Ermeniler Osmanlı'ya İhanet Etti

ABD'li tarihçi McCarthy, Sakarya'da Adapazarı Belediyesince Orhangazi Kültür Merkezi'nde düzenlenen "Ermeni Meselesi" konulu konferansta konuştu.

ABD'li tarihçi Prof. Dr. Justin McCarthy, 1915 olaylarına ilişkin, Osmanlıların Ermenileri tehcir etmesi için çok iyi nedenleri olduğunu belirterek,"Osmanlı'nın soykırım planlamadığını, soykırım işlemediğini biliyoruz. Osmanlılar, ülkelerini ve halklarını düşmanlara karşı korumaya çalışıyordu." dedi.

McCarthy, Sakarya'da Adapazarı Belediyesince Orhangazi Kültür Merkezi'nde düzenlenen "Ermeni Meselesi" konulu konferansta, Ermeni meselesinin anlaşılabilmesi için tarihe bakılması gerektiğini, bunun yapılması halinde Osmanlı'nın nedenErmenileri tehcir ettiğinin ve neden yerlerini değiştirdiğinin anlaşılabileceğini söyledi.

"ERMENİLER İHANETE BAŞVURDULAR"

Osmanlı'nın Ermenileri tehcir etmesinin nedeninin bu toplumun bir tehdit oluşturması olduğunu dile getiren McCarthy, şöyle devam etti:

"Ermeniler, Osmanlı İmparatorluğu'na ve Müslümanlara tehlike arz ediyordu. Müslümanlar saldırıya uğradı ve öldürüldüler. Resimler ve haritalar temelinde Ermenilerin Osmanlıların kaybetmesini istemesinin mantıklı bir temeli olduğunu göreceksiniz. En önemli husus; Ermeniler, Rus saflarında savaşan askerler gibi toplandı. Ermeniler dediğim zaman Ermeniisyancıları, Ermeni milliyetçileri kastediyorum. Ermenilerin çoğu da Müslüman Türkler gibi kendi başlarına yaşamak isteyen çiftçiler, köylülerdi ama kendi insanları onları rahat bırakmadı ve savaşa zorladılar zira savaşmazlarsa kendi insanları tarafından öldürüleceklerdi. Öyle olunca da Osmanlıların bu kişilere karşı harekete geçmesinin yeterince nedeni vardı. Ermeniler ihanete başvurdular, ihanet ettiler."

ABD'li tarihçi Prof. Dr. McCarthy Sakarya'da

McCarthy, Osmanlıların 1900'lü yılların başlarında doğuda Rusya ve İran cephelerinde savaştığını hatırlatarak, bu iki cepheye giden kritik yollardaki telgraf hatlarının Ermeni çetelerince sürekli saldırıya uğradığını ve kesildiğini anlattı.

Osmanlı ordusunun bu saldırılar neticesinde çoğu kez iletişim sorunu yaşadığına dikkati çeken McCarthy, Osmanlı yollarının kesildiği hatların ve buradaki Ermenilerin verdiği tahribatların haritalardan anlaşılabileceğini bildirdi.

"ERMENİLER RUS AJANI GİBİ HAREKET ETTİ"

Ermenilerin, Osmanlıların Ruslara karşı kaybetmesini istediğini dile getiren McCarthy, şunları kaydetti:

"Bu noktada devrim bir anlam ifade etmiyor ama Ermeniler için Osmanlı ordusuna saldırmak bir anlam ifade ediyordu ve Ermenilerin yaptığı tam da budur. Benzer şeyler birçok bölgede meydana geldi. Ermeniler de Urfa ve diğer yerleri ele geçirdi. Osmanlılar her seferinde ayaklanmaları bastırdı ama süreç içerisinde yüzlerce kişiyi Rus cephesinden çekmek zorunda kaldı. Osmanlı ordusu, Ruslar yerine kendi insanlarıyla savaşmak durumunda kaldı. Kilikya Adana bölgesine bakarsanız bu bölgede Ermeniler, Osmanlılara saldırmaya ve ordusunu ikiye bölmeye çalıştı.

