Evliliği Korumanın Püf Noktası

Evlilikte karı-koca arasındaki denge evliliği ayakta tutan durumlardan biridir. Kadınlar kocalarına, kocalar kadınlarına karşı davranışlarında her zaman en güzeliyle muamele etmelidir. Ailede doğabilecek tehlikelere karşı birbirlerini her zaman kötülüklerden korumalıdırlar.

Kuru kıskançlık kâfî değil. Kadın zekî olmalı. Kendisini sevdirmesini bilmeli. Bunun da yegâne ilâcı kocasına karşı itaatli, şefkatli ve hürmetli olmaktır. Sebebli sebebsiz, dikbaşlı, inatçı olmak, hep kendi nefsinin ardında koşmak iyi netice vermez.

Bilhassa birkaç çocuk sahibi kadınlarda (nasıl olsa işi sağlama bağladım) kanâati hasıl oluyor. Kocalarına karşı nasıl olsa benim nazımla oynar, kendisine karşı lâkaydiliğime razıdır görüşüne sâhib oluyorlar.

Kocasının herşeyi hoş karşıladığı kanâatinde oluyorlar. Zaman zaman içten içe üzülen, karısına karşı sevgisi azalan adamın karşısına kader bir kadın çıkarıyor. Kendisine karısından daha samimi, fedakâr hareketlerde bulunuyor. Giyimi, kuşamı süsü püsü yerinde. Evinden hayatından bezmiş bir halde gönlünü ona kaptırıyor. Kadının her hali onu adetâ büyülüyor. Ona karşı sevgisi arttıkça artıyor. Öyle bir sevgi zuhur ediyor ki söküp atmak imkânsız. Deli divaneye dönüyor. Hülâsa gönlünden evi, karısı, çocuğu hepsi siliniyor. Bu hali gören akraba ve ahbaplarının gayretleri boşa çıkıyor. Sonunda istenilmeyen ayrılık oluşuyor.

Bazan kocasına bağlı, her bakımdan seciyeli, fedakâr, hüsnü ahlâk sahibi kadınların pek ender olarak kocalarında da bu gibi haller oluyor. Sebebi: Kadın erkek aynı yerde çalışmalarından.

erkek_evini_ihmal2

PİERRE LOTİ TÜRK KADININI ANLATIYOR

Fransız edibi Pierre Loti Türk kadını için der ki:

“Türk kadını; ince zekâsı, evinin temizliği, başörtüsünden ayağındaki terliğe varıncaya kadar, giyinmesindeki zevk-i selimi ile başka bir âlemdir.

Kocası kendisinden o kadar mutlu ve mesrurdur ki, her akşam bir an evvel evine dönüb karısına kavuşmak için bir hayli sabırsızlık gösterir.”

Sağlam bir itikada sahib, namazını dosdoğru vaktinde kılan, orucunu tutan, azalarını haramdan koruyan, anasının, babasının, kocasının hizmetinde bulunan, akraba ve komşuları ile geçimli olan kadın, ne şerefli ve hürmete şayan bir kuldur.

Bundan Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretleri râzıdır. Gideceği yer de Cennet-i Firdevs’dir inşaallah.

Kaynak: Sâdık Dânâ, Âile Saâdeti, Erkam Yayınları

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.