Herkesin Ölümü Kendi Rengindedir

Mevlânâ Hazretleri ölümü nasıl tabir ediyor? Ebû Hâzim -rahmetullâhi aleyh- İtaatkâr ve asi bir kulun sonunu nasıl tasvir ediyor? “Herkesin ölümü kendi rengindedir.” sözünden kasıt nedir? Nasıl anlamalı ve amel etmeliyiz?

Mevlânâ Hazretleri’nin tâbiriyle:

“Herkesin ölümü kendi rengindedir.”

“Ey ölümden korkup kaçan kişi! İşin aslını ve sözün doğrusunu istersen, sen aslında ölümden korkmuyorsun; sen kendi hâl ve amellerinden korkuyorsun. Çünkü ölüm aynasında görüp ürktüğün ve korktuğun, ölümün çehresi değil, kendi iç dünyanın çirkin yüzüdür…”

Yani son nefes, herkesin karşısına, yaşadığı hayatın mânevî keyfiyetine göre çıkar:

‒Mü’mine gurbetten sılaya dönüş mutluluğu veya huzurlu bir bayram sabahı olur.

‒Kâfire ise kâbuslarla dolu, korkunç bir azap yolculuğu…

Nitekim Ebû Hâzim -rahmetullâhi aleyh- şöyle buyurur:

“İtaatkâr bir kulun Allâh’a gidişi; evinden, âilesinden ayrı düşen bir insanın, onu iştiyakla bekleyen âilesine kavuşması gibidir. Âsî bir insanın Allâh’a gidişi ise, efendisinden kaçan bir kölenin yakalanıp tekrar ona döndürülmesi gibidir.”

Bunun içindir ki;

–Dünyayı fânî bir konak hükmünde görüp âhirete yakînen îmân eden,

–Son nefes eşiğini îman selâmetiyle aşabilmek için ömrünü takvâ hassasiyeti içinde yaşayan,

–Cennet ve Cemâlullâhʼa kavuşma arzusunu bütün fânî zevklerden üstün tutan sâlih mü’minler, dünyayı âhiretle mezcetmeyi başardıkları nisbette, ölümü gönül huzuruyla karşılayacaklardır.

Şair Yahya Kemâlʼin şu mısrâları, bu huzur iklimini ne güzel tasvir etmektedir:

Ölüm âsûde bahar ülkesidir bir rinde;[1]

Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.

Ve serin serviler altında kalan kabrinde,

Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter…

Hak dostları, ölümü Refîk-ı Âlâ’ya, En Yüce Dostʼa kavuşma vesîlesi olarak görmüş, Hazret-i Mevlânâ’nın tâbiriyle “şeb-i arûs / düğün gecesi” olarak telâkkî etmişlerdir. Nitekim Hak dostlarının âdeta sözcüsü mevkiinde bulunan Mevlânâ Hazretleri şöyle buyurur:

“Öldüğüm gün, tabutumu götürürlerken, bende bu dünya derdi var sanma! Dünyadan ayrıldığıma üzülüyorum zannetme! Sakın ola ki öldüğüm için ağlama; «Yazık, vah-vah!» deme! Eğer ben yaşarken nefse uyup şeytanın tuzağına düşersem, işte hayıflanmanın sırası o zamandır!

Beni toprağa verdiklerinde de; «Elvedâ, elvedâ!» deme! Bilesin ki o vakit, benim ayrılık vaktim değil, (Rabbimle) buluşma, yani vuslat vaktimdir!

Mezar bir perdedir ki onun arkasında Cennet’in huzuru vardır! Batmayı gördün değil mi? Doğmayı da seyret! Güneş’le Ay’a, ufukta kaybolmaktan dolayı hiçbir ziyan gelir mi?

Bu hâl sana; batmak ve kaybolmak gibi görünse de aslında doğmaktır, yeniden hayata kavuşmaktır!

Tohum toprağa düşse onun için «öldü» denebilir mi?..

Hem değil mi ki canı Allah almaktadır; bil ki ölüm, has kullar için şeker gibi tatlıdır. Kezâ ölüm, ateş bile olsa, Allâh’a halîl/dost olana güllük gülistanlıktır; âb-ı hayattır…”

Velhâsıl bu fânî cihanda bizden önce ebediyet yolculuğuna çıkan eş-dost, akraba ve sevdiklerimizin vefâtına elbette mahzun olmalıyız. Fakat mühim olan, onların geride kalanlara hâl lisânıyla yaptıkları telkinlerden, gerekli ders ve ibretleri alabilmektir.

Dolayısıyla bir vefat haberi aldığımızda, cenaze arabası gördüğümüzde, selâ işittiğimizde, cenaze namazı kıldığımızda, bir kabristanı ziyaret ettiğimizde, o mevtâların başına gelenin, her an bizim de başımıza gelebileceğini unutmayalım.

Bazı mezar taşlarında yer alan;

“Ey ziyaretçi! Dün ben senin gibiydim. Gâfil olma, yarın da sen benim gibi olacaksın!” nasihatini, hatırımızdan çıkarmayalım.

[1] Rind: İlâhî aşkla mest olmuş sûfî, derviş.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2026 – Ocak, Sayı: 479

İslam ve İhsan

GAFİL İLE SÂLİH BİR KULUN SON ANI

Gafil İle Sâlih Bir Kulun Son Anı

HASAN-I BASRÎ HAZRETLERİ’NDEN HİKMET DOLU DERSLER

Hasan-ı Basrî Hazretleri’nden  Hikmet Dolu Dersler

DÜNYAYA GELEN HER İNSAN, BİR EBEDİYET YOLCUSUDUR

Dünyaya Gelen Her İnsan, Bir Ebediyet Yolcusudur

OSMAN NÛRİ TOPBAŞ HOCAEFENDİ İLE EBEDİYET YOLCULUĞU KİTABI ÜZERİNE MÜLÂKAT

Osman Nûri Topbaş Hocaefendi İle Ebediyet Yolculuğu Kitabı Üzerine Mülâkat

HASAN BASRİ HAZRETLERİ KİMDİR?

Hasan Basri Hazretleri Kimdir?

HASAN-I BASRÎ HAZRETLERİ’NDEN HİKMETLİ SÖZLER VE TAVSİYELER

Hasan-ı Basrî Hazretleri’nden Hikmetli Sözler ve Tavsiyeler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.