Esmâ-i Hüsnâ Sûreler veya Zikirlerin Belirli Sayılarda Okunduğunda Duaların Kabul Olduğu Doğru mu?

Esmâ-i Hüsnâ sûreler veya zikirlerin belirli sayılarda okunduğunda duaların kabul olduğu doğru mu? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.

Bir kimse darlığa düşüp “Yâ Müsteân, ey yardımlara icabet eden Rabbim!” diye Allah’a sığınsa, “Allah’ım yardım et” dese, o anda Cenâb-ı Hak yardımını seferber eder. Hızır kulunu gönderir. Buradaki Hızır, mecazî bir ifadedir; yani Allah, sevdiği kullarından birinin eliyle o kimseye ihtiyacı olan yardımı gönderir.

Dolayısıyla bir insanın gönülden bir kere “Allah” demesi, Cenâb-ı Hakk’ın onun duasını kabul etmesi için yeterlidir. Nitekim âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak buyurur:

“Bana dua edin, size icabet edeyim.” (Bknz. Mü'min Sûresi 60. Ayet)

Bu, ilâhî bir vaaddir. Eğer biz dua edersek, Cenâb-ı Allah duamızı kabul edeceğini garanti etmektedir.

Eğer bir kimse “Ben dua ettim ama kabul olmadı” diyorsa, burada ya yaptığı şey dua değildir ya da duasına olumlu cevap verilmiştir fakat o bunun farkında değildir. Çünkü Cenâb-ı Allah doğruların en doğrusudur; Allah’ın sözünde yalan olması söz konusu değildir. Allah “Bana dua edin, duanızı kabul edeyim” buyurduğuna göre, bir kişi gönülden Allah’a yönelip “Allah’ım” dediğinde Cenâb-ı Hak ona icabet eder: “Buyur ey kulum, ne istiyorsun?” der.

Fakat kul, “41 defa bunu söylersem şöyle oluyor, 100 defa söylersem böyle oluyor; ben de bir deneyeyim” diye söylerse bu bir deneme olur.

Hâşâ, Cenâb-ı Hak denemeyi kabul edecek değildir. Nitekim Resûlullah ﷺ buyurur ki:

“Allah’a kabul edileceğini gerçekten inanarak dua ediniz. Bilin ki Allah, ciddiyetten uzak ve umursamaz bir kalp ile yapılan duaları kabul etmez.” (Tirmîzî, Deavât, 66)

Onun için “Ben dua ettim ama kabul olmadı” diyen kimse yanılmaktadır. Ya dua etmemiştir ya da dua etmiş ve kabul edilmiştir; “dua ettim ama kabul olunmadı” diye bir şey söz konusu değildir.

Diğer mesele, şu kadar tesbih çekmek, şu kadar zikir yapmak meselesidir. Bu sayı meselesi, ya Kur’ân’la ya da Sünnet’le, yani Peygamber Efendimiz ﷺ tarafından bildirilmiş olmalıdır. Meselâ Efendimiz ﷺ buyurur: “Namazdan sonra 33 defa Sübhânallah, 33 defa Elhamdülillah, 33 defa Allahu Ekber deyiniz.” Bunlar hadis-i şeriflerle sayıları belirlenmiş zikirlerdir ve biz bunları böyle yaparız.

Bunun dışında bazı büyük âlimlerden, büyük zatlardan “7 defa Âyetü’l-Kürsî okuyun, 70 defa okuyun, 150 defa okuyun” gibi tavsiyeler gelir. Bunlar onların kendi tecrübeleridir. Yani “Ben 40 defa okudum, arkasından Allah’tan şunu istedim, Allah da bana verdi” diye kendi yaşadığını aktarmaktadır. Bu, bizim için dinî bir delil olmaz; ama “ona olmuş, bana da olabilir” anlamında bir istinâs olabilir. Yani bağlayıcı değil, yol gösterici olabilir.

Bunu şöyle anlamak gerekir: Kapıyı edep üzere ısrarla çalmak… Bir defa gittiniz, olmadı; bir daha gittiniz, yine olmadı; bir daha gittiniz, yine olmadı… Nihayet bir gün kapı açılır. Nasıl kapıyı ısrarla çalmanın içeri girmeye etkisi varsa, Cenâb-ı Allah’tan ısrarla bir şey istemenin de kabule etkisi vardır.

Peki Cenâb-ı Allah bunu kabul edecekse ilk defada da kabul etmez mi? Eder. Fakat bunun bizde hissiyat hâline dönüşmesi bazen ısrarı gerektirebilir.

Dolayısıyla Cenâb-ı Allah’tan isterken ihlasla istemek gerekir. Eğer bununla ilgili bir hadis-i şerif varsa, bu Resûlullah ﷺ’ın tavsiyesidir ve başımızın üzerindedir. Onun dışında büyüklerden gelen tavsiyeler ise onların tecrübeleridir; bağlayıcı değildir ama yol gösterebilir.

Asıl önemli olan sayıdan ziyade, bir defa bile ihlasla, gönülden ve cevabın geleceğine inanarak dua edebilmektir.

İslam ve İhsan

ZİKRİN FAYDALARI VAR MIDIR? ZİKİRDE SAYI ÖNEMLİ MİDİR?

Zikrin Faydaları Var mıdır? Zikirde Sayı Önemli midir?

TESBİHAT SAYISI NEYE GÖRE BELİRLENİR?

Tesbihat Sayısı Neye Göre Belirlenir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.