En Büyük Vesîlemiz

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) insanlık için neden en büyük vesîle kabul edilmiştir ve Çanakkale’den tarihe Müslümanların zaferlerinde bu hakikat nasıl tecellî etmiştir?

Sâlih amellerle tevessül edilebildiği gibi, o amelleri tebliğ ve irşâdı vesîlesiyle öğrendiğimiz Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile tevessül etmek de pek tabiî ki câiz ve hattâ elzemdir. Zira O, Hak katında mahlûkâtın en kıymetlisidir. Allah -celle celâlühû-, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i, bütün amellerimizden de, mevcut her şeyden de daha çok sevmektedir.

EN BÜYÜK VESÎLEMİZ: RASÛLULLAH

Beşeriyet, Rahmân’ın uç­suz-bu­cak­sız af ve ke­rem ummânına, Rabbimizin, O “Var­lık Nû­ru”na duyduğu muhabbeti hürmetine mazhar olmuştur. Nitekim ha­dîs-i şe­rîfte şöyle buyrulur:

“Âdem -aleyhisselâm- cen­net­ten çı­ka­rıl­ma­sı­na se­bep olan zel­le­yi iş­le­di­ğin­de, ha­tâ­sı­nı an­la­yıp;

«–Yâ Rab­bî! Mu­ham­med hak­kı için Sen’den be­ni ba­ğış­la­ma­nı is­ti­yo­rum.» de­di.

Al­lah Te­âlâ;

«–Ey Âdem! He­nüz ya­rat­ma­dı­ğım hâl­de Mu­ham­med’i sen ne­re­den bil­din?» bu­yur­du.

Âdem -aleyhisselâm-;

«–Yâ Rab­bî! Sen be­ni ya­ra­tıp ba­na rû­hun­dan üf­le­di­ğin­de ba­şı­mı kal­dır­dım, Arşʼın sü­tun­la­rı üze­rin­de; “Lâ ilâ­he il­lâl­lâh, Mu­ham­me­dü’r-Ra­sû­lul­lah” cüm­le­si­nin ya­zı­lı ol­du­ğu­nu gör­düm. Bil­dim ki Sen, Zâtʼının is­mi­ne an­cak ya­ra­tıl­mış­la­rın en se­vim­li­si­ni izâ­fe eder­sin!» dedi.

Bu­nun üze­ri­ne Allah Te­âlâ;

«–Doğru söy­le­din ey Âdem! Ha­kî­ka­ten O, Ba­na gö­re mah­lû­kâ­tın en se­vim­li­si­dir. Oʼnun hak­kı için Ba­na duâ et. (Mâ­demki duâ et­tin), Ben de se­ni ba­ğış­la­dım. Şâ­yet Mu­ham­med ol­ma­say­dı se­ni ya­rat­maz­dım!» bu­yur­du.” (Hâ­kim, Müs­ted­rek, II, 672)

İşte Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-ʼin Hak katındaki kıymeti o kadar yücedir ki, yaratılışın başlangıcı O’nun nûruyla olmuştur. Hâlık-ı Mutlak, Cenâb-ı Hakʼtır; fakat yaratılışın sâikı, Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-ʼdir. O olmasaydı, âlemler ıssız çöllere dönerdi. Nerede bir güzellik varsa, O’ndan bir akis taşır, çünkü O’nun yüzü suyu hürmetine yaratılmıştır.

Bunun içindir ki, O henüz dünyayı şereflendirmeden evvel, pek çok peygamber bile, duâlarında Oʼnu vesîle kılarak Allâhʼa ilticâ etmiştir. İnsanlığın atası Âdem -aleyhisselâm-, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i duâsına vesîle kıldı; ilâhî affa nâil oldu. O yüce Rasûl, İbrahim -aleyhisselâm-ʼın sulbüne intikâl eyledi; ateş ona serin ve selâmet oldu. O yüce inci, İsmail -aleyhisselâm-’ın sedefine girince, bıçak onun boynunu kesmedi, nâmına göklerden kurbanlık koç indirildi.

