Ebu Hafs Haddad (k.s.) Kimdir?

Adı Amr bin Selem, künyesi Ebu Hafs, nisbesi en-Nişabûrî. Demircilikle meşgul olduğu için “Haddâd” lakabıyla meşhur. Nişabur’un Buhara yolu üzerindeki Kürdâbad köyünden.Ahmed b. Hadraveyh’in müridi.

Ebu Hafs Haddad Hazretleri, Ebu Ab-dul­lah el-Ebiverdî’nin sohbetlerine katıldı. Ebu Osman Hîrî ve Şah Sucâ Kirmânî’nin üstadı. Nişabur erenlerinden. Horasan diyarından gelenlerden. Bağdad’a gittiği ve Cüneyd el-Bağdâdî ile sohbetlerde bulunduğu rivayet edilir. Vefatı: 270 / 980’dir.

TASAVVUF EHLİ OLMASINDAKİ SIR

Tevbesi ve tasavvuf yoluna girmesi şöyle anlatılır:

Bir cariyeye aşık oldu. Aşkı dayanılmaz bir hal aldı. Derdine çare bulsun diye bir yahudi sihirbaza vardı. Sihirbaz ona:

– Kırk gün namaz kılmaz, divan-ı ilahi’ye durmaz ve Hakk’ın adını ağzına almazsan, seni bu dertten kurtarırım, dedi.

O da sihirbazın sözünü tuttu ve kırk gün sonra yanına vardı. Sihirbaz sihir yaptı ama murâdına erdiremedi.

Yahudi sihirbaz:

– Sen herhalde hayır işlemişsin, yoksa mutlaka sihrimle muradına ererdin, dedi.

Ebu Hafs:

– Yaptığım tek hayır, yoldaki bir taşı, kimsenin ayağı takılıp tökezlemesin diye kaldırmaktan ibarettir. Başka bir şey yapmadım, diye karşılık verdi.

Bu sefer sihirbaz:

– Kırk gün süreyle emrini terkettiğin Allah, demek seni hiç terketmemiş, keremini senden esirgememiş. Sen böyle kerem sahibini nerde bulacaksın. Öyleyse dön O’na, bırak gayriyi, dedi ve müslüman oldu. Ebû Hafs da titredi, ürperdi. İçine bir ateş düştü. Tevbe etti. Demircilikten kazandıklarını, dul ve yetimlere dağıtmaya başladı. Çeşme başında yıkanan sebzelerin artıklarıyla yetinir oldu. Cezbesi, vecd ve müşahedesi çok, bir gönül eri oldu. Bazan duyduğu bir Kur’ân âyetinin kalbinde bıraktığı tesirle gaybet haline geçer, çevresinde konuşulanları duymaz olur, kızgın demiri maşasız, eliyle çevirirdi.

ZAMANIN FESADI ÜÇ ZÜMRE ÜÇ HAREKET

Derdi ki, zamanın fesadı üç zümrenin, şu üç hareketi sebebiyledir:

  1. Arif olduklarını söyleyenlerin fıskı, ki onların fıskı ile, dille kulakla veya başka şekillerle dünyaya gönül kaptırmalarıdır.
  2. Muhabbet ehli olduklarını söyleyenlerin hıyaneti. Bunların hıyaneti, bazı fani şeylere kavuşmak için Hakk’ın rızasını vermeleridir.
  3. Müridlerin yalanı. Bu da kalplerine Hakk sevgisini koyacakları yerde halkın takdirine aldanmalarıdır.

Bir ara hadis ilmiyle meşgul oldu. Sonra bıraktı. Kendisine:

– Neden hadis derslerine devam etmiyorsun, diye soranlara:

– Bana göre hadis ilmi uygulanmak içindir. Ben ise hâlâ, yıllar önce duyduğum bir hadîs-i şerîfin gereğini yerine getirmeye muvaffak olmadım, dedi.

