Hayatın Her Anında Allah’ın İkramlarını Görebiliyor muyuz?

Gözümüzün önündeki doğa ve canlılar, Allah’ın bize olan nimetlerinden başka neyi anlatıyor? Bu ilahi düzeni fark etmek, insanın nefsine mâl etmeden şükretmesini nasıl sağlar?

Ebû Süleyman Dârânî şöyle der:

“Evimden çıkıyorum, gözümün iliştiği her şeyde Allâh’ın bana olan bir nîmetini görüyorum. Ondan bir ibret alıyor, ders çıkarıyorum.” (İbn-i Kesir, I, 447)

Süfyan bin Uyeyne de bu hâlin îzâhı sadedinde, bir şâire âit olan:

“İnsan, düşünce sahibi olursa, her şeyden bir ders alır.” sözünü sık sık tekrar ederdi. (İhyâ, IV, 764)

HAYATIN HER ANINDA ALLAH’IN İKRAMLARINI GÖREBİLİYOR MUYUZ?

Hayâtın her ânı, ilâhî kudret ve azameti hatırlatıp hikmet ve ibret almaya vesîle olan nihâyetsiz vâkıa ve manzaralarla doludur. Cenâb-ı Hak bu vâkıa ve manzaralardan ibret almaya dâvet sadedindeki pek çok âyet-i kerîmeden birinde şöyle buyurur:

“Size, (varlığına ve birliğine delâlet eden) âyetlerini (mûcizelerini) gösteren, size gökten rızık indiren O’dur. (Bu âyetlerden,) Allâh’a yönelenden başkası ibret almaz.” (el-Mü’min, 13)

Hakîkaten, dünya kurulduğundan bugüne kadar hiçbir canlının rızkı ihmâl edilmeden sayısız ilâhî sofralar kurulmuş ve hâlen de kurulmaya devam etmektedir. Bir düşünecek olursak; dünyanın dörtte üçü su ile kaplıdır. Dörtte birinin büyük bir kısmı da bitki yetiştirmeye elverişli olmayan kayalıklar veya çöllerden oluşmaktadır. Geriye kalan çok az bir kısmı topraktır. Ancak o ne yüce bir kudrettir ki, bu toprağı sonsuz bir istihâle ile, yani değişim ve dönüşümle bütün canlıları doyuracak gıdâların kaynağı kılmıştır.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurur:

“Allah -azze ve celle- «Sen infâk et ki, Ben de sana infâk edeyim.» buyurdu. Allâh’ın hazineleri geniştir. Bütün mahlûkâta verdiği rızıklar O’nun hazinesinden hiçbir şey eksiltmez. O, gece gündüz ardı arkası kesilmez infaklarda bulunur. Semâ ve Arzʼı yarattığı günden beri Allâh’ın infâk ettiği şeyleri düşünün! Bunlar, O’nun mülkünden hiçbir şey eksiltmemiştir.” (Buhârî, Tefsîr 11/2, Tevhîd 22)

Yine ne ibretlidir ki, kar yağıp her yanı kapladığında, sayısız canlı, toprağın sînesine sığınır ve uzun bir müddet Hâlık’ın muhâfazası ile orada sağ-sâlim kalır. Rabbimiz toprağı onlar için âdeta bir kundak kılar. Bu yüzden, karlar eridiğinde ortalıkta o canlılara âit ceset yığınları görmeyiz. Bütün o mahlûkat, yine toprağın üstüne çıkıp hayatlarını sürdürür.

İşte ibret nazarıyla bakabilenler için sadece bu hakîkatler bile içinde yaşadığımız cihandaki ilâhî nizam ve âhengin ne kadar muhteşem olduğunu, dolayısıyla Rabbimizin sonsuz ilim, kudret ve hikmetini ifâdeye kâfîdir.

Yine âyet-i kerîmede Rabbimiz:

“Nice canlı var ki, rızkını (yanında) taşımıyor. Onlara da size de rızık veren Allah’tır. O, her şeyi işitir ve bilir.” (el-Ankebût, 60) buyurarak mahlûkâtın rızık hususundaki tevekkül, teslîmiyet ve kanaat hâline mukâbil, insanoğlunun bu husustaki hırs ve endişesinin ne kadar yersiz olduğunu vurgulamaktadır.

