Felâket Anında Müslüman Neler Yapmalıdır?
Felâketler ve musîbetler karşısında Müslüman nasıl davranmalıdır? Deprem, salgın ve diğer afetlerde İslâm'ın emrettiği tedbirler nelerdir? Musîbet anında sabır neden ilk anda gösterilmelidir? Kur'ân-ı Kerîm ve Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bu konuda müminlere hangi ölçüleri tavsiye ediyor?
İnsanlık bugüne kadar deprem, kasırga, çığ, toprak kayması, sel baskını, yangın, salgın hastalık, çekirge istilâsı gibi birçok felâket yaşamıştır. Bu olayların büyük can ve mal kaybına sebebiyet verdiği, hattâ dünyâ târihinin akışında önemli etkiye sâhip olduğu muhakkaktır. Can ve mal kaybında insânın ihmâli gibi etkenleri unutmamak gerekir. Prensibimiz, Allâh Elçisi’nin (s.a.s.) “Deveni bağla, sonra Allâh’a tevekkül et”[1] sözü olsa, bu kayıpların azalacağı aşikârdır.[2]
Tedbîr kadar akıllı bir davranış yoktur. Felâket gelmeden önce ilk başta yapılması gereken şey alınabiliniyorsa tedbîr almaktır. Câbir radıyallâhü anh’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Kapların ağzını örtün. Tulumları bağlayın. Kapıları kapatın ve yanan ateşleri söndürün! Çünkü şeytân bağı çözemez, kapıyı açamaz ve kapağı kaldıramaz. Eğer herhangi biriniz, kabının üzerine bir çalı-çırpı parçası koymaktan ve besmele çekmekten başka bir çâre bulamazsa, bunları yapsın. Lambadaki ateşi söndürsün. Çünkü fâre, içeridekilerin üzerine evi yakabilir.”[3]
Bir felâketle karşılaşıldığında ise yapılması gereken ilk iş, o an için hemen yapılması gerekenleri âcilen yapmak ve zamân tekrâr geri sarılamayacağından kader ve kazâya îmân gereği yaşanan duruma rızâ göstermektir. Daha sonra olayı metânetle karşılamak ve sabır göstermek gerekir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s);
“Sabır, acı bir olayın yaptığı sarsıntıya karşı ilk anda gösterilen tahammüldür.”[4] hadîsiyle bir felâketle ilk karşılaşıldığı anda sabırlı davranmanın önemini vurgulamıştır.
Bâzı sıkıntılar vardır ki, kulun irâde ve gücünü aşar. Böyle felâketler başa geldiği zamân heyecâna kapılmadan ve şikâyet etmeden takdîr-i ilâhiye râzı olup sabretmek mü’minlerin özelliklerindendir. Nitekim Cenâb-ı Allâh Kur’ân-ı Kerîm’de sabr-ı cemîli (güzel sabır) tavsiye etmektedir.[5] Rasûlullâh (s.a.s) de şöyle buyurmuştur:“Sabr-ı cemîl, şikâyet edilmeyen sabırdır.”[6]
Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:
“Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz; sabredenleri müjdele.”[7] Bu ve benzeri âyetlerden Allâh Teâlâ'nın insânları çeşitli sıkıntılara uğratarak imtihân ettiğini ve bu imtihânı sabredenlerin kazandığını öğreniyoruz.[8]
Bir kardeşinin felâkete uğradığını gören kişinin, musîbetzedeye sabır telkîninde bulunması uygun olur. Peygamber Efendimiz musîbete uğrayanları,
“...Her şeyimizle Allâh içiniz. Elbette dönüşümüz de O’na olacak.” (İnnê lillêhi ve innê ileyhi râciûn)[9] âyetini okuyarak teselli etmelerini müslümanlara öğütlemiş, bu sebeple yakınlarını kaybedenlere tâziyede bulunurken bunun okunması âdet hâline gelmiştir. Zîrâ bu âyet-i celîle, “Veren de O’dur, alan da…” demenin bir diğer şeklidir.
Sıkıntıda olanlara yardım etmek üzüntüleri ve kederi kaldırır:
“Her kim duâlarının kabûlünü, gam ve üzüntülerinin def olup kaldırılmasını arzû ederse sıkıntıda bulunanların imdâdına yetişsin.”[10]
“Birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler”in hüsrân ve zarardan kurtulduğunu haber veren Asr Sûresi, Müslümana yapılabilecek en iyi yardımın sabır tavsiyesi olduğunu belgelemektedir. Çünkü sabır, Müslümanın öz sermâyesidir. Buna potansiyel güç de denebilir. Tahammülü zor ve nefse ağır gelen şeylere katlanmak ancak sabır ile olur. Bütün fazîletlerin anası, hayâtta muvaffâk olmanın ve kemâle ermenin sırrı bu güzel özelliktir. “Sabır ziyâdır (aydınlıktır)”[11] Bu sebeple sabrın ziyâ olduğunu aslâ unutmamak, dâimâ sabır ışığını önde tutmak gerekmektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır’ın dediği gibi “sabır”; “acıya katlanmak, onu geçirmek için sebât ve mukâvemet etmektir ki bu, her ferâhın ve başarının anahtarıdır. Sabır, baştaki darlığın ve sıkıntının geçmesi için Allâh’ın yardımını celp edecek sebeplerin birincisidir...”[12]
Felâket ile karşılaşıldığında Yüce Mevlâ’mız bizlere sabırlı olmayı, namazlarımıza devâm etmeyi ve duâ etmeyi öğütlemektedir:
“Sabır ve namazla Allâh’tan yardım isteyin. Şüphesiz bunlar, Allâh’a huşû’ ile boyun eğenlerden başkasına ağır gelir.”[13]
Sabır, Kur’ân-ı Kerîm’in yetmişten fazla âyetinde zikredilmektedir. Sabrın gâyesi, beklenmedik olaylar, içine düşülen güçlükler karşısında tedirgin olmamak, paniğe kapılmamak ve tahammül göstermektir. Allâh Teâlâ sabredenlere mükâfatını hesâpsızca vereceğini müjdelemiş ve onları övmüştür.[14]
Mü'minler, çoğu zamân sırf inandıkları için Allâh düşmânlarının zulüm ve kötülüklerine hedef olurlar; çeşitli işkencelere uğrayabilirler. İşte bu durumda sabır, mü’minin güç kaynağı, îmânının koruyucusudur. Hz. Musâ (as)’ya inananlara Firavun eziyet etmek isteyince onlar:
“…Ey Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır ve bizi Müslüman olarak öldür.”[15] diye duâ etmişlerdi.
İnsanlar hayât boyunca, bolluk veyâ yokluk içinde kalabilir, sağlıklı iken hastalanır, sel, deprem, yangın gibi felâketlerle karşılaşabilir; bütün bu durumlarda insânın en büyük dayanağı sabırdır. Cenâb-ı Hak bu konuda şöyle buyurmuştur:
“…Doğrusu kim Allâh’tan korkar ve düştüğü felâkete sabrederse; muhakkak ki Allâh iyilik edenlerin mükâfâtını boşa çıkarmaz.”[16]
Pek çok insân, bir yatalak hastasının, zihinsel özürlünün, vücûdunda anormallik bulunan sakat bir insânın ve âilesinin çektiği sıkıntıları aslâ, gerçekten anlayamaz. Bu insânlar, kendisini yalnız hissedebilirler, arkadaşlarına mahcûp olmamak adına görüşmüyor olabilirler. Bu durumda kula düşen sabırdır. Rasûlullâh Aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurur: “Sabır üçtür: Musîbetlere karşı sabır, tâatte (kullukta) sabır, günâh işlememekte sabır.”[17]
Sabrın sonu selâmettir. Sabır, îmân ve ibâdetin, ilim ve hikmetin, kısaca bütün fazîletlerin başıdır. Sabır zafere giden yoldur. Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor:
“Mü’minin işi hayrete şayandır. Zîrâ işinin hepsi onun için hayırlıdır. Bu özellik yalnız mü’mine özgüdür. Zîrâ sevinirse şükreder. Bu ise onun için hayırlıdır. Başına belâ gelirse sabreder. Bu da onun için hayırlıdır.”[18]
Kur’ân-ı Kerîm’de peygamberlerin sabrını dile getiren pek çok âyet-i kerîme vardır. Rasûlullâh’ın hayâtı ise baştan sona en güzel sabır örnekleri ile doludur. Bu sebeple her Müslümana düşen görev, kurtuluşun sabırda olduğunu düşünerek, Allâh’tan sabır dilemek ve sabırlı olmaktır.[19]
Dipnotlar:
[1] Tirmizî, “Kıyâme” 60.
[2] Adnan Demircan, İslâm toplumu salgın hastalık ve afetlerle nasıl mücâdele etmişti? Derin Târih Dergisi, Mart 2020 Sayısı.
[3] İbni Mâce, “Eşribe” 16.
[4] Buhârî, “Cenâiz” 31.
[5] Yûsuf: 12/18.
[6] Beyhakî “Şuabu'l- Îmân” Hadis No: 9603.
[7] Bakara: 2/ 155.
[8] Adnan Şensoy, Kurtuluş Nasîhatleri, s.112.
[9] Bakara: 2/156.
[10] Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 32.
[11] Müslim, “Tahâret” 1. Ayrıca bk. Tirmizî, “Deavât” 86.
[12] Hak Dîni Kur’ân Dili, I, 340, Eser Kitabevi, İstanbul, 1971.
[13] Bakara: 2/45.
[14] Adnan Şensoy, Kurtuluş Nasîhatleri, s.109.
[15] A'raf: 7/126.
[16] Yûsuf: 12/90.
[17] Deylemî, II, 416; Suyutî, el-Câmiu's-Sağîr, 2/80; İbni Ebi Dünya, es-Sabru ve's-Sevâb, 1/30; Kenzu’l-Ummal, h.no: 6515.
[18] Müslim, “Zühd” 14.
[19] https://sorularlaİslâmiyet.com/basimiza-gelen-hastalik-ve-musîbetlere-sabretmek-icin-neler-tavsiye-edersiniz-0
Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022











YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!