Huzur Neden İslâm’da?

Abdullah Sert Hocaefendi, dünyanın adalet ve vicdan krizine sürüklendiği bir zeminde, gerçek huzurun ancak Kur’ân ve Nebevî ölçülerle yaşanan İslâm’da mümkün olduğunu; zulme karşı adaletin, korkuya karşı emniyetin ve karmaşaya karşı sükûnetin kaynağının İslâm olduğunu hatırlatıyor.

HUZUR İSLAM’DA 

İki senedir zalim bir millet, oradaki masum çocukları; 60 bin, 70 bin çocuğu öldürüyor. Sonra da kimse bir şey yapamıyor. Onun elini, dilini, kolunu bükecek kimse bulunmuyor. En sonunda, “Ne yapalım, yeter artık; onlar da yoruldular zaten. Baktılar neticede alamayacaklar, anlaşalım” deniliyor.

Neyi anlaştınız kardeşim?

70 bin insanı öldürdünüz! 70 bin insan öldürmek hangi zaferdir? Bir şey kazanılırsa adı zafer olur. Evimizi işgal eden biri, sonra birileri çıkıp “Hadi artık, yeter, insaf!” deyince biz oturup seviniyoruz. Böyle bir adalet olur mu?

Size küçük bir latife yapayım:

Komünizm döneminde, Rusya’da bir adam Kolhoz’a gider ve der ki:

“Vallahi evimiz çok dar geliyor, ne olursunuz bize bir genişlik verin.”

Kolhoz müdürü, “Hallederiz” der ve eve bir sığır koyarlar.

Adam gelir: “Daha da daraldı!” der.

Sonra bir şey daha koyarlar; adam iyice feryat eder.

En sonunda hepsini geri çıkarırlar.

Adam: “Oh be, ne kadar rahatladık!” der.

İşte şu an dünyanın sistemi bu maalesef.

Adaleti tanımayan, vicdanı olmayan bir sistem…

İnsanı öyle sıkar ki; boğacak, öldürecek noktaya gelince “Ölüyorum!” dersin.

Sonra biraz gevşetir, elini çeker; “Oh be, dünya varmış” dersin.

Ama nasıl bir dünya bu?

İslâm’ın böyle bir anlayışı yok.

İslâm buna müsaade etmiyor. Böyle durumlarda, güçlü Müslümanların müdahalesini ister. İslâm’ın inşa ettiği toplum; haksızlığın olmadığı, yardımlaşmanın, merhametin, şefkatin hâkim olduğu bir toplumdur. Çocukların öldürülmediği, kiliselerinde ibadet eden insanlara bile dokunulmadığı bir medeniyettir.

Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh-, askerlerine talimat verirken şöyle der:

“Yollarda ağaç kesmeyin, ağaçlara dokunmayın. Kiliselerine kapanıp ibadet edenlere de dokunmayın. Onlar kendi dinlerini yaşasın, siz de kendi dininizi yaşayın. Size karşı çıkmayan hiçbir insana zarar vermeyin. Hele hele kadınlara ve çocuklara asla el sürmeyin.”

İşte bu bir medeniyettir.

Peki ne oldu da bu hâllere düştük?

Herhâlde şairin tabiriyle o mukaddes emaneti koruyamadık. Koruyamadık…

Onun için tekrar o güzellikleri bulabilmek adına nebevî kaynaklara, Kur’ân kaynaklarına dönmemiz gerekiyor. Saadet oradadır.

Bir zamanlar arabaların arkasında yazardı:

“Huzur İslâm’dadır.”

İnsanın huzuru da, toplumun huzuru da, dünyanın huzuru da İslâm’dadır.

Ama hangi İslâm’da?

“Müslüman’da” demiyorum; Allah Resûlü’nün yaşadığı ve yaşattığı İslâm’da.

İslâm’da eksiklik yok, kusur yok.

Eksik olan biz Müslümanlarız, kusurlu olan biziz.

İslâm’ın hiçbir ayıbı yok.

Nitekim Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:

“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’ı seçtim.”

Bundan daha yüce bir din yoktur.

Din kemale ermiştir. Ondan öte bir din de gelmeyecektir.

O hâlde biz, o kâmil dine yeniden sarılabilirsek;

Hem kendimiz huzur buluruz,

Hem toplum huzur bulur,

Hem de dünyaya huzur dağıtma imkânı doğar inşallah.

Bir dönem bu ümmet, dünyaya İslâm’ın huzurunu götürmüştü.

Hatta Batı dünyasında insanlar, kendi aralarındaki kavgalar bitmeyince,

“Bize Müslümanların kavuğu gelsin de burada rahat edelim” demişlerdi.

Bunlar tarihî vesikalarla sabittir.

Bugün ise tam tersine,

İslâm’la ilgisi olmayanlardan huzur bekler hâle geldik.

Rabbimiz bizlere aslımıza dönmeyi nasip eylesin.

İslâm’a güzel bir dönüş yapmayı nasip eylesin.

Nasıl olsa Allah’a döneceğimize kesin olarak inanıyoruz.

O dönüşün yolu da İslâm’a sımsıkı sarılmaktır.

İslam ve İhsan

İSLAM DİNİ NEDİR?

İslam Dini Nedir?

İSLAM NASIL HUZUR VERİR?

İslam Nasıl Huzur Verir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.