Emmâre’den Mutmainne’ye: Nefsin Yedi Sıfatı

Cehennemin yedi kapısını kapatan yedi sıfattan arınma yolları; emmâre bir nefisten mutmainne bir kalbe giden manevi reçete

Nefs, mutmainne derecesine ulaşınca mûtî olur ve o zaman nefsi beslemek lâzımdır.

MANEVİ ENERJİNİN KAYNAĞI: BUHÂR-I ZULMÂNÎ

Vücûdu hareket ettiren nefstir, o da buhâr-ı zulmânîdir. Bu îtibarla bu hadîs-i şerîf mûcize gibidir. Çünkü vapur ve şimendiferleri yürüten de buhârdır. İnsanı yürüten de buhâr-ı zulmânî olan nefstir. Vapurun buhârı tükenince nasıl yürümezse, nefs de gıdâsını alamazsa ateş ve sudan hâsıl olacak buhâr-ı zulmânî husûle gelemeyeceğinden yürümez. Bu cihetle itaatkâr olan nefse rıfk ile muâmele edip gıdâsını vermek lâzımdır. Nitekim âyet-i celîlede:

“Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyiniz.” (Âraf Sûresi, 160)

“De ki, Allah’ın kulları için yarattığı ziyneti ve güzel rızıkları kim haram kıldı?” (Âraf Sûresi, 32) buyuruluyor.

Nefs eğer mûtî değilse ona da adâvet edip öldürmek lâzımdır. Bir kimse düşmanına ikramda devam ederse düşmanı da onu sever. Hâlbuki nefs terbiye olmazdan önce, kendisine rıfk ile muâmele ettikçe o düşmanlığına devam eder. Çünkü nefs, emmâre bi’ssûdur. Yani kötülüğü emredicidir. Binâenaleyh nefs mûtî oluncaya kadar adâvet edilir, mûtî olunca da rıfk ile muâmele edilir. Bu da ruhsat ile ameldir. Hadîs-i şerîfte:

“Ümmetimin efdali ruhsat-ı şer’iyye ile amel edenlerdir.” buyurulmuştur.

KALBİN ŞİFASI: YEDİ KÖTÜ SIFAT

Nefsin yedi kötü sıfatı vardır:

Ucûb (kendini beğenme), kibir, riyâ, gadab, hased, mal sevgisi ve makam sevgisi. Cehennemin de yedi kapısı vardır. Kim nefsini bu yedi kötü sıfattan temizlerse cehennemin bu yedi kapısı ona kapanır ve cennete girer.

Kalp Bütünlüğünün Alameti

Üç şey kalbin kötülüğünün alâmetidir:

  1. Allah’a itaatten tad almamak.
  2. Günâha düşmekten korkmamak.
  3. Başkasının ölümünden ibret almayıp aksine her gün dünyaya daha çok bağlanmak.

Şekavet Alametleri

Dört şey şekâvet alâmetidir.

  1. Ağlamayan göz.
  2. Kasvetli (ürpermeyen) kalb.
  3. Tûl-i emel.
  4. Dünyaya aşırı düşkünlük, yani hırs.

Dünyanın Kıvamı Dört Şeyle

Peygamber Efendimiz -aleyhisselâm- buyurdular:

“Dünyanın kıvâmı dört şöyledir:

  1. Ulemânın ilmi,
  2. Ümerânın adâleti.
  3. Zenginlerin sahâveti.
  4. Fakirlerin duâsı.”

Kendinizi Hesaba Çekiniz

“Hesaba çekilmeden evvel kendinizi hesaba çekiniz.” buyuruyorlar.

Meşâyıh-ı kirâmdan bir cemaat muhâsebe yolunu seçmişlerdir. Gece uykuya yatmadan önce kendi söz, fiil, hareket ve günlük davranışlarını mülâhaza ile taksîrat ve günahlarına tevbe ve istiğfar ederler, sâlih amellerinin de Cenâb-ı Hakk’ın tevfîkiyle olduğunu bilirler ve Allah’a hamd ve şükre devâm ederlerdi.

İBN ARABÎ USULÜ MUHASEBE

Fütûhât-ı Mekkiyye sâhibi İbn Arabî muhâsebeyi çokça yapardı. Buyurdu ki:

“Ben kendimi hesaba çekmekte diğer şeyhlerden ziyâdeyim, kendi havâtır ve niyetlerimi muhâsebe ederim. Bana göre Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in buyurduğu veçhile uykudan evvel yüz kere tesbih, tahmîd ve tekbir (Sübhânellah, Elhamdülillâh, Allahu Ekber) demek muhâsebe hükmündedir.” derdi. Tevbenin anahtarı olan tesbîh, tahmîd ve tekbîri söylemek sûretiyle kusûr ve günahlarından dolayı af diler ve günaha düşmekten dolayı Cenâb-ı Kuddûs-i Hak Teâlâyı her türlü noksandan tenzih ve takdîs eylerdi.

İstiğfârda, günahın setr olunmasını talep vardır. Kelime-i tenzîhin (Sübhânallah) tekrarında günahın yok olmasını talep vardır. Sübhânallah acîb bir kelimedir ki, lafzı az fakat mânâ ve faydaları çoktur.

Kelime-i tahmîdin tekrarı ile Allah’a şükür sırrına mazhar olunup Hak Teâlâ’ya şükür edâ edilir. Hamd de onun şahsına râcîdir.

Muhâsipler istiğfar ve şükür ile iktifâ eylediler. Bu kudsî kelime ile hem istiğfarın kârı hâsıl olur hem de şükür edâ olunur. (M. Sâmi Ramazanoğlu, Musâhabe 6, s.21)

Kaynak: Altınoluk Dergisi, Sayı: 480

İslam ve İhsan

NEFSİN 6 MERTEBESİ

Nefsin 6 Mertebesi

NEFSİN MERTEBELERİ

Nefsin Mertebeleri

NEFSİN HİKMETİ: BÜYÜK ENGEL NASIL AŞILIR?

Nefsin Hikmeti: Büyük Engel Nasıl Aşılır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.