin dinden olduğuna inanmak, İslamı bir din olarak benimsemek anlamına gelir. İslam çok geniş bir kavramdır ve genel manası itibariyle teslimiyet demektir. Teslimiyet ise üç türlü olur: ya kalben olur ki bu kesin inanç demektir, ya dille olur ki bu ikrardır, ya da davranışlarla olur ki bunlar da amellerdir. İşte İslamın üç şeklinden biri olan kalbin teslimiyetine ve bağlılığına iman denilir. Şu ayette iman ile islam aynı anlamda kullanılmaktadır:

“...Ancak ayetlerimize inanıp da teslim olanlara duyurabilirsin.”[1]

Eğer iman ile İslam aynı anlamda kullanılırsa, yani İslam dini, hükümleri kalbin kabullenişi ve İslam’ın bir din olarak benimsenişi anlamında ele alınırsa o zaman her mü’min müslimdir, her müslim de mü’mindir.

İman ile İslam’ın farklı kavramlar olarak ele alınması durumunda her mü’min, müslim olmaktadır. Fakat her müslim, mü’min olma özelliğini kazanamamaktadır.

Çünkü bu anlamda İslam, kalbin bağlanışı ve teslimiyeti değil de, dilin veya organların teslimiyeti, belli amellerin işlenmesi demektir. Bu durumda İslam daha genel bir kavram, iman daha özel bir kavram olmaktadır. Mesela münafık, diliyle müslüman olduğunu söyler, buyrukları yerine getiriyormuş izlenimini verir, fakat kalbiyle inanmaz.

Münafık gerçekte inanmadığı halde, dünyada müslümanmış gibi görünebilir. Şu ayeti  kerimede iman ile islam ayrı kavramlar olarak geçmektedir:

“Bedeviler inandık dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama “teslim olduk” deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi...”[2] 

İMAN VE İNKAR BAKIMINDAN İNSANLAR

İnsanlar, iman ve inkar yönünden üç guruba ayrılırlar: Mü’min, kâfir ve münafık.

  • Mü’min

Allah’hın varlığına ve birliğine, Hz. Muhammed’in O’nun kulu ve Peygamberi olduğuna ve onun haber verdiği bilgilere yürekten inanıp, tüm bunları kabul ve tasdik eden kimseye mü’min denir. Müminler iman üzere ölürlerse, ahirette cennete girecekler, orada pek çok nimetlere kavuşacaklardır. Bazı mminler dünyada günah işlemişlerse, Yüce Allah dilerse bu kişilerin günahını bağışlayarak, cennete koyar, dilerse işledikleri günah ölçüsünde cehennemde cezalandırdıktan sonra cennete koyar. Hiçbir mümin cehennemde ebediyen kalmayacaktır.

  • Kâfir

Küfür genel manada imanın zıddı olup kâfir Allah’ı ve Peygamberi inkâr eden kimsedir. Biraz açacak olursak, İslam Dini’nin temel prensiplerine inanmayan, Hz.Peygamberin Yüce Allah’tan getirdiği kesin olan ve tevatür yoluyla bize kadar ulaşmış bulunan esaslardan (zarurât-ı diniyye ) bir veya birkaçını yahut da tamamını inkar eden kimseye kâfir denir. Mesela Hazreti Muhammed (a.s.)’ın peygamber, namaz kılmanın farz, şarap içmenin haram olduğunu inkar eden, meleklerin ve cinlerin varlığını kabul etmeyen kimse kâfirdir. Kâfirler edebiyyen cehennemde kalacak ve asla cennet yüzü göremeyeceklerdir.

Müşrik: Allah’la birlikte başka ilahların da olduğuna inanan kimsedir. Allah’a inanmakla birlikte puta tapanlar, yahut Allah’ın eşi, oğlu, kızı olduğunu söyleyen kimseler müşriklerdir. Bu kimseler de cehennemde ebedi azaba uğrayacaklardır.

  • Münafık

Allah’ın varlığına ve birliğine, Hz.Muhammed’in peygamberliğine ve O’nun, Allah’tan getirdiklerine inandığını  söyleyerek, müslüman gibi göründüğü halde, gerçekte inançsız olan kimseye münafık denir. Münafıkların içi başka, dışı başkadır. Sözü özüne uygun değildir. Münafıkların gerçekte kâfir oldukları, bir ayette şöyle ifade edilir: “İnsanlardan, inanmadıkları hâlde, ‘Allah’a ve ahiret gününe inandık’ diyenler de vardır.”[3]

Allah bu ayetlerin devamında münafıkların acı veren bir azaba uğrayacaklarını bildirir. Münafıklar, İslam toplumu için  kâfirlerden daha tehlikelidirler. Çünkü onlar dıştan Müslüman görünmeleri nedeniyle gerçek durumlarını bilmek mümkün değildir. Peygamberimiz vahiy yoluyla kimlerin münafık olduğunu bildiği için onlara önemli görevler vermezdi. Hz. Peygamberden sonra insanlar için böyle bir bilgi kaynağı (vahiy) söz konusu olmadığından münafık, dünyada müslüman gibi işlem görür ancak ahirette ebedi azaba uğrar. Hem de şu ayetin bildirdiğine göre en şiddetli azaba uğrayacak olanlar da onlardır:

“Şüphesiz ki münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara hiçbir yardımcı da bulamazsın.”[4]

  • Küfür ve Şirk Kavramları

Küfür kelime olarak “örtmek” demektir. Terim anlamı ise, Allah’ı, Hz. Peygamber’i ve onun Allah’tan getirdiği şeyleri yalanlayıp, onun getirdiği kesinlikle sabit olan dini esaslardan (zarurât-ı diniyye) bir veya birkaçını inkar etmek anlamına gelir.

Sözlükte “ortak kabul etmek” anlamındaki şirk, terim olarak Allah Teâlâ’nın tanrılığı ile isim, sıfat ve fiillerinde, eşi, dengi ve ortağı bulunduğunu kabul etmek demektir. Müşrikler, Allah’ın varlığını inkar etmezler. O’ndan başka ilah olduğunu kabul edip onlara da taparlar veya isimleri, sıfatları, irade ve otorite sahibi olması açısından Allah’a eş olan güç ve varlıklar kabul ederler.

Şirk ile küfür birbirine yakın iki kavramdır. Aralarındaki fark küfrün daha genel, şirkin ise daha özel olmasıdır. Bu anlamda her şirk küfürdür, fakat her küfür şirk değildir. Her müşrik kâfirdir, her kâfir müşrik değildir. Çünkü şirk sadece Allah’a zat, isim ve sıfatlarında ortak koşma sonucu meydana gelir. Küfür ise, küfür olduğu bilinen birtakım inançların kabülü ile gerçekleşir. Küfür olan inançlardan biri de Allah’a ortak tanımadır. Mesela mecusilikte olduğu gibi iki tanrının varlığını kabul etmek şirk olduğu gibi aynı zamanda küfürdür. Halbuki ahiret gününe inanmamak küfürdür ama şirk değildir.

Allah’a şirk koşmak günahların en büyüğüdür. Şirk ile küfrün, Allah tarafından bağışlanmayacağı, bunun dışındaki günahlardan, Allah’ın dilediğini bağışlayacağı, bir ayette ifade edilmektedir:

“Allah kendine eş koşulmasını asla bağışlamaz. Bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar.Kim Allah’a ortak koşarsa, büsbütün sapıtmıştır.”[5]

  • Küfre götüren inanç, söz ve fiillerden bazıları
  • Allah’ın adaletsizlik ve haksızlık yaptığını söylemek.
  • Allah’ın zâtı, sıfatları, isimleri, fiilleri, emir ve yasaklarıyla –şaka da olsa- alay etmek, bunları küçümseyici ifadeler kullanmak.
  • Melekleri küçümsemek, ayıplamak ve onlara sövmek.
  • Peygamberleri küçümsemek, kınamak, hafife almak ve onlarla alay etmek.
  • Kur’ân ayetlerini ve mütevatir hadisleri (birini dahi olsa) reddetmek, inkâr etmek.
  • Allah’ın rahmetinden ümit kesmek ve azabından korkmamak.
  • Kâfir olmaya razı olmak.
  • “Bunu Allah emretse yapmam!” demek.
  • Ruhların tenasühüne (ruhun bir bedenden diğerine geçmesine) inanmak.

[1] Neml sûresi, 81. ayet

[2] Hucurat sûresi,14. ayet

[3] Bakara suresi, 8. ayet

[4] Nisa suresi, 145. ayet

[5] Nisa Sûresi, 116. ayet

İSLAMA İMAN NEDİR?

İslama İman Nedir?

AKAİD İLMİ NEDİR?

Akaid İlmi Nedir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.