Gençlere Nefis Terbiyesi Hakkında Tavsiyeler

Gençler, nefis terbiyesi ve nefis mertebelerinde ilerlemek için hangi adımları atmalı ve kalplerini nasıl olgunlaştırabilir?

Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, gençlere nefis terbiyesi ve nefis mertebelerinde ilerleme hususunda tavsiyelerde bulunuyor.

GENÇLERE NEFİS TERBİYESİ VE NEFİS MERTEBELERİNDE İLERLEME HUSUSUNDA TAVSİYELER

–Bir hadîs-i şerifte;

“Allah çocukça (lâubâlî) davranışları olmayan, hayra yönelip hevâ ve hevesi terk eden vakar sahibi olgun genci sever.” buyuruluyor. (Ahmed, IV, 151)

Demek ki hevâ ve hevesleri terk etmek ve bunun için de nefsi terbiye etmek, gençlik çağında çok mühim bir vazifedir. Zira nefis terbiyesinden geçmemiş bir insan; dînî tahsil görmüş olsa bile, iş hayatına atıldığında, bir aile kurduğunda, sosyal hayatın farklı yönleriyle karşılaştığında, İslâmî ölçülerden tavizler vermeye başlayabiliyor.

Bu noktada nefis terbiyesine ilâveten, istikameti muhafaza için birtakım esaslara titizlikle riâyet etmek îcâb eder. Bu esasların;

Birincisi belki de en mühimi, sâlih ve sâdık mü’minlerle beraberliktir. Yani muhit, çevre, komşu, arkadaş husûsu çok mühim.

Zira sâlih ve sâdıklarla kalbî beraberlik, onlardan in‘ikâs alabilmek, yani hâl transferi neticesinde, kişi sâlih ve sâdıklardan olur.

Tabiatta bizim göremediğimiz birçok ışın var; alfa, beta, gama, mor ötesi vs... Bunları hiç görmüyoruz. Ama bunların hepsinin bir tesiri var. Bunlardan daha tesirli olan ise, kalpten ve gözden çıkan birtakım ışınlar. Bunun faydalısına feyz diyoruz, rûhâniyet diyoruz; zararlısına ise gaflet diyoruz, kasvet diyoruz.

Onun için Cenâb-ı Hak;

“...Sâdıklarla beraber olun.” (et-Tevbe, 119) buyuruyor.

“...Zâlimler topluluğu ile oturma!” (el-En‘âm, 68) buyuruyor.

İkinci husus: İbâdetlerimize dikkat edebilmek. Bilhassa «namaz»ı huşû içinde ve cemaatle kılmaya îtinâ göstermek.

Zira Cenâb-ı Hak teminat veriyor. Eğer namazı bedenimizle kıldığımız gibi kalben de kılabilirsek, o namazın bizi fahşâdan ve münkerden, yani dînin ve aklın hoş görmediği günahlardan, çirkin hâllerden ve yanlışlara sürüklenmekten koruyacağını bildiriyor. (Bkz. el-Ankebût, 45)

Üçüncü husus: Takvâ sahibi olacağız. Allah sevgisi ve korkusuyla, haramlardan, kerahetlerden ve hattâ şüphelilerden titizlikle sakınacağız.

Bugün insanlık; maalesef televizyonun menfî programları, internetin yanlış adresleri, reklâmlar ve modaların israfı kamçılayan telkinleri ve global kültür istîlâsı karşısında, âdetâ selde sürüklenen kütükler misâli, haram ve günahların girdabına kapılmaktadır.

Bu «uydum kalabalığa» gafletinden korunmanın yolu, Allâh’ın rızâ ve muhabbetini kaybetme korkusuyla, yani takvâ duygusuyla dolu bir gönle sahip olmaktır. Takvâ ile kalben seviye kat etmektir.

Bunun için Müslümanlığın belli zamanlara has bir merasim değil; her nefesimizi tanzim eden ömürlük bir takvâ hayatı olduğunu, hatırımızdan hiç çıkarmayacağız ki istikameti muhafaza edebilelim.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Sual ve Cevaplarla Tasavvufi Mülahazalar, Yüzakı Yayıncılık

İslam ve İhsan

TASAVVUF GERÇEKTE NASILDIR?

Tasavvuf Gerçekte Nasıldır?

İSLAM’I YAŞAMAK İÇİN TASAVVUF ŞART MI?

İslam’ı Yaşamak İçin Tasavvuf Şart mı?

TASAVVUF YOLUNA GİRMEK (MANEVİ DERS ALMAK) İÇİN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

Tasavvuf Yoluna Girmek (Manevi Ders Almak) İçin Dikkat Edilmesi Gerekenler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.