Fenerle İnsan Arayan Adamın Hikayesi

Hazret-i Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde geçen bu hikâye, gerçek insanı aramanın mânâsını, insan-ı kâmil hasretini ve gönül insanlarının değerini anlatıyor.

Hazret-i Mevlânâ Mesnevî’sinde bir hikâye anlatır:

İNSAN ARIYORUM!

“Bir gece vaktiydi. Evimden dışarı çıktım. Kırlarda geziyordum. Bir adamcağızın elinde fenerle dolaştığını gördüm:

«–Bu gece karanlığında ne arıyorsun?» diye sordum.

Adam:

«–İnsan arıyorum!» diye cevap verdi.

Ona dedim ki:

«–Ne yazık ki boşuna yoruluyorsun! Ben yurdumu terk edip yollara düştüm de yine onu bulamadım. Git evine yat, rahatına bak. Nâfile arıyorsun, onu hiçbir yerde bulamayacaksın!»

Adamcağız acı acı baktı ve:

«–Bulamayacağımı ben de biliyorum. Ama yine de aramaktan zevk alıyorum! Onun hasreti bile bana zevk veriyor.» dedi.”

Hisse:

Zulüm ve haksızlıkların çoğaldığı, rûhî açlığın maddî açlığı geçtiği günümüzde en çok muhtaç olduğumuz kimseler, kalplere mâneviyat aşısı yaparak rûhen boğulmak üzere olanlara âdeta cankurtaran simidi atan gönül erleridir. Zira onlar, gönüllerini bütün mahlûkâtın huzur bulduğu bir rahmet dergâhı kılmış olan insan-ı kâmillerdir. Bugün toplumların en çok hasretini duyup aradığı kimseler, böyle keyfiyetli ve ideal insanlardır.

Ancak bu arayış ve bekleyiş, o ideal insanı yetiştirme gayretlerine dönüşürse, işte o zaman, aranan insanın bulunacağı andır. Zira gayretten uzak, pasif bir bekleyişten hiçbir hayırlı netice alınamaz.

Dolayısıyla gönülleri gafletten îkaz edip dâimâ hayır ve fazîlet yolunda irşâd eden, bu cihâna hidâyet ve adâletle yön veren müttakî nesiller yetiştirme gayreti içinde olmak ve ardında böyle yetişmiş bir insan mîrası bırakabilmek, her müʼminin gönül ufku olmalıdır. Aksi hâlde -Necip Fâzıl’ın tâbiriyle-:

“Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur!”

Hakîkaten; tomurcuklanmak ve meyve vermek derdinde olmayan kuru bir ağaç, kesilip ateşe atılmaktan başka ne işe yarar?!.

Spot:

Topraklar, şehirler ve binalar; keyfiyetli insan yetiştiremez. Fakat keyfiyetli insan; toprağı da ihyâ eder, medeniyet de inşâ eder…

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Mü'minin Gönül Ufku, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

GERÇEK İNSAN HASRETİ VE ARAYIŞI

Gerçek İnsan Hasreti ve Arayışı

İNSÂN-I KÂMİL KİMDİR, HANGİ ÖZELLİKLERİ TAŞIR?

İnsân-ı Kâmil Kimdir, Hangi Özellikleri Taşır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.