Hz. Ali İle Hz. Fatıma (r.a.) Nasıl Evlendi?

Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın (r.a.) evliliği nasıl gerçekleşti? İşte hadisler ışığında Hz. Ali ile Hz. Fatıma’nın (r.a.) evliliği...

Peygamber Efendimiz’in kızı Hazret-i Fâtıma ile Ali (r.a.) hicretin ikinci yılında evlendiler.

Hazret-i Fâtıma’ya daha önce Hazret-i Ebûbekir ve Hazret-i Ömer gibi Kureyş eşrâfından birçok kimse tâlip olmuş, Resûlullâh:

“–Ben onun hakkında ilâhî hükmü bekliyorum.” buyurmuştu. Bu sebeple Hazret-i Ali, akrabâları Hâşimoğulları’nın teşviklerine rağmen böyle bir şeye teşebbüs edemiyordu. Bir müddet sonra yakınlarının da ısrârı ile Resûlullâh’ın huzûruna çıktı.[1]

Hazret-i Ali hâdisenin devâmını şöyle anlatır:

“Nihâyet Allâh Resûlü’nün huzûruna çıktım. Kendisinin bütün mânevî vakar ve heybeti üzerindeydi. Önüne oturdum ve sükût ettim. Konuşmaya muktedir olamadım. Bana:

«–Niçin geldin, bir ihtiyâcın mı var? Herhâlde Fâtıma’yı isteyeceksin!» buyurdu. Ben de ancak; «Evet!» diyebildim.” (İbn-i Kesîr, el-Bidâye, III, 379)

Peygamber Efendimiz’in muvâfakati üzerine Hazret-i Ali bâzı eşyâlarını satarak 480 dirhem mehir hazırladı. Allâh Rasûlü bunun üçte ikisi ile güzel koku, üçte biriyle de elbise alınmasını söyledi.[2]

HZ. FATIMA’NIN (R.A.) ÇEYİZİ

Resûlullâh, kızı Fâtıma’ya (r.a.) çeyiz olarak kadife bir örtü, bir su kabı ve içerisi izhir otuyla doldurulmuş bir minder verdi.[3] Bilâl-i Habeşî’ye (r.a.) de:

“–Ey Bilâl! Ben evlenme sırasında ümmetimin yemek yedirmeyi sünnet edinmelerini arzu ediyorum!” buyurarak yemek hazırlamasını istedi. Bunun üzerine Hazret-i Ali zırhını bir Yahûdîye rehin vererek yarım ölçek arpa aldı. Velîme (düğün ziyâfeti), “hays”[4] diye bilinen tatlı bir yemekten ibâretti. Muhâcirler ile Ensâr, grup grup gelerek yemek yiyip dağıldılar. (İbn-i Sa’d, VIII, 23; Abdürrezzâk, V, 487; Diyârbekrî, I, 411)

Resûlullâh, bir kapla su getirterek abdest aldı. Hazret-i Ali’yi çağırdı. Abdest suyundan onun göğsüne ve iki omuzunun arasına serpti. Sonra Fâtıma’yı (r.a.) çağırdı. Ona da aynısını yaptıktan sonra kendisini ev halkının en hayırlısına nikâhladığını söyledi. Fâtıma ve Ali (r.a.) için önlerinden ve arkalarından:

“Ey Allâh’ım! O ve zürriyeti hakkında kovulmuş şeytandan Sana sığınırım!” diyerek duâ etti. (İbn-i Sa’d, VIII, 24; Diyârbekrî, I, 411)

HZ. ALİ VE HZ. FATIMA’NIN (R.A.) İŞ TAKSİMİ

Peygamber Efendimiz iş taksîmi yaparken kızı Fâtıma’ya (r.a.) ev işlerini, damadı Ali’ye (r.a.) de hâricî işleri tavsiye etti.[5] Üsâme bin Zeyd (r.a.) anlatıyor:

“Ben Resûlullâh’ın yanında oturuyordum. Ali ve Abbâs (r.a.) gelip huzûruna girmek için izin istediler. Allâh Resûlü:

«–Niçin geldiler biliyor musun?» buyurdular.

«–Hayır, bilmiyorum!» dedim.

«–Fakat ben biliyorum, onlara izin ver!» buyurdular. (İçeri aldım), onlar da girdiler.

«–Ey Allâh’ın Resûlü! Ehlinden hangisinin Sana daha sevgili olduğunu sormaya geldik!» dediler. Allâh Resûlü:

«–Fâtıma bint-i Muhammed.» buyurdular.

«–(Kan bağı) olan âilenden kimi sevdiğinizi sormuyoruz. (Onlar dışındaki yakınlarından kimi sevdiğini) soruyoruz.» dediler.

«–Ehlimin bana en sevgili olanı, kendisine (hidâyet lutfederek) Allâh’ın nîmetlendirdiği, (âzâd edip evlât edinmekle) ikrâm etmiş olduğum Üsâme’dir!» buyurdu.

«–Peki sonra kim?» dediler.

«–Ali!» buyurdu. Bunun üzerine amcası Abbâs (r.a.):

«–Ey Allâh’ın Resûlü! Amcanı en sona bıraktın!» dedi. Allâh Resûlü:

«–Ali hicrette senden önce davrandı!» cevâbını verdi.” (Tirmizî, Menâkıb, 40/3819)

İbn-i Abbâs (r.a.) şöyle anlatmaktadır:

“Peygamber Efendimiz yere dört çizgi çizdi ve:

«–Bu çizgileri niye çizdiğimi biliyor musunuz?» diye sordu. Sahâbîler:

«−Allâh ve Resûlü daha iyi bilir.» dediler.

EN FAZİLETLİ HANIMLAR

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz:

«−Cennet kadınlarının en fazîletlileri Hatîce bint-i Huveylid, Fâtıma bint-i Muhammed, Meryem bint-i İmrân ve Firavun’un hanımı Âsiye bint-i Muzâhim’dir.» buyurdu.” (Ahmed, I, 293)

Resûlullâh, âile efrâdının eğitimi, mânevî terbiyesi ve ebedî hayâta hazırlanması husûsuna titizlik gösterirdi. Meselâ Ahzâb Sûresi’nin:

“Ey Peygamber’in hanımları! Siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer (Allâh’tan) korkuyorsanız, (yabancı erkeklere karşı) çekici bir edâ ile konuşmayın; sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümîde kapılır. Güzel söz söyleyin! Hem vakarınızla evlerinizde durun da evvelki câhiliyet çıkışı gibi süslenip çıkmayın! Namaz kılın, zekât verin, Allâh ve Resûlü’ne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allâh sizden, sâdece günâhı gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor.” (el-Ahzâb, 32-33) âyeti nâzil olduğunda Resûlullâh, altı ay boyunca sabah namazına giderken Hazret-i Fâtıma’nın kapısına uğrar ve:

“–Namaz(a kalkın) ey Ehl-i Beyt! «Allâh sizden, sâdece günâhı gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor.» buyururdu. (Tirmizî, Tefsîr, 33/3206)

Yine ebedî hayâtın en mühim sermâyelerinden biri olan teheccüd namazı için Peygamber Efendimiz bâzı geceler Hazret-i Ali ile Fâtıma’nın kapısını çalıp:

“−Namaz kılmayacak mısınız?” buyururdu. (Buhârî, Teheccüd, 5)

PEYGAMBERİMİZİN EN SEVDİĞİ KİŞİ

Bu hususta Hazret-i Ali şu dikkat çekici hâdiseyi nakleder:

“Fâtıma, babasına âilesinin en sevgili olanı idi. Değirmen çevirdiği için elinde, kırba ile su taşıdığı için boynunda yaralar oluşur, evi süpürdüğü için de üstü başı toz toprak içinde kalırdı. Bir ara Allâh Resûlü’ne bâzı köleler getirilmişti. Fâtıma’ya (r.a.):

«–Babana gidip bir köle istesen!» dedim.

Fâtıma gitti, Resûlullâh’ın, yanındaki bâzı kimselerle konuşmakta olduğunu gördü ve geri döndü. Ertesi gün Resûlullâh Fâtıma’ya gelerek:

«–Kızım ihtiyâcın ne idi?» diye sordu. Fâtıma sükût edip cevap vermedi. Ben araya girip:

«Ben anlatayım ey Allâh’ın Resûlü!» dedim ve anlattım. Bunun üzerine Resûlullâh:

“–Ey Fâtıma! Allâh’tan kork! Allâh’ın farzlarını edâ et! Âilenin işlerini yap! Yatağına girince otuz üç kere sübhânallâh, otuz üç kere el-hamdü lillâh, otuz dört kere Allâhu ekber, de! Böylece hepsi yüz yapar. Bu senin için hizmetçiden daha hayırlıdır.” buyurdular. Fâtıma (r.a.):

«−Allâh’tan ve Allâh’ın Resûlü’nden râzıyım!» dedi. Resûlullâh ona hizmetçi vermedi.” (Ebû Dâvûd, Harac, 19-20/2988)

Diğer bir rivâyette Resûlullâh’ın şunları da söylediği nakledilmektedir:

“–Vallâhi Ehl-i Suffe açlıktan mîdelerine taş bağlar ve ben de onlara sarf edecek bir şey bulamazken size hizmetçi veremem. Esirlerin karşılığında fidye alacağım ve bu geliri Ashâb-ı Suffe için harcayacağım.” (Ahmed, I, 106)

PEYGAMBERİMİZİN SON VEDA ETTİĞİ KİŞİ

Resûlullâh’ın âzatlısı Sevbân r.a.) anlatıyor:

Allâh Resûlü yolculuğa çıkacağında âilesinden son olarak kızı Fâtıma’ya (r.a.) vedâ ederdi. Döndüğünde ise yanına ilk uğradığı kimse yine Fâtıma olurdu. Resûlullâh yine bir yolculuktan dönmüştü. Fâtıma da kapısının üzerine bir perde asmış, ayrıca Hasan’la Hüseyin’e (r.a.) gümüşten iki bilezik takmıştı. Peygamber Efendimiz Fâtıma’nın (r.a.) evine gelmiş, ancak eve girmemişti. Fâtıma (r.a.), Resûlullâh’ın eve girmeyişine, gördüğü şeylerin sebep olduğunu anladı. Derhâl perdeyi yırttı, çocukların kolundaki gümüş bilezikleri çıkardı. Bunlardan birini iki çocuğuna paylaştırdı. Hasan’la Hüseyin ağlayarak Rasûlullâh’ın yanına gittiler. Resûlullâh bu bilezikleri aldı ve:

“−Ey Sevbân! Bunları falan âileye götür. Hasan ve Hüseyin benim Ehl-i Beyt’imdendir. Cenâb-ı Hakk’ın kendilerine bahşedeceği güzellikleri dünyâ hayâtında yiyip tüketmelerini istemiyorum. Ey Sevbân! Fâtıma’ya kemikten yapılmış bir gerdanlık ile (çocuklar için) yine kemikten yapılmış iki bilezik satın al!” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Tereccül, 21/4213)

[1] İbn-i Sa’d, VIII, 19.

[2] İbn-i Sa’d, VIII, 19.

[3] Nesâî, Nikâh, 81.

[4] Bu, çekirdeği çıkarılmış hurma, saf yağ ve süzülmüş yoğurdun karıştırılmasıyla yapılan bir yemek idi. Bâzen içine sevîk (kavrulmuş un) da katılırdı.

[5] Kâsânî, IV, 24.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hz. Muhammed Mustafa 2, Erkam Yayınları

 

HZ. FATIMA (R.A.) KİMDİR?

Hz. Fatıma (r.a.) Kimdir?

HZ. ALİ (R.A.) KİMDİR?

Hz. Ali (r.a.) Kimdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.