Velhâsıl, peygamberler dahî O’nun hürmetine ilâhî rahmetten istifâ­de etmişlerdir. Hattâ Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm-, O’na tâbî olmanın bereketine erebilmek için Oʼnun ümmetinden olmayı dilemiştir.[1]

Şu hâdise, ashâbın Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile tevessüllerine tipik bir misâldir:

Bir âmâ, Ra­sû­lul­lah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e ge­le­rek gözündeki hastalıktan şikâyet etti. Efen­di­miz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; sabretmesinin daha hayırlı olacağını tavsiye etti. Âmâ ise:

“–Yâ Ra­sû­lâllah! Be­ni elim­den tu­tup gö­tü­re­cek kim­sem yok. Bu hâl ba­na çok me­şak­kat ve­ri­yor. Lüt­fen göz­le­ri­min açıl­ma­sı için duâ edi­niz!” diye ısrar edince Efen­di­miz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöy­le bu­yur­du:

“–Git ab­dest al, son­ra iki rekât na­maz kıl, ar­dın­dan da şöy­le duâ et:

«Al­lâh’ım! Rah­met Pey­gam­be­ri olan Ne­bîn Mu­ham­med’le (O’nun hür­me­ti­ne) Sen’in Zâtʼın­dan di­li­yor ve Sa­na yö­ne­li­yo­rum... Yâ Mu­ham­med! İh­ti­yacı­mın ve­ril­me­si için Senʼinle Rab­bi­me yö­ne­li­yo­rum!.. Al­lâh’ım! O’nu ba­na şefaatçı kıl!..»” (Tir­mi­zî, De­avât, 118; Ah­med, Müs­ned, IV, 138)

Hâ­kim’in ri­vâ­ye­tin­de, ay­rı­ca âmâ­nın gö­zü gö­rür bir hâl­de aya­ğa kalk­tı­ğı da ilâve edilmiştir. (Bkz. Hâ­kim, Müs­ted­rek, I, 707-708)

Hâfız İbn-i Kesîr, Yemâme Savaşı’nda müslümanların parolasının:

“Yâ Muhammedâh: Ey Muhammed, bize yardım eyle!” olduğunu söyler. Hâlid bin Velid -radıyallâhu anh-, Yemâme savaşında düşmanı mübârezeye çağırdıktan sonra yüksek sesle müslümanların parolasını söyleyerek; “Yâ Muhammedâh!” diye nidâ etmiştir. Ayrıca o gün mübâreze için karşısına kim çıktıysa hepsine gâlip gelmiştir. (Taberî, Târih, II, 513; İbn-i Kesîr, el-Bidâye, VI, 324)

Tabiî ki bu ifâdeden kastedilen; “Allâhʼım! Sana Sevgili Rasûlün Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem- vesîlesiyle yöneliyoruz, Oʼnun hürmetine bize nusret ve zafer lûtfeyle!” niyâzıdır.

Tarihte bunun pek çok misâli vardır. Nitekim Çanakkale harbinde Binbaşı Lütfü Bey, pek müşkül bir vaziyetle karşılaşınca; “Yetiş yâ Muhammed! Kitabın elden gidiyor!” diye feryâd etmiş ve Allâhʼın yardımıyla o bâdireden kurtulmuşlardır.

Bunun gibi nice tecellîler yaşanmıştır. Nitekim Çanakkale Harbi’ndeki İngiliz kumandanı tarihçi Hamilton da, bu hakîkati şöyle îtirâf etmiştir:

“Bizi Türkler’in maddî gücü değil, mânevî gücü mağlûp etmiştir. Çünkü onların atacak barutu bile kalmamıştı. Fakat biz, gökten inen güçleri müşâhede ettik!..”

Dipnot:

[1] Bkz. Taberî, Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân, Beyrut 1995, IX, 87-88.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlâkından 2, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

ALLAH’A YAKLAŞMAK İÇİN HANGİ VESİLELERE SARILMALIYIZ?

Allah’a Yaklaşmak İçin Hangi Vesilelere Sarılmalıyız?

TEVESSÜL NEDİR, NASIL YAPILIR?

Tevessül Nedir, Nasıl Yapılır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle