Ebu Said El Hudri (r.a.) Kimdir?

Allah'a tevekkül etmek, O'na güvenmek, O'na teslim olmak insana mutluluk ve saadet getirir. İnsanı isteme zilletinden kurtarıp, ganî eyler (zengin kılar). Ona iffet, haysiyet ve şeref kazandırır.

Mü'min tevekkül sahibidir. Müstağni ve mütehammildir. İffetli ve sabırlıdır. "Allah kuluna kafi değil mi?" ilahi fermanının muhatabıdır. O bu sualin sırrına erip, 'Allah'ımız var ne gamımız var.' diyerek hayatın sıkıntılarınla sabırla karşı koymayı bilir.

TALAK SURESİ MEALİ

Mümin güç, kuvvet, izzet ve şerefin Allah'ın katında olduğunu, ancak O'na kulluk etmekle kazanılacağına inanır. Her şeyi Allah'tan bekler. İhtiyacını O'na arzeder, O'ndan ister. Kula bel bağlamaz. Bütün hayır kapılarının Allah'ın kudretiyle açılacağı inancıyla yaşar. "Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder, bir çare gösterir. Ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah'a güvenirse O, kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir." (Talak, 2-3) düsturunu hayatına rehber yapar.

Saadet çağından bugüne, kendini Allah'a teslim edip ancak ondan yardım isteyerek O'na tevekkül ederek yaşayan toplumlarda; edeb, nezahet, nezaket, iffet, sevgi, şefkat, merhamet, cesaret ve fedakarlık çiçekleri açmıştır.

Sevgisinden, hürmetinden ve Allah korkusundan dolayı ihtiyacını söyleyemeyecek kadar afif bir hayat sürenler...Allah'a ve Resulüne imanda, muhabbette üzerlerine toz bile kondurmayacak incelikte, nezih yaşayanlar... İşte Ebû Said el-Hudrî (r.a.) bunlardan sadece biridir.

Sevgili Peygamberimizin: "İnsanların en kuvvetlisi olmayı isteyen Allah'a dayansın" tavsiyesini hayatına nakşeden Ebû Said el-Hudrî (r.a.) hicretten 10 sene önce doğmuştur. Annesi Enise, babası Malik bin Sinan Müslüman olduğu için Ebû Said, İslamî bir çevrede İslamî bir terbiye ile büyümüştür. Yaşı küçük olması sebebiyle Bedir ve Uhud gazvelerine katılamamıştır.

Babası Uhud'da şehit olunca ailesinin geçimi ona kaldı. Başka kimseleri yoktu. Ebû Said çok iffetliydi. Halini kimseye açmaz, sıkıntı içinde bile olsa ihtiyacını kimseye bildirmezdi. Ailesi bir hayli sıkıntıya düştüğü halde o tahammül ediyor, sabrediyordu.

Bir gün annesi: "Evladım kalk Resûllullah'a (s.a.v.) git. Ondan bir şey iste. Falan filan adam gitmiş, onların imdadına yetişmiştir. Sen de git, belki hakkımızda, hayırlı olur" dedi.

PEYGAMBERİMİZİN ASHABINA NASİHATİ

Ebû Said el-Hudrî (r.a.) annesine: "Hele dur anneciğim bir şeyler arayalım, bulamazsak giderim" diye cevap verdi. Günler geçiyor, sıkıntılar daha da artıyordu. Açlıklarını bastırmak için karılarına kaya parçaları bağlıyorlardı. Sonunda dayanamayıp Resûlullah'ın (s.a.v.) huzuruna vardı. Efendimizin ashabına nasihat ettiğini gören Ebû Said (r.a.) oturup dinlenmeye başladı. Bir ara Resul-i Ekrem (s.a.v.) huzurundakilere: "Kim Allah'dan başka her şeyden yüz çevirir ve her şeyi Allah'dan beklerse, Allah Teala onu ganî eyler, zengin kılar. Sabırdan üstün bir rızık yoktur. Eğer sabra razı değilseniz isteyiniz vereyim." buyurdu.

Sevgilinin ağzından saçılan bu inci daneleri Ebû Said el-Hudrî'nin (r.a.) gönlünde iffet çiçekleri açmasına vesîle oldu. Allah'a imanı ve tevekkülü arttı. Sevgiyi dünyalığa bulaştırmadı. Hiçbir şey isteyemeden geri döndü. Zamanla işleri yolunda gitti. Medine'nin en zenginlerinden oldu.

Sevgili Peygamberimiz: "Kim insanların en zengini olmak isterse o, Allah'ın nezdinde bulunana, elindekinden daha fazla güvenmelidir." buyurmuştu. Ebû Said (r.a.) de bu zenginlerden olmuştu.

Ebû Said el-Hudrî (r.a.) hadis ve fıkıhta üstaddı. 1170 hadis rivayet etmiştir. Hz. Ebûbekir, Ömer, Osman (r.a.) devrinde Medine'de fetva ile meşgul idi. Doğru bildiği bir hususu söylemekten çekinmezdi. Muhtaç olanlara yardım eder, evine alır yetiştirirdi.

Rivayete göre İstanbul fethine katılmış ve Edirnekapı civarında şehit düşmüştür. Kabrini Akşemseddin hazretleri keşfen bulmuştur. Kariye cami civarında medfundur. Allah ondan razı olsun, bizleri de şefaatına nail eylesin. Amin.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, 1991 - Temmuz, Sayı: 065, Sayfa: 032

TEVEKKÜL NEDİR?

https://www.islamveihsan.com/tevekkul-nedir.html

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.