Ebû Rezîn (ra) Kimdir?

 Ebû Rezîn radıyallahu anh suffe ehli arasında ismi geçen bir sahâbi!…

Hayatını ilim, irfan öğrenmeye ve Allah’ı zikre adayan bir yiğit!... Allah sevgisi ile yanıp tutuşan ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin iltifatlarına mazhar olan bir bahtiyar!...

O, Abdullah ibni Ebû Rezîn radıyallahu anh’in babasıdır. Baba oğul ikisi de fazla tanınmamaktadır. Hangi kabileden oldukları ve memleketleri neresidir bilinmemektedir? Ebû Rezîn radıyallahu anh ne zaman ve nasıl Müslüman olmuş? Suffe ehli içine ne zaman katılmış? Her ikisinin de haklarında fazla bir bilgiye rastlanmamaktadır.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN NASİHATLERİ

Ebû Rezîn radıyallahu anh’ın sadece kaynaklarda Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizle birkaç hâtırası nakledilmektedir. Bu hâtıralardan bir tanesini Ebû Seleme ibni Abdurrahman babasından şöyle rivayet eder:

“-Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün Suffe ehlinden Ebû Rezîn künyesinde bir sahâbiye şu nasihatlerde bulundu:

“- Ey Ebû Rezîn! Yalnız başına kaldığında dilini Allah! Allah!... diyerek hareket ettir. Zira Rabbini zikrettiğin sürece namazda imiş gibi olursun.

İnsanlar arasında olursan (onlara hizmet için koşturur, onların arasına katılırsan) açıktan okunan namazdaymış gibi olursun. (Ecrin, sevabın ona göre olur.)

İnsanlar gece kıyamına ve oruca devam ederken sen müslümanlar için nasihate gayret et! Onların iyiliğini iste! Emr-i bil-mâruf ve nehyi ani’l-münkeri unutma!

- Ey Ebû Rezîn! İnsanlar cihada gittiğinde sen bir özründen dolayı katılamazsan, onlar gibi sevab almak için mescide devam et! Erkenden mescide git ve ücret almadan, karşılık beklemeden ezan okumaya gayret et! Bu şekilde devam et!...” buyurdu. (İstiab, 4/2657; İsâbe, VII, 139; Hılyetü’l-Evliyâ, 1/366.)

Ebû Rezîn radıyallahu anh suffe ehli arasında hayatını geçirirken zihnini meşgul eden soruları hemen Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize sorardı.

O, ilim âşıklısı idi. Yeni şeyler öğrenmek için gayret sarfederdi. Bir gün Efendimizin huzuruna geldi ve:

“- Yâ Rasûlallah! Benim yolumun üzerinde mezarlık var. Oradan geçerken bir şey söylemem gerekiyor mu?” diye sordu.

Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz ona şöyle cevab verdi:

“- Ey Ebû Rezin! Oradan geçerken, Esselâmu aleyke yâ ehle’l-kubur! Entüm selefünâ ve innâ  inşaallahu  biküm  lâhıkun =Siz bizden önce gittiniz. Biz de sizi takib edeceğiz. İnşaallah biz de size katılacağız diye selâm ver!” buyurdu.

Ebû Rezîn radıyallahu anh tekrar Efendimize:

“- Yâ Rasûlallah! Onlar bizi duyarlar mı?” dedi.

İki Cihan Güneşi Efendimiz şöyle cevab verdi:

“- Ey Ebû Rezîn! Orada bulunan ölülerin sayısınca meleğin sana cevab vermesini istemez misin? Şüphesiz onlar duyarlar,ancak cevab veremezler” buyurdu. (İsâbe, 9888. Sahabe)

DÜNYA VE AHİRET HAYRINI BÖYLE KAZANIRSIN!

Ebû Rezîn radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bir seferinde kendisine yaptığı nasihatleri bizzat kendisi rivayet ederek şöyle nakleder:

“-Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu:

 “- Ey Ebû Rezîn! Dünya ve ahiret hayrını elde edeceğin işleri sana söyleyeyim mi?

Zikir ehlinin meclislerine devam et!

Onlardan ayrılıp tek başına kaldığın zaman gücün yettiğince Allah’ı zikret!

Allah için sev! Allah için buğzet!

Ey Ebu Rezîn! Bilirmisin bir kişi müslüman kardeşini ziyaret etmek için evinden çıkarsa yetmiş bin melek ona eşlik eder.

Hepsi ona salat eder ve: “- Ey Rabbimiz! O senin rızan için kardeşini ziyaret etti. Sen de onu rızana ulaştır” diye dua ederler.

Eğer yapabilirsen kardeşlerini Allah için ziyaret et!” diye nasihatlerde bulundu. (Hılyetü’l-Evliyâ, 1/367.)

Nerde ve ne zaman vefat ettiğine dair geniş bir bilgiye ulaşamadığımız Ebû Rezîn radıyallahu anh’den günümüze kadar gelen bu güzel nasihatlari Rabbimiz hayatımıza yansıtabilmeyi bizlere nasib eylesin.

Allah ondan razı olsun. Cenâb-ı Hak cümlemizi bu ilim âşıklısı sahabinin şefaatlerine mazhar eylesin. Âmin.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, Sayı: 308, Ekim 2011

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.