Gaflet Hastalığının Sebepleri ve Kurtuluş Yolları
Gafletin insan kalbi üzerindeki etkileri, kişiyi hakikatten uzaklaştıran sebepler ve Allah’a yönelerek manevi uyanışa ulaşmanın yolları...
Kur’ân-ı Kerim, gafleti, insanın tüm olumsuzluklarının kaynağı olarak gösterir. Zira gaflet, Hakk’ı ve hakikati görmemek, işitmemek ve bu sebeple idrak özelliğini dumura uğratıp rotayı kaybetmektir. Diğer bir ifadeyle kendi özünde meknuz olan hakikat alıcılarını çalıştırmayıp atıl bırakmak ve Allah’ı unutarak nefsânî hazların içinde kendi kıymetini zayi ederek aşağıların aşağısına doğru yuvarlanıp gitmektir. Dünyada sefâlet çarşılarında ömrünü tüketmek ve âhirette ise cehennem yolcusu olmak böyle bir gafletin acı sonucudur.
KUR’ÂN’DA GAFLETİN ANLAMI VE KALBİN UYANIKLIĞI
Şu âyet-i kerime böylesi bir gafletin ne olduğunun en güzel tanımıdır:
"Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir." (A'râf, 179)
Bu yüce mesaj, işitilmesi ve anlaşılıp idrak edilmesi gereken hakikatlere ve âyetlere karşı kör ve sağır kesilip idrak merkezi olan kalbini âtıl bırakanların insan kalamayacaklarını tüm insanlığa açıkça ilan etmektedir. Öyleyse göz, tüm varlıkta parlak bir yıldız gibi yol gösteren işaretleri (âyetleri) görmelidir.
Zira kâinât, âyât-ı manzuredir yani nazarla ve basiretle okunup anlaşılacak âyetler mecmuasıdır. Rabbimiz bu âyetlere karşı ilgisiz ve duyarsız kimseleri “Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki yanlarına uğrarlar da onlardan yüzlerini çevirerek geçerler.”[1] (Yusuf, 55) diyerek zemmeder.
GAFLETTEN KORUNMANIN YOLU: DİRİ BİR KALP
Göz görecek ve kulak da kendisine peygamberler ve hakikat erleri vasıtasıyla ulaştırılan mesajları can ü gönülden işitecektir. Duymazdan gelmeyecek ya da kulak ardı etmeyecektir. Gönle gelince o da kendisini kapatmayacak, görünen âlemden göz ve kulak yoluyla kendisine erişen bilgi ve işaretleri değerlendirecek ve gönle gelen Rabbânî, melekî ilhamlar ile şeytanî ve nefsanî fısıltıları ayırt edebilecek bir uyanıklık içinde olacaktır. Gaflete düşmeden bir hayat, ancak bu şekilde mümkün olabilecektir.
Burada ince bir nokta da şudur: Özellikle insanın rotasını belirleyen pusula kalbidir. Bu itibarla kalp pusulası paslı olmamalı, sıhhatli ve çalışır vaziyette bulunmalıdır. Göz ve kulak verilerinin değerlendirilme merkezi kalbimiz olduğundan o, kapalı, hasta ya da paslı ise göz bakar ve fakat görmez olur; kulak duyar ve fakat işitmez olur.
Öyleyse gaflet girdabına düşmemek için en titiz korunması gereken cevherimiz kalbimizdir. Kalbin sıhhati ise öncelikle iman ve İslam nuruyla aydınlanmasına sonra da zikrullah ile dirilip nurlanmasına bağlıdır. Diri bir kalp, Allah’ın görülen ve işitilen ayetleri ışığında ve Rabbimizin tevfikı ile sahibine sıhhatli bir pusula görevini icra edebilecektir. Dünyada izzetli ve şerefli bir hayat, âhirette ise kurtuluş, cennet ve cemâle vuslat, böylesi bir hayat yolculuğuna lütfedilen güzel bir âkıbet olacaktır.
