Evlilikte Yaş Farkı Sorun Olur mu?

Boşanma sebepleri arasında gösterilen eşler arasındaki yaş farkı problemleri nasıl ortaya çıkıyor ve bu problemi çözmek için nelere dikkat edilmesi gerekiyor. İşte cevabı...

Üzerinde konuşulup içinden kolay kolay çıkılamayan, çokça su götüren bir meseledir “evlilikte eşler arasındaki yaş farkı”… Çok olmasının, az olmasının ya da olmamasının daha iyi olduğu hakkında, genellikle kişilerin kendi tecrübelerinden yola çıkarak yaptıkları yorumlar, duyarız bu konuda… Toplumumuzda erkeğin en az birkaç yaş büyük olması, çoğunluğun tercih sebebi olsa da, hanımın beyinden yaşça büyük olması, başta Peygamber Efendimiz’in ilk evliliğinde görüldüğü üzere, tabiî karşılanmalıdır.

Herhangi bir durumun kesinlikle sakıncalı, ya da mutlaka faydalı olduğunu savunmak, bu konuda genellemeler yapmak; önyargılı felâket tellâllarını dinlemek, tabulaştırıcı ya da kanunmuş gibi abartılı bir tutum sergilemek, sağlıklı olmayacaktır şüphesiz... Meseleyi şekillendiren temel unsur ise, her zamanki gibi karakter yapısı ve ahlâkî seviyedir.

Ayrı bir madde açarak bu konuya dikkat çekmeyi istememizin altında yatan sebep ise; “bile bile lâdes” denebilecek durumlardan kaçınmaya teşvik etmek, bakış açısını netleştirip bu hususta bir hassasiyet oluşturmaktır.

EVLİLİKTE YAŞ FARKIYLA İLGİLİ DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

 Öyleyse “dikkat edilmesi gereken temel hususlar, özetle nelerdir?” diye düşünecek olursak; şu şekilde sıralayabiliriz:

1- Yaş farkının az, çok ya da yok oluşunun avantaj ya da dezavantajlarının eşlere göre değişkenlik göstereceğini, “aklın yaşta değil, başta olduğunu” unutmayıp; ön yargı ve beklentilerden kaçınmak gerekir.

2- Yaşça büyük olan tarafın, olgunluk ve hoşgörü göstermek yerine, küçümseyici, tepeden bakan bir tutumdan kaçınması; müsamahasını arttırması ideal olandır.

3- Herkes eşinin yaşını bilerek evlendiğine göre; bundan kaynaklanan tabiî halleri de tahmin etmek, hazırlıklı olmak; telafi edilmesi gerektiğinde büyütmeden el ele vermek, âile olmanın gereğidir. Kişi, hür iradesiyle eşini seçerken, kendi şahsına münhasır hususiyetler arayabilir. Ama artık evlendikten sonra, eşinin yaşının gereği sergilediği hâlleri tahmin ve telâfi edememek; evlilik kurumunun ciddiyetinin kavranılmadığını ve empati (kendisini, karşısındakinin yerine koyma hâli) mahrumiyetini gösterir.

4- Fıtraten ağır başlı ya da çocuksu olmak; matematiksel yaş farkına ilâve edilmesi gereken bir durumdur. Meselâ yaşça küçük olan taraf, aynı zamanda “çocuk rûhlu” diye tabir edilen bir yapıya sahipse; diğer tarafın hoşgörü sınırlarını esnetmesi, muhtemel krizleri önleyebilir. “Güzel geçim” temel amaç olduğuna göre, ortak paydalarda birleşip, karakter ya da yaş farklılıklarını ön plana çıkarmayıp hoş görmek, empatiyi alışkanlık hâline getirmek mühimdir.

5- Eşler yaşıt ya da yaş farkları az ise; tarafların birbirinden yaşının üstünde bir olgunluk beklemesi; meselâ erkeğin annesinden, hanımın babasından gördüklerini eşinde görmek istemesi, hiç de sağlıklı bir yaklaşım olmayacaktır.

6- Hanımın yaşça büyük, yaşıt; ya da az farkla küçük olduğu durumlarda, erkeğin âile reisliğine halel getirmemeye îtina gösterilmelidir. Bunu sağlayacak olan ise, başta evin hanımıdır. Çocukların yetişeceği ortamın sağlığı açısından da mühim olan bu durum, ihmal edilir, onur ve vakar rencide edilirse, telafisi güç problemlerle karşılaşılır.

İsmet Özel, “Zor Zamanda Konuşmak” adlı eserinde, okuyucudan bembeyaz bir kâğıdı hayal etmesini, sonra o hayalî kağıdı zihninde yırtmasını; ardından da o kağıdın yırtılmamış halini hayal etmeye çalışmasını ister. Sizin de şu an fark ettiğiniz üzere bu hiç de kolay değildir. Hayaldeki bir işlemin bile yapılmamış olduğunu farz etmek, zihindeki tesirini silmek bu kadar güçse, incinen ruhların, kırılan kalplerin onarılması ne kadar emek ve zaman ister, kim bilir?! Bunun için insan onuru ve şahsiyetini zedelememeye itina göstermek, sonradan pişman olup kendini affettirmeye çalışmaya göre çok daha kolaydır aslında…

Hâsılı, her iki tarafın da eşlerinden beklentilerinde yaşından kaynaklanan ruh hâlini göz önünde bulundurması, hoşgörü seviyesini yükseltmesi, gerektiğinde güzel bir üslupla problemlerini birlikte çözme arayışı; tabiî durumların probleme dönüşmesini önleyecektir inşâallâh…

Kaynak: Didar Meltem Erdem, Şebnem Dergisi, Sayı: 127

 

PEYGAMBER EFENDİMİZİN EVLİLİK HAYATI

Peygamber Efendimizin Evlilik Hayatı

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

  • çok güzel bir yazı

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.