Hâfız-ı Şîrâzî de bir şiirinde insanı; “yek katre-i hônest, hezâr endişe” yani “bir damla kan, binlerce endişe” şeklinde târif etmiştir.

Yine etrafımızdaki ilâhî vitrinleri ibret nazarıyla seyrettiğimizde görürüz ki, basit birer ot gibi gözüken çeşitli çiçeklerin topraktan bulup çıkardıkları renkler, kokular ve yapraklar, hiçbir kimyâgerin bir eşini yapmaya muktedir olamadığı ne kadar hârika keyfiyetlerdir!

Hayvan, otu et ve süt yaparken, varlıkların en mütekâmili olan insanoğlu, günümüzün en ileri teknolojisiyle donatılmış bir kimya laboratuva­rında bile tonlarca ottan bir gram et veya süt îmâl edememektedir.

İnsan vücûdunda ilâhî bir program dâhilinde müthiş bir âhenkle işleyen organların veya sadece bir tek doku hücresi içindeki yüzlerce çeşit biyokimyevî reaksiyonun idâre ve kontrolü bir günlüğüne bizim elimize bırakılsaydı, belki birkaç dakika bile dayanamaz, kimbilir ona kaç ârıza yaptırırdık?

Ne ibrettir ki, bir yanda on tonluk bir filin -Cenâb-ı Hakk’ın musahhar kılmasıyla- on yaşındaki bir çocuğa tâbî olduğunu görmekteyiz; diğer yanda ise -insanın acziyetinin bir ifâdesi olarak- çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük bir virüsün, nice güçlü-kuvvetli cüsseleri yere sermekte olduğunu!..

Demek ki insan, Cenâb-ı Hakk’ın lûtfettiği kudreti hiçbir zaman nefsine mâl etmemeli, aslâ büyüklenmemeli, nîmetin asıl sahibini unutmamalı, dâimâ şükür duyguları içinde olmalı ve ilâhî kudret karşısında kendisinin bir toz zerresi bile olmadığını anlayıp dâimâ Hakk’a ilticâ etmelidir. Zira alıp verdiği nefesin dahî büyük bir ilâhî nîmet olduğunu bilmelidir.

Hakîkaten, en ileri teknoloji ile îmâl edilmiş bir uçağa bindiğimiz zaman bile; “Şayet yüksek irtifâdayken basınç düşerse otomatik olarak önünüze gelecek olan oksijen maskelerini takın!” diye anons edilir.

Hâlbuki hiç kimse; “Acaba yarın havadaki oksijen miktarı yüzde 21’den yüzde 25’e çıkar mı, yahut yüzde 18’e düşer mi, kendime bir oksijen tüpü alsam mı?” diye bir endişe geçirmiyor. Çünkü inanan-inanmayan herkes, ilâhî nizâma tabiî bir îtimat hâlinde hayâtını sürdürebiliyor… Aksi hâlde insan, karşı karşıya olduğu her türlü hayâtî risk ve tehlikenin farkında olsa, hayat çekilmez olurdu.

Bunun gibi sayısız hakîkatleri lâyıkıyla tefekkür edebilen bir insan, dünya üzerindeki bütün canlıların, hayatta kalabilmek için bile nasıl büyük bir ilim ve kudretin yardım ve himâyesine muhtaç olduğunu kavramakta gecikmez. Tek başına gerçekleştirmeye katʼiyyen güç yetiremeyeği müsait şartlar içinde, âdeta ilâhî hârikalar âleminde ve mûcize eseri yaşadığını anlar. Bunu anlayan hiçbir akıl, mantık, iz’an ve vicdan da, Âlemlerin Hâlık’ı ve Nâzım’ı olan Allah Teâlâ’ya baş kaldırma nankörlük ve küstahlığında bulunamaz.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlakından 2, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

KAİNATI GÖNÜL GÖZÜYLE OKUMAK

Kainatı Gönül Gözüyle Okumak

EVRENİN HAYRETE DÜŞÜREN SIRLARI

Evrenin Hayrete Düşüren Sırları

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle