Fıtrat Değişmez: Akrep ve Kurbağa Hikâyesi
Akrep ile kurbağa hikâyesi üzerinden fıtratın değişmezliği, güven, ihanet, insan doğası ve ahlaki sorumluluk anlatılıyor.
Şiddetli bir yağmur yağmış ve tepelerden inen sular, kocaman bir dere oluşturmuştur.
GÜVEN VE İHANET: AKREP İLE KURBAĞA MESELİ
Derenin bir kıyısında kendi, diğer kıyısında da yavruları kalmış olan bir akrep de çâresiz çırpınışlar içindedir. Derken anne akrep, suda keyifle yüzen bir kurbağa görür ve seslenir:
“–Ne olur bana yardım et!”
“–Hayırdır, ne için?”
“–Yavrularım karşıda kıyıda. Biliyorsun ben yüzemem. Ne olur beni sırtına alıp onlara kavuştur. Bana ihtiyaçları var.”
“–Olur ama seni bilirim, acımadan zehirlersin.”
“–Söz veriyorum, sana minnettarlıktan başka tavır içinde olmayacağım.”
“–Ya beni de zehirlersen?”
“–Ben yaralı bir anneyim. Evlâtlarıma kavuşmaktan başka kaygım yok.”
“–Bana zarar vermeyeceğine dâir söz veriyor musun?”
“–Söz! Binlerce kere söz! Yemin olsun söz! Yeter ki beni karşıya geçir!”
“–O hâlde bin sırtıma!..”
Anne akrep sevinçle kurbağanın sırtına biner. Kurbağa da onu karşı kıyıya sağ-sâlim geçirebilmek için yüzmeye başlar. Bu şekilde tam karşı kıyıya yaklaştıklarında kurbağa bakar ki akrebin zehirli iğnesi yavaş yavaş ensesinde belirmekte. Telâşla sorar:
“–Akrep kardeş, ne oluyor?!”
Artık karşı kıyıya nasılsa geldik düşüncesiyle akrep, içindeki sinsi niyeti âşikâr etmekten çekinmez:
“–İğnemi hazırlıyorum!”
“–Ama söz vermiştin! Hem de yemin-billâh ederek.”
“–Ne çıkar! Şimdi de vazgeçiyorum. Söz benim değil mi; veririm de vazgeçerim de.”
“–Demek öyle!”
“–Evet öyle! Benim fıtratım bu; sokmadan duramam…”
“–O hâlde günah benden gitti!..”
Kurbağa bu cümleden sonra ânî bir hamleyle suya dalar ve derenin dibinde gözden kaybolur. Akrep de hiç ummadığı bu hamle karşısında derenin akıntısına kapılır. Ne kadar çırpınsa nâfile. Yavrularının gözü önünde, çâresiz pişmanlık iniltileri içerisinde boğulur gider.[1]
Hisse:
Münâfıklık alâmetlerinin müşahhas misâllerini sergileyen akrep mizaçlı zâlimlerin şerrinden korunmak için; onların sûret-i haktan görünen sözlerine aldanmamak, sahte gözyaşlarına kanmamak ve onlara karşı dâimâ mesâfeli, tedbirli, ihtiyatlı durmak; îman firâset ve basîretinin bir gereğidir.
Bugün başsız kalmış olan İslâm âleminin hemen hemen her tarafı -maalesef- zehirli akreplerle sarılmış durumda. Ümmet-i Muhammed, başlarına belâ olan bu akrepleri omuzlarından attıkları gün, zâlimin zulmü de zevâle mahkûmdur. Zira;
‒Zayıf, güçsüz ve savunmasız canlara karşı yırtıcılıkta sırtlanlarla yarışan zâlimlerin helâk olup gitmesi,
‒Mâsumların başlarını ezen kanlı ayakların kırılıp zulüm planlarının suya düşmesi,
‒Bütün hakkı, ezilmek, sürülmek, yok edilmek olarak görülen nice âcizlerin düştüğü yerden tekrar ayağa kalkıp dirilmesi,
‒Mağlûbiyet ve hezimeti aklının ucundan dahî geçirmeyen zorba saltanatların yerle bir olması, tarih sahnesinde tekrar tekrar seyredilmiş ibret manzaralarındandır.
Maalesef günümüzde, akrep tıynetli zâlim siyonistlerin kıskacı yine zayıf ve mâsum çocukların, kadınların, savunmasız sivillerin ensesinde. Fakat tarih aynasına baktığımızda anlıyoruz ki yaşanan bu kanlı mezâlimlerin dozu arttıkça -inşâallah- zâlimlerin çöküşü de hızlanacaktır. Zira ecdâdın dediği gibi:
“Küfr ile âbâd olunur ama zulm ile âbâd olunmaz!”
Yani âdil ve hakkâniyetli olunduğu takdirde küfür ile de olsa mâmur ve uzun ömürlü olunabilir, fakat zulüm ile aslâ!..
Tarih tekerrür ediyor. Kahr-ı ilâhîye dûçâr olan Nemrud ve Firavun da “çocuk kâtili”ydi. Onlar da Hazret-i İbrahim ve Hazret-i Mûsâ L gelecek ve saltanatlarını yerle bir edecek korkusuyla, yeni doğan on binlerce, hattâ yüz binlerce erkek çocuğu katletmişlerdi. Fakat kendi akıllarınca aldıkları bu tedbir, onlar için Allah katında takdir edilen helâkin önüne geçememişti.
Bugün de işgalci siyonistler, mâsum bebekleri kasten katlediyorlar. Niyâzımız ve ümidimiz odur ki Filistinli kardeşlerimize zulmeden çocuk kâtilleri de -inşâallah- tarihteki emsalleri gibi kahr-ı ilâhîye dûçâr olurlar.
Cenâb-ı Hak, Filistinʼde katledilen her mâsum yavrunun rûhâniyetini, İslâm’ın istikbâlindeki şanlı zaferlerin müjdecisi kılsın.
Âmîn!..
Dipnot:
[1] Bkz. Muhammed Ali Eşmeli, “Mazlumlar Kan Ağlıyor, ÂH DÜNYANIN DENGESİ” Yüzakı Dergisi, Sayı 48, Şubat 2009.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Mü'minin Gönül Ufku, Erkam Yayınları









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!