İbn Münâzil (k.s.) Kimdir?

İbn Münazil (k.s.) kimdir? İbn Münazil (k.s.) hayatı, ilmi yönü, görüşleri ve hakkında kısaca bilinmesi gerekenler...

Adı Abdullah b. Muhammed, İbn Münâzil diye ünlü. Nişabur şeyhlerinin büyüklerinden. Kendisine hâs tasavvufî bir usul ve üslûbu vardı. Melâmet yolunun piri Hamdun Kassâr’m talebesi tarikatı ondan aldı. Zahir ilimlerinde üstaddı. Hadis rivayetimle meşgul oldu. Ebû Ali Sakafî kendisine çok değer verirdi. 329/940 yılında Nişabur’da öldü.

İbn Münazil fakrın hakikatini şöyle açıklamıştı: Dünya ve âhiretten ilgiyi kesip dünya ve âhiretin Mâlik’i ile müstağnî olmaktır.

Tasavvufta ânı yaşamak; istikbal kaygısı ve mâzî endişesi taşımamak esastır. Sûfiler böylelerine “İbnül-vakt” derler, İbn Münâzil de bu konuda şunları söyler: “İçinde bulunduğun anda (halde) vakt ve makamının farkında değil iken insan önüne ve arkasına; mâzîye ve istikbâle nasıl bakabilir?

MELÂMET NEŞVESİ

Alâmet neşvesi, sûfîlik ve sûfîlerle zâhidlerin sâdece şekil ve esvâbdan ibâret kalan tutumlarına bir tepki olarak Nişâbur’da gelişti. Zâhidlik ve sûfilîk içinde zamanla işi kisveden ve zâhirî tavırlardan ibaret gören ve bazen kisveleriyle karınlarını doyurmayı, bazan halktan saygı görmeyi uman gruplar çıktı. Halbuki zühd ve tasavvufun amacı kalpten mâsivâyı çıkarıp gönlü imârdı. Bu amaç unutulunca tepkiler artmaya başladı. Melâmet yolu tasavvufî yanlışlara tasavvufun içinden bir tavır olarak değerlendirilebilir. Nefsi levm edip kınamayı ve bu yolla Hakk’a vuslatı arayan melâmet ehli, halk içinde sıddîk olarak bilinip Hak katında zındık olmaktansa; halk içinde zındık sayılıp Hak katında sıddîk olmaya tercih ettiler.

Hamdun Kassâr’ın Nişabur’da başlattığı melâmet tavrı bu ekolün vasfı olarak tasavvuf tarihinde yerini aldığı gibi, daha sonra Bayramilik’e bağlı bir tarikat haline geldiyse de, diğer tarikatlerde de bir neşve olarak devam etmiştir.

Sûfîler bazan esbaba tevessülü zühd ve tevekküle mâni gibi görmüşlerse de melâmet tavrı taşıyan sûfîler asla çalışmaktan ve esbâba tevessülden geri durmamışlardır. Nitekim İbn Münâzil şöyle der:” Çalışmanın verdiği zilleti tadmayan, reddolunmanın verdiği acıyı çekmeyen, dervişte hayır yoktur”.

Der di ki:

Kişi nefsinin gölgesini ortadan kaldırabilir; benliği aşabilirse insanlar onun gölgesinde yaşar. Sözün özü yansıtmasını öğütler, özden gelmeyen sözün sonuçta sıkıntı vereceğini ve bir anlam ifade etmeyeceğini söylerdi: “Dilin kendi hâlini anlatsın. Faydan için sözlerinle başkalarının hâlini anlatmaktan vazgeç!”

FAYDALI İLİM

İlmin, insana faydalı olanına sarılmayı öğütlerdi. Kendine fayda temin edemediğin ilminle başkalarına nasıl faydalı olabileceğini sanıyorsun? derdi.

Lüzumsuz işlerle meşgul olan kimse zamanla kendisine gerekli hallerini de kaybeder ve kendisine mutlaka lâzım olandan da mahrum olurdu.

İBADET, İDDİÂ VE TESLİMİYET

İbadetlerin farz, vacip, sünnet ve nafile olanlarının birbirini koruyan bir zırh gibi işler göreceğine dikkat çekerek şöyle derdi: “Veliler taifesinden birisi farz ibâdetlerden birini bırakırsa Allah Tealâ onu büsbütün sünneti zâyi etmekle mübtelâ kılar. Sünneti kaybeden de bid’ate düşer.”

İddiâ sahibi olmayı hoş görmez ve “teslimiyet ve iddiâ hiçbir halde ve hiçbir kimsede birleşemez” derdi. Çünkü kişinin aldığı her nefesin şirksiz ve riyâsız olması esastır. Öyle olursa Allah insanın ameline bereket verir. Kendisinde kulluk duygusu zâhir olmayanın zamanla rubûbiyet iddiâsına düşmesinden korkulur.

