Hz. Osman'ın İnfakı ve Tevazusu

Hz. Osman'ın başından geçen ibretlik kıssa ve almamız gereken hisseler.

Hulefâ-i râşidînin üçüncüsü, ağniyâ-i şâkirîn yani şükreden zenginlerden olan Hazret-i Osman’dır.

KENDİSİ DE SIRADA…

Osman -radıyallâhu anh-, Medine’ye hicret edince müslümanların su sıkıntısı çektiğini görmüştü. Medine’deki bütün kuyuların suyu acıydı. Sadece bir yahudiye ait olan Rûme Kuyusu’nunki tatlı idi. Yahudi, bu kuyunun suyunu satarak geçiniyordu.

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-;

“−Rûme Kuyusu’nu, cennette ondan daha hayırlısını kazanmak üzere kim satın almak ve kendi kovasını müslümanların kovalarıyla eşit kılmak ister?” buyurdu.

Yani kuyuyu satın alan, diğer müslümanlarla eşit haklarda ondan istifâde edebilecekti.

Hazret-i Osman, derhâl bu kuyuyu satın almak istedi. Lâkin yahudi kabul etmedi. Sonunda bir gün yahudi, bir gün de müslümanlar kullanmak üzere yarı hissesini satın almaya muvaffak oldu. Daha sonra da tamamını satın aldı. Peygamber Efendimiz, Hazret-i Osman’a;

“–İnsanların ondan su içmeleri için (kuyuyu) vakfeder misin?” diye sorunca, o da bu arzuya gönülden icâbet ederek kuyuyu vakfetti. Böylece Hazret-i Osman’ın bu himmetiyle, Medineli müslümanlar su sıkıntısından kurtuldular.

Rivâyete göre Osman -radıyallâhu anh-; büyük bir fazîlet daha sergileyerek, kendisinin satın alıp vakfettiği bu kuyudan su alabilmek için herkes gibi sıraya girip beklerdi.

Yine rivâyete göre Hazret-i Osman’ın bu eşsiz fedâkârlığı üzerine şu âyet-i kerîmeler nâzil oldu:

“Ey huzura kavuşmuş insan! Sen O’ndan râzı, O da senden râzı olarak Rabbine dön. (Sâlih) kullarım arasına katıl ve cennetime gir!” (el-Fecr, 27-30) (Suyûtî, Lübâbu’n-Nukûl, II, 195)

Hazret-i Osman, Tebük Seferi’nin hazırlıklarında da büyük fedâkârlıklar gösterdi.

Yine ondan bir kıssa:

Hazret-i Ebûbekir’in hilâfeti zamanıydı. Şehirde bir kıtlık zuhûr etti. Tam da o sırada Hazret-i Osman -radıyallâhu anh-’ın Şam’dan yüz deve yükü buğday kervanı geldi. Kervanı görenler, buğday satın almak için koştular. Hattâ bir dirhemlik buğday için yedi dirhem teklif ettiler.

Hazret-i Osman -radıyallâhu anh- ise;

“−Hayır! Sizden daha fazla veren var, ona satacağım.” dedi.

Ashâb-ı kiram, mahzun bir şekilde oradan ayrılıp halîfe Hazret-i Ebûbekir’in yanına vardılar. Vaziyeti anlatıp Hazret-i Osman -radıyallâhu anh-’ın bu tavrına üzüldüklerini bildirdiler.

Hazret-i Ebûbekir -radıyallâhu anh- ise, o fazîlet ehli sahâbînin bu davranışının altında muhakkak bir hikmet bulunduğunu sezerek;

“−Osman hakkında hemen kötü düşünmeyiniz. O, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in damadı ve Me’vâ cennetinde arkadaşıdır. Herhâlde siz onun sözünü yanlış anladınız.” der.

Ardından beraberce Hazret-i Osman’a giderler. Hazret-i Ebûbekir -radıyallâhu anh-;

“−Yâ Osman! Ashâb-ı kiram, senin bir sözüne üzülmüştür.” deyince Hazret-i Osman -radıyallâhu anh-;

“−Evet, ey Rasûlullâh’ın halîfesi! Onlar bire yedi veriyorlar. Hâlbuki onlardan daha hayırlı olan Cenâb-ı Hak ise, bire yedi yüz veriyor. Biz buğdayı, bire yedi yüz vererek alana sattık.” dedi.

Sonra da yüz deve yükü buğdayı, Allah rızâsı için Medine fukarâsına dağıttı. Kervandaki yüz deveyi de kurban etti.

Buna çok sevinen Ebûbekir -radıyallâhu anh-, Hazret-i Osman’ı alnından öptü ve;

−Ashâbın, senin sözündeki inceliği kavrayamadıklarını önceden sezmiştim…” buyurdu. (Bkz. Ramazanoğlu Mahmud Sâmî, Hz. Osman Zinnûreyn, s. 140; Krş. Âcurrî, Kitâbü’ş-Şerîa, IV, 2012)

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2026 Ay: Şubat, Sayı: 252

İslam ve İhsan

HZ. OSMAN’IN (R.A.) HAYATI

Hz. Osman’ın (r.a.) Hayatı

HZ. OSMAN’IN (R.A.) HAYAT DÜSTURLARI

Hz. Osman’ın (r.a.) Hayat Düsturları

HZ. OSMAN’IN (R.A.) EŞSİZ FEDAKARLIĞI

Hz. Osman’ın (r.a.) Eşsiz Fedakarlığı

HZ. OSMAN’IN (R.A.) FAZİLETLERİ

Hz. Osman’ın (r.a.) Faziletleri

HZ. OSMAN’IN (R.A.) ŞEMAİLİ VE ÖZELLİKLERİ

Hz. Osman’ın (r.a.) Şemaili ve Özellikleri

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.