Hz. Yusuf (a.s.) ile Züleyha

Yusuf suresinin 4-101 ayetleri ne anlatıyor? Kur’an-ı Kerim’de bahsedilen Hz. Yusuf (a.s.) ile Züleyha’nın ibretlik kıssası.

Yûsuf (a.s.), Kur’ân-ı Kerîm’de adı geçen peygamberlerden birisi olup, Yakup Peygamber’in oğludur. Soyu Hz. İbrahim’e dayanır. Yûsuf sûresinde 98 âyet (4-101), Yûsuf (a.s.)’ın ibretli hayat hikâyesinden söz eder.

HZ. YUSUF (A.S.) VE ZÜLEYHA’NIN HİKAYESİ

Buna göre Yûsuf (a.s.)’ın on bir erkek kardeşi vardır. Yûsuf olağanüstü bir güzelliğe sahip olup, babası Yakup (a.s.) tarafından çok sevilmektedir. Onu kıskanan kardeşleri (birisi dışında) gezinti için kıra götürürler ve kuyuya atarlar. Babalarına ise kanlı elbiselerini gösterip, onu kurdun yediğini söylerler. Yoldan geçen bir kervan, su çekerken Yûsuf’u bulur ve Mısır’da Azîz’e (Maliye bakanı) köle olarak satarlar.

Sarayda ihtimamla yetişen Yûsuf (a.s.)’a Azîz’in karısı Züleyha aşık olur ve onu yasak ilişkiye çağırır. Yûsuf ona şöyle cevap verir: “Allâh’a sığınırım. Efendim bana iyi baktı. Doğrusu zulüm yapanlar kurtuluşa eremez.” [1] Yüce Allah, o arada Yûsuf’un da Züleyha’yı arzuladığını, ancak ihlâslı bir kul olması yüzünden Yûsuf’un bu kötülük ve fuhuştan korunduğunu belirtir.[2] Eşinin haksız olduğunu tespit eden Azîz, olayın hiç bir şey olmamış gibi kapanmasını istemişse de, dedikodunun önü alınamamıştır. Bunun üzerine Züleyha dedikodu yapan hanımları yemeğe davet etmiş ve Yûsuf’u onların yanına çağırarak, şaşkınlık içinde meyve bıçakları ile ellerini kestiklerini görmüştür. Bununla, âşık olmakta haklı olduğunu göstermeye çalışan Züleyha, Yûsuf’un kendisine ilgi göstermemesi üzerine onun hapse atılmasını istemiştir.

Güzel bir kadının cinsel isteklerine uymak yerine yıllarca hapiste kalmayı tercih eden Yûsuf (a.s.) bu konuda şöyle dua etti:

“Rabbim, bana göre zindan, bunların beni çağırdığı şeyden iyidir. Eğer onların düzenini benden savmazsan onlara meylederim ve câhillerden olurum. Rabbi onun duasını kabul etti ve onların düzenlerini ondan savdı. Şüphesiz O, herşeyi işiten ve bilendir.” [3]

Mısır hükümdarı bir gece rüyasında yedi zayıf ineğin yedi semiz ineği yediğini ve yedi yeşil başakla yedi kuru başak gördü. Yorumcular bu rüyaya anlam veremediler. Bu arada zindanda bulunan Yûsuf (a.s.) isabetli rüya yorumları ile ün yapmıştı. Kral onu yorum için saraya çağırdı. Ancak Yûsuf, Züleyha konusunda iftiraya uğradığını, bu eski davanın görülerek sonuca bağlanmasını istedi. Böylece temize çıktıktan sonra rüyanın yorumunu yapabileceğini söyledi. Gerçekten sorguya çekilen Züleyha ve dedikoducu kadınlar doğruyu söylediler. Yûsuf belge ve delillerle temize çıkınca rüyayı şöyle yorumladı.

Yedi yıl çok bolluk, ondan sonra da yedi yıl kıtlık yılları gelecek. Kral, tedbir olarak ne yapmak gerektiğini sorunca Yûsuf (a.s.), ekonomik ve mali işlerin başına kendisi getirildiği takdirde bu kıtlık ve darlık yıllarına çare bulabileceğini söyledi.[4] Bu göreve getirilen Yûsuf (a.s.), ilk bolluk yıllarında halkı tasarrufa teşvik etti, tüm fazla hububatı depolara yerleştirdi. Bu arada, halk ellerindeki altın, gümüş gibi değerli eşyasını da Yûsuf (a.s.)’ın emanet depolarına teslim etmişti. Bunların eline emanet bıraktıkları şeylerin miktar ve niteliklerini belirten makbuzlar veriliyordu. İşte bu makbuzlar J. Dobretberger gibi iktisatçıların belirttiği gibi M. Ö.1600 yıllarında Ortadoğuda elden ele kâğıt para gibi dolaşmaya başlar. Üzerinde, temsil ettiği miktardaki altın gümüş veya hububat gibi Standard değerlerin yazılı olduğu kâğıt paranın ilk olarak Hz. Yûsuf’un bu uygulaması ile başladığı kabul edilir.[5]

Rivayete göre Mısır Melik’i Hz. Yûsuf’a tac giydirmiş, kılıç kuşatmış ve inci ile yakut işlemeli bir taht yaptırmıştır. Ancak Yûsuf (a.s.) son ikisini kabul etmekle birlikte, tac giymeyi kendisinin ve atalarının giydiklerinden olmadığını söyleyerek reddetmiştir. Ülke kısa sürede Yûsuf (a.s.)’ın adaletli yönetimi ile onun nüfuz ve iktidar alanına girmiştir. Bu arada hazine bakanı Aziz vefat etmiş, eşi Rail, diğer adı ile Züleyha, Melik tarafından Yûsuf’la evlendirilmiştir. Bir mûcize olarak gençleşen Züleyha, kocası iktidarsız (innin) olduğu için kız olarak Yûsuf’la gerdeğe girmiştir. Bunun üzerine Yûsuf Züleyha’ya “Bu şekilde meşru olarak evlenmemiz senin haram olarak istediğinden daha iyi değil mi?” diyerek helâl ile haram arasındaki farka dikkat çekmiştir. Züleyha’nın Yûsuf’tan Efrâim ve Menşa adlarında iki oğlunun dünyaya geldiği nakledilir.[6]

Sonuç olarak Kur’ân-ı Kerîm’de, kendi adını taşıyan sûrede Yûsuf (a.s.)’ın bir kadınla olan imtihanına genişçe yer verilir. Böylece, dünya hayatındaki deneme süreci içinde böyle bir kadınla karşılaşan ve haram işlemekle karşı karşıya gelen mü’minin takınacağı tavır ve haramdan sakınması karşılığında elde edeceği ecir, bu surede yer alan hususlardandır. Diğer yandan önü alınamayan dedikodular karşısında bir süre dedikodu yöresinden uzak kalma yanında, yeniden eski beldesine ya da görevine dönüşte, haksız itham ve iftiralardan temize çıkmak için mücadele etmek gerektiğine bir işaret vardır. Diğer yandan, birbirine karşı aşk derecesinde sevgi duyan erkek ve kadının sabredip meşrû evlenmenin çaresini aramaları ve bu konuda yüce Allâh’ın takdirine teslim olmaları gerekir. Her şey Cenâb-ı Hakk’ın kudret elindedir. Onun dilemesi dışında bir yaprak bile kımıldamaz. Haramlara karşı yüce Allâh’ın korumasına sığınmak en büyük güvencedir.

Dipnotlar:

[1] Yûsuf, 12/23. [2] Yûsuf, 12/24. [3] Yûsuf, 12/33, 34. [4] Yûsuf, 12/43-56. [5] Yûsuf, 12/47-49 Feridun Ergin, İktisat, İstanbul 1964, s. 569; Hamdi Döndüren, Çağdaş Ekonomik Problemlere İslâmî Yaklaşımlar, İstanbul 1988, s. 37; Delilleriyle Ticaret ve İktisat İlmihali, İst. 1993, s. 369. [6] bk. Kurtubî, el-Câmi’, IX, 143; Alûsî, Rûhu’l-Meânî, XII, 5,6; Elmalılı, age, V, 59-61 Taberî, Tarih, Beyrut t.y., I, 337.

Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, Erkam Yayınları

HZ. YUSUF (AS) İLE ZÜLEYHA'NIN AŞKI

Hz. Yusuf (as) İle Züleyha'nın Aşkı

HZ. YUSUF (A.S.) KİMDİR?

Hz. Yusuf (a.s.) Kimdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.