– Hangi hadistir o, diye soranlara da:

– “Kişinin işe yaramayan boş şeyleri (mâlâyânî) terketmesi, miislümanlığının güzelliğindendir” mealindeki hadîs-i şerîf, diye karşılık verdi.

– Velî kimdir? diye soranlara:

 Kerametle teyid edilen ve fakat keramete aldırmayan erlerdir, dedi. Bu sebeple, keramet peşinde koşanlardan değil, istikameti esas alanlardandı. Nitekim bir gün müridleriyle birlikte tenezzühe çıkmıştı. Sohbet tatlanıp müridlerin duygulandığı sırada dağdan bir ceylan koşarak geldi ve başını Ebu Hafs’ın dizine koydu. Ebu Hafs, hiddetlenerek ceylanı kovunca etrafındakiler sordular:

– Hayrola ne oluyor? Şöyle cevap verdi:

Sohbetimiz güzelleştikçe keşke bir koyun olsa da kesip size ikram etsem de dağılmasanız, sohbetimiz devam etse, diye gönlümden geçirdim. Bir de baktım ki ceylan dizime yaslanmış. Hemen hatırıma Nil’i ters akıtması için Allah’a dua eden ve duası kabul olan Fir’avn geldi. Ve Fir’avn’a benzemekten korkarak ceylanı kovdum.

Hacc’a giderken Bağdad’a uğradı. Bağdad’ın şeyh ve müridleri onu karşıladı. Ebu Hafs, Arapça bilmezdi. Toplanan müridler içlerinden Horasan şeyhlerinin en büyüğünün tercüman aracılığıyla halka hitap etmesinin uygun olmayacağını düşündüler.

O, sıralarda Cüneyd’in de bulunduğu şeyhler topluluğuna fasih bir Arapça ile hitap edince herkes hayretten dona kaldı. Fütüvvet konusundaki sözleriyle Cüneyd ve diğerlerinin takdirini kazandı. Dedi ki: “Fütüvvet, başkalarına insaf etmek, başkalarının sana insaf etmelerini beklememektir. Fütüvvet anlatmakla değil fiil ve tatbikatla olur.”

Irak’ta bulunduğu sırada, müridlerinin onun etrafında son derece edeble hareket ettiğini, gözlerini kaldırıp yüzüne bakamadıklarını gören Cüneyd, Ebu Hafs’a:

– Müridlerini sultanların terbiyesiyle yetiştirmişsin, dedi. O şu karşılığı verdi:

– Ya Eba’l-Kasım, onların zâhirî edepleri, bâtınî edeplerinin aynasıdır. Zarf mazrufa; yani içinde bulunana uygun olur. Nitekim Allah Rasulü: “Eğer kalplerinde huşu bulunsaydı, organlarında da görülürdü” buyurmuştur.

Cüneyd anlatıyor:

Ebu Hafs ve sekiz arkadaşı bir yıl süreyle misafirim oldular. Kendilerine en güzel ve en latif yiyecekleri sunmaya çalıştım ve en iyi giyecekleri takdim ettim. Yanımdan ayrılıp memleketleri Nisabur’a dönecekleri vakit Ebu Hafs bana dedi ki: “Eğer yolun Nisabur’a düşerse sehavet ve fütüvvetin ne demek olduğunu sana öğretirim”. Ben şaşırmıştım, sözlerine şöyle devam etti: “Senin bize yaptığın külfetti. Halbuki dervişlere külfetle değil ülfetle muamele gerekirdi. Sen aç olduğun zaman misafirin de aç olmalı, sen doyduğunda misafirin de doymalı. Ancak bu suretle davranılırsa misafirin gelmesiyle gitmesi eşit olur. Misafir gelirse ağırlık çökmez, gidince hafiflik gelmez.

Sordular:

 Ubudiyyet nedir? Şöyle cevap verdi:

– Malı bırakıp emrolunduğun hususa sımsıkı sarılmandır. Hak aramak yerine vazifeye