Ermenilerin nasıl Rus ajanı olarak hareket ettiklerine yönelik en iyi örneği Van bölgesi gösteriyor. Osmanlıların yeterince ordusu yoktu, sadece savunacak ordusu vardı ancak Van gibi bir ilde kendinizi dağ geçitlerini tutarak savunabilirdiniz. Dağ geçitlerini tutabilirse birçok defa Rusları püskürtebilirdi çünkü bu geçitler çok kolay savunulabilirdi ancak arkanızdan birisi yani Ermeniler size saldırırsa durumunuz çok zor olacaktı. Birçok Ermeni, Osmanlılara saldırdı ki Osmanlı 400 bin ölü verdi. Orada Osmanlı vatandaşı olan Ermeniler vardı ancak Osmanlı ordusuna karşı arkadan saldırıyorlardı. Van'ın bazı bölgelerini İran'dan alanErmeniler, oradaki Ermenilerle birleşip Türklere, bölgedeki Müslümanlara karşı birleşti ve hepsini burada öldürdüler. Bulabildiği herkesi öldürdüler. Kaçabilenler kaçtı."

Osmanlıların mühimmat ve geri çekilme yollarına Ermenilerin sürekli saldırdığını anlatan McCarthy, özellikle Karçikan bölgesinde insanoğlu tarihinde olabilecek en kötü şeylerin yaşandığını aktardı.

Ermenilerin, geri çekilirken kaçmaya çalışan Osmanlıların hepsini kılıçtan geçirdiğini söyleyen McCarthy, "Ayaklanmaların gerçekleştiği yerler, Osmanlı'nın en çok zarar gördüğü yerlerdi. Van Gölü çevresindeki tüm telgraf hatlarını kestiler. Bu hatları korumak için Osmanlı, yüzlerce asker gönderiyordu. Türklerin bunun için iyi planı vardı. İran üzerinden Ruslara saldırmak ama Ermenilerle savaşmak zorunda kalan Osmanlı ordusu burada yenildi. Müslüman Türkler ve Kürtler kaçmaya zorlandı."değerlendirmesinde bulundu.

"TEHCİR, MÜSLÜMANLARIN YANI SIRA ERMENİLERİN DE KAYIPLARINI AZALTTI"

Prof. Dr. Justin McCarthy, Ermenilerin Rus ajanı gibi davrandığını ve Müslümanları katlettiğini dile getirdi.

Ermeni tehciri sayesinde Müslümanların yanı sıra Ermenilerin de kayıplarının azaldığına dikkati çeken McCarthy, tehcirin savaş zamanında temeli bulunan bir eylem olarak görülmesi gerektiğini belirtti.

McCarthy, Ermenilerin devlet için tehlike oluşturmadıkları bölgelerden tehcir edilmediği bilgisini vererek, Osmanlı'nın bu toplumu korumak için ellerinden geleni yaptığını ve bu konuda başarılı da olduğunu anlattı.

Savaş sırasında bir Ermeni'nin bile yargılanmadığını ve idam edilmediğini dile getiren McCarthy, şöyle konuştu:

"Ermeniler, Ruslara bir asır kadar yardım etti. Ermeni milliyetçileri, Osmanlı İmparatorluğu'nu yok etmek istediklerini söylediler. Savaş zamanında Ermeni gençleri ya çetelere ya da Ruslara katıldı.Ermeniler yolları, telgraf hatlarını keserek Ruslara yardım etti, Osmanlı kentlerini ele geçirdi. En kötüsü Ermeniler, Müslümanları katlettiler ve kaçmaya zorladılar. Osmanlı, isyancıların Osmanlı savaş sürecine zarar verdiğini ve savaştaki kayıpların önemli bir kısmının onların yüzünden olduğunu biliyordu. Ermeni isyancıları Müslümanları katlediyorlardı ve savaş sonunda Van bölgesindeki Müslümanların yüzde 2'si ölmüştü. Bu bölge, Ermenilerin en fazla ayaklandığı yer. Osmanlıların Ermenileri tehcir etmesi için çok iyi nedenleri vardı. Osmanlı'nın soykırım planlamadığını, soykırım işlemediğini biliyoruz. Osmanlılar, ülkelerini ve halklarını düşmanlara karşı korumaya çalışıyordu."

Kaynak: En Son Haber

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.