GAFLETE DÜŞÜREN SEBEPLER VE HAKİKATE UYANIŞ
Kur’an-ı Kerim gafleti doğuran en büyük âmil olarak, görünen şu dünya âleme kanıp onun zevk u safası ile gönül eğlendirmek olduğunu hatırlatır. Âyetlerin beyanına göre kimi zaman evlad ü iyal endişesi ve meşgalesi, dünyanın alayiş ve ziynetleri, gel-geç sevdaları, oyun ve eğlenceleri, nefsânî hâkimiyet ve sahibiyet merkezli kavga ve yarışları, insanı Hak’tan ve hakikat arayıcılığından alıkoyar.
İşte bu hali Rabbimiz, aldanış ve kaybedişin sebebi olan gaflet olarak niteler. Nice kimseler bu gaflet uykusu içinde bir ömür tüketirler de uyanamazlar. Kimileri ise Rabbanî bir işaret ya da ikazla kendilerine gelir ve hakikate doğru rotalarını çevirirler. Bu sırları ve hikmetleri tümüyle keşfetmek insan için imkânsız gibidir. Kimileri Hakk’ın bir cezbesi ile O’na doğru yol bulurken kimileri de gönüllerini O’na döndürmek suretiyle hidayete mazhar olurlar.[2] Bu iki yol daima açıktır. Üstad Necip Fazıl, hayatının belli bir döneminde Hak’tan ve hakikatten uzak bir hayat yaşadığını ve bir irşad vesilesiyle uyandığını bir şiirinde şöyle ifade eder:
Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum
Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum
Diyorlar bana, kalsın şiir de söz de yerde
Sen araştır, göklere çıkan merdiven nerde
Anladım işi; sanat Allah'ı aramakmış
Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış
Göz kaptırdığım renkten kulak verdiğim sesten
Affet Allah'ım Sen’den habersiz aldığım her nefesten.
Allah dostunu gördüm bundan altı yıl evvel
Bir akşamdı ki, zaman donacak kadar güzel
Bana yakan gözlerle bir kerecik baktınız
Ruhuma büyük temel çivisi çaktınız
Sual: Ey veli! İnsan nasıl olmalı söyle!
Cevap: Son anda nasıl olacaksa hep öyle.
Kur’an’da gafletle ilgili âyetlere baktığımızda, gafletin çoğunlukla müminlere değil ancak kalpleri, gözleri ve kulakları mühürlenmiş inkarcılara nispet edildiğini görürüz. Kanaatimizce Yüce Allah, iman edenlere gafleti nispet etmemekle, imanla gafletin beraber düşünülemeyeceğini telmih ederek müminleri dolaylı bir şekilde uyarmış ve her an imanlarının farkında olmaları gerektiğini hatırlatmak istemiştir.
Kur’an’ın “şayet mümin iseniz”[3] diye biten ihtarları ve Hz. Peygamberin “Kişi mümin iken zinâ edemez, mümin iken içki içemez ve mümin iken hırsızlık yapamaz”[4] beyanları, konumuz açısından dikkat çekicidir. Binâenaleyh müminlerin, tam bir iman aydınlığına çıkmaları için, gaflet karanlıklarından kurtulmaları gerekmektedir.
Özetle mümin kul, “el kârda gönül yârda” fehvasınca, dünya ve meşgalelerinin içinde, Allah’ı ve emirlerini unutmadan diri bir gönülle yaşamaya çalışacaktır. Zira Elmalılı Hamdi Yazır’ın da ifade ettiği gibi “Gaflet-i külliye hatar-ı mutlak (kesin helak) ve her gaflet lahzası bile bir hatarı muhtemil (muhtemel helak) dir”[5].
Dipnotlar:
[1] Yusuf Sûresi, 105.
[2] Şûra Sûresi 13.
[3] el-Bakara 2/278; Âl-i İmrân 3/175; en-Nisâ 4/59.
[4] İbn Mâce, Fiten, 3.
[5] Elmalılı, Hak Dini, IV, 2363.
Kaynak: Âdem Ergül, Altınoluk Dergisi, Sayı: 485









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!