Ayıp araştırmak ve kusur görmek insanın insanlarla olan ilişkilerini sıkıntıya sokar. Herhangi bir âlimin ayıbını görmek insanı ondan elde etmesi mümkün olan ilmî bereketten mahrum bırakır. Bu yüzden zannın çoğundan sakınmak da bir erdem ve fazilettir. Çünkü kişi için zamanların en faziletlisi insanların senin kötü zannından kurtulduğu zamandır.

AŞKINIZ KİME?

İnsanın aşkla ilgisi konusunda ilginç sözler söylerdi: “İnsan şakavetine ve bed-bahtlığına âşıktır. Siz kendinize, bir de size âşık olanlara âşıksınız.”

Der di ki:

Şaşarım o kimseye ki hayâdan söz eder de kendisi Allah’dan haya etmez. Kişi izzet ve celâl sâhibi Allah’ı mütekellim (konuşan) gördüğü halde utanmadan nasıl söze başlayabilir?

Havf ve recâ dengesini önemserdi. Bu yüzden kendisine muhabbet ve fakr verildiği halde haşyet verilmeyenin mekre uğramış olabileceğini söylerdi.

Hizmet ve edep dengesini de gözetirdi. Bu yüzden ona göre önemli olan hizmete devam etmek değil, hizmette edepti. Çünkü hizmette edeb, hizmetten daha değerliydi.

Hatta edebe olan ihtiyaç, ilme olan ihtiyaçtan daha fazlaydı.

Nefsin insanın ayağını kaydırmasından çok çekinirdi. Hak nezdinde nefsin değerini büyük gören kimse, hemen onu kendi gözünde hakîr hale getirmelidir. Nitekim Allah Tealâ, İbrahim Peygambere: Halil yani dost, diye hitap edince O: “Rabbim beni ve çocuklarımı putlara tapmaktan uzaklaştır” (İbrahim, 14/35) demişti. Yani İbrahim Rab­bine: “Sen bana dost diye hitap ediyosun ama, benim nefsim puta tapacak kadar âdîdir” demek istemişti.

Fakrın hakikatini şöyle açıklamıştı: Dünya ve âhiretten ilgiyi kesip dünya ve âhiretin Mâlik’i ile müstağnî olmaktır.

Tasavvufta ânı yaşamak; istikbal kaygısı ve mâzî endişesi taşımamak esastır. Sûfiler böylelerine “İbnül-vakt” derler, İbn Münâzil de bu konuda şunları söyler: “İçinde bulunduğun anda (halde) vakt ve makamının farkında değil iken insan önüne ve arkasına; mâzîye ve istikbâle nasıl bakabilir?

UBÛBİYET VE HİÇLİK

Ubûdiyet ve kulluk ayrı bir mânevî zevktir. Tadanın bildiği bu zevk ile kulluk ihtiyârî değil, ıztırârî olur. Iztırar derecesindeki bir kulluk herşeyden yüz çevirip Allah’a dönmektir. Kul kendini hizmetçi bildiği sürece O’nun kuludur. Kendine hizmetçi aradı mı ve Rabbını hizmetçi gibi gördü mü kulluk derecesi düşer ve edep de elden gider.

Tasavvuf yolunu bir hiçlik geçidi olarak görür, güç ve iddiâdan uzak olması gerektiğini söylerdi. Tasavvuf yoluna zaafla dâhil olan onda kuvvetlenir ve rezil olmazdı. Ancak bu yola güç ve kuvvetle giren zaafa düşer ve rezil olurdu.

Allah Tealâ Kur’an’da ibâdet ehlini “Sabırlılar, sâdıklar, takva ehli, infakta bulunanlar.” (Âl-i İmran 3/17) diye sıralamakta ve en son “seher vaktinde istiğfar edenler” diye işi noktalamaktadır. En son istiğfar ile sözün mühürlenmesinin sebebi, kulun bütün fiil ve davranışlarında kusurlarını görüp tevbe ve istiğfar etmesi içindir.

İbn Münâzil, kesb-i yed etmeye; el ile kazanıp yemeğe önem verenlerdendi. Bu yüzden derdi ki: “Kesb ile tevekkülün beraber bulunması kesbsiz halvet hâlinden iyidir”. Yani kazanmadan başkalarına yük olarak Allah ile başbaşa kalmaktan, dünyalık kazanıp Allah’a yönelmek daha iyidir.

- rahmetullahi aleyh -

Kaynaklar:

Sülemî, s. 366-369; Kuşeyrî, I, 163; Attâr, s. 540-542; İbnü’l-Mulakkın, s. 245-246; Câmî, s. 208-209; Şârânî, I, 92; Münâvî, I, 606; Nebhânî, II, 225.

Kaynak:  Prof. Dr. H. Kâmil YILMAZ, Gönül Erleri, Erkam Yayınları

HALLAC-I MANSUR (K.S.) NEDEN İDAM EDİLDİ?

Hallac-ı Mansur (k.s.) Neden İdam Edildi?

HALLAC-I MANSUR’A (K.S.) ATILAN GÜL

Hallac-ı Mansur’a (k.s.) Atılan Gül

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.