Gönle Huzur Veren Bağlar

İnsanın huzuru sadece kendi içinde mi, yoksa Allah’la, ailesiyle ve toplumla kurduğu bağlarda mı saklı?

“Aramakla bulunmaz ve fakat bulanlar ancak arayanlardır.” Böyle bir kelâm-ı kibara dayanarak çıktığımız huzur yolculuğuna devam ediyoruz.

HUZURUN DAİRELERİ: GÖNÜLDEN GÖNÜLE KURULAN BAĞLAR

Huzurun Daireleri: Benlikten Muhite Açılan Yol

Huzur iklimi, bir tek şeyin sonucu değil, belki birçok bileşenin ortak bir neticesidir. Bu iklimin oluşmasında, kişinin kendisiyle kurduğu sıhhatli ilişki kadar, “muhit”le geliştirdiği ilişkiler de son derece ehemmiyetlidir.

Başka türlü söyleyelim, kişinin hem kendisiyle, hem de kâinat âleminde ona eşlik eden tüm varlıklarla; eşiyle dostuyla, evladıyla, ebeveyniyle, çiçeklerle, kuşlarla ve tabi ki Yaratanıyla kurduğu yakınlıklar, huzur arayışı için temel uğrak noktalarıdır. “Aile, toplum, âlem ve Allah” kavramlarında özetlenen bu geniş muhit ile geliştirilecek ilişkilerin niteliği, insanın varacağı huzur diyarını adım adım tayin eder. Zira hayat, insan penceresinden bakıldığında, benlik dediğimiz küçük bir noktadan başlayıp dışa doğru açılan, kıvrılan, gittikçe genişleyen ve ufuklara uzanan ihtişamlı bir “daireler muhiti”nin adıdır. Aranan huzur diyarı da, bu muhitin başıyla sonu arasında gözetilen nizam ve uyumun, sevgi, dostluk ve adalet duygusunun ardında saklıdır.

Gönle huzur veren; daireler muhitindeki kin, düşmanlık ve çatışma değil, dostluk, sevgi ve barıştır. Bu itibarla huzur soluklayan ruhlar, sulh ve ıslah merkezli bir hayatı düstur edinenlerdir. Hayatın daireleri arasında sulh, sevgi, adalet ve ülfet etraflı bir ilişki arayışı içinde bulunan kimseler, gönüllerinde cennet huzurunu tadabilenlerdir.

Aile ve Toplum Dairelerinde Huzurun Şartları

Huzur arayışındaki insana en yakın daire, ailedir. Bu daire içinde anne-baba, kardeş, eş ve çocuklarıyla sulh ve muhabbet ilişkileri oluşturamamış bir gönülde huzur penceresi açılmamış demektir.

Diğer bir daire içinde seyrelen-yoğunlaşan, yüzeyselleşen-derinleşen, karmaşıklaşan, kendine has belli mecralardan akıp gelen ilişkilerin yer aldığı toplum hayatıdır. Bu hayatta beklenen huzur iklimi, muhitte yer alan insanlarla adâlet, hakkaniyet, saygı ve anlayış eksenli bir ilişki ve nizam ortamının kurulmasını gerekli kılar. Böyle bir ortam ise, insanları hor-hakir görmeden, dışlamadan, aşağılamadan, kenara itmeden, yok saymadan, yüce menfaatlere, acımasız hırslara kurban etmeden, onurunu kırmadan, aldatıp oyalamadan, onları adam etmeye ya da kullanmaya çalışmadan, onlara ezâ ve işkence etmeden, onlara karşı üstünlük ve efendilik iddiasında bulunmadan, onlara dair kaba söylemler üretmeden ve fakat onları adam yerine koymaya, eşrefi mahlûkat olarak görmeye, varlıklarına Yaratan hatırına saygı duymaya bağlıdır. Kısacası insan onurunu eksen alan bir toplum ilişkisi, huzur arayışları için zorunlu bir esintidir. İçerisine, kin, nefret, öfke, korku ve düşmanlık sağanağının boşaldığı bir toplum hayatının gönül huzuruna sağlayacağı bir faydadan söz edilemez.

Âlemle Barış: Tabiatla Kurulan Huzur Bağı

Canlı-cansız tüm yaratılmışlarla sulh içinde yaşamak, gönlün huzur dairelerinin sınırlarını daha da genişletir ki, böyle bir kimse için dağlar, taşlar, gökler ve yerler farklı bir huzur penceresidir. Zira böyle bir kimse için, tabiat âlemi, kendisinde her an, Yaratanın tecelli ettiği, her haliyle Yaratanı zikreden, hep o İlâhî kudretin işaretlerini taşıyan, bu işâretler vasıtasıyla insanlarla konuşan, insanlara varlıklarını sürdürme imkânı sunan bir nimettir; bir ibretler âlemidir. Dolayısıyla her halinde Yaratanın mührünü taşıyan bu âlemi, hesapsızca kullanılıp sorumsuzca tüketilecek, sınır tanımız hırs ateşiyle tahrip edilecek, denetim altına alınacak bir düşman değil, dostça geçinilecek, imar edilecek ilahi bir lütuf olarak görmenin gönül huzuruna ekleyeceği önemli güzellikler vardır. Başkaları için belâ ve musibet görünen birçok hadise ve olaylar, muhitiyle barışık kimse için farklı bir imtihan ve hikmet tecellisidir.

En Geniş Muhit: Allah’la Kurulan Yakınlığın Huzuru

En geniş ve en derin huzur iklimine ise insanı hem içinden hem de dışından kuşatan ve en büyük muhit olan Allah Teâlâ’ya vuslat (yakınlık) neticesinde ulaşılır. Bütün âlemi kuşatan, görüp-gözeten, idare eden, insana şah da- marından daha yakın olan bir Allah idrakidir ki, insanın hayata bakışını, gönül dünyasını, düşünce ufkunu genişletir ve rahatlatır. Çünkü böyle bir Yaratan tasavvuru, insanın başıboşluğuna, yalnızlık, anlamsızlık ve çaresizliğine çare sunar; sonu kestirilemeyen ama hayatımızda uzun süre kal- mayacağı da, bizi ikbale erdirmeyeceği de bilinen heveslere karşı uyarır. İnsanın hayat içerisindeki birçok problem ve sıkıntıya karşı yüzünü dönüp yardım isteyeceği, yönlen dirmesine ihtiyaç duyacağı, yaşamak için kendisinden güç ve heyecan devşireceği, gönlünü rahat ve iradesini metin tutacağı, ona soyluluğunu hatırlatan yüce bir varlığı hep hatırda tutmayı, unutmamayı, ona yakınlık duymayı telkin eder. Dolayısıyla böyle bir varlıkla beraberlik şuurunun derinliği nispetinde huzur gönle yerleşir ve kalıcı hale gelir.

Bu yüce muhitle kurulan yakınlık ve dostluk ilişkisi, insanı, başta kendi ailesine, sonra toplumun geri kalanına ve âlemin geleceğine ilgi duymaya, bunlarla sağlıklı ve dengeli birler O’nun dışında mâsivâdan hangi şeye meylederse etsin, onların hepsinin daha iyisi ve daha üstünü, daha ötesi bulunduğundan, hiçbirinde karar kılamaz. Hiçbirinde itminanını bulamaz. Yine hiçbirisi, ruhun iştiyâkını dindiremez, heyecanını doyum noktasına ulaştıramaz; lezzet ve gıptada daha yükseğine ulaşmak ister. Fakat kalp, ilâhî marifetten zevk almaya başlayınca, bütün isteklerin ve bütün işlerin Allah’a bağlı olduğunu anlar ve artık O’ndan yüksek bir makam ve merciye, O’nun dışında bir maksûda geçmek ilişki kurmaya sevk eder. Gel-geç sevdâlâr ve fânî varlıkların verdiği huzur, bu büyük huzurun yanında ancak küçük bir avunma olarak nitelenebilecektir. Allah dostluğunun verdiği manevî haz, hiçbir şeyle kıyaslanamayacak eşsiz bir huzur okyanusuna dalmaktır. İşte bu sebeple buyrulmuştur ki: “İyi bilin ki gönüller ancak Allah’ı anmakla (zikrullah ile) huzur ve itmi’nâna erer.” (Ra‘d Sûresi, 28).

İnsanı saran muhitin, iradesi en keskin, kudreti en geniş dairesi olan Allah’ı hatırda tutmanın gönül dünyasına sunacağı huzurla ilgili Elmalılı Hamdi merhumun cümle- lerine bakalım ama ifadelerinde kısmi bir sadeleştirmeye gittiğimizi de belirterek:

“...Evet başkasıyla değil, ancak Allah’ın zikri ile -Allah’ın verdiği zikir Kur’an veya Allah’ı anmak, hatırlamakladır kikalpler mutmain olur. Zîra her şeyin başlangıcı ve sonu ancak Allah’ta son bulur. Bütün sebepler O’na dayanır. Varlığı mümkün olan her şeyin meydana gelişindeki ihtimaller zinciri, Allah’ta kesilir. Allah, daha üstü ve daha ötesi olmayan, sınırdan ve miktardan münezzeh olan yüceler yücesi bir kebîru’l-müteâl olduğundan, gerek dış dünyadaki varlıklarda, gerek vicdanda O’ndan ilerisi yoktur ki fazla bir kalp hareketine imkan ve ihtimal bulunsun.

Allah deyince, düşünceler hareket hedefinin son noktasına erişmiş, mantıklar durmuş, bütün duygular, bütün korku ve ümitler son durağına dayanmış bulunur. Gönül mümkün olmaz.”

En büyük muhit olan Allah’tan habersiz yaşanan bir hayat, huzursuz ve stresli bir hayattır. Nitekim Kur’ân-ı Kerim bu gerçeğe şöyle dikkat çeker:

“Kim Allah’ın zikrinden yüz çevirirse onun hakkı dar ve sıkıntılı bir hayat olacaktır” (Tâhâ Sûresi, 124)

Yazımızı, yine Elmalılı Hamdi Yazır’ın insanın yaşadığı hayat kalitesinin muhitle ilişkisini ifade eden şu veciz cümleleriyle bitirelim:

“Hayat, muhite mutabakat diye mülahaza edildiğine göre, en yüksek hayat, en yüksek muhite mutabakat demek olur. En yüksek muhit ise Allah Teâlâ’dır. Binaenaleyh bu en yüksek hayat, her halükârda Allah Teâlâ’nın emrine intibak ederek O’nun likâsına yükselmekle olur…”2

Dipnotlar:

  1. Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, IV, 2983-2985 (Kısmen sadeleştirilerek).
  2. Hak Dini Kur’an Dili, VII,

Kaynak: Dr. Adem Ergül, Göklere Yolculuk Var, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

İNSANI YÜCELTEN FAZİLETLER

İnsanı Yücelten Faziletler

İNSANI AYAKTA TUTAN BAĞLAR: SILA (BAĞ) KOPARSA NE OLUR?

İnsanı Ayakta Tutan Bağlar: Sıla (Bağ) Koparsa Ne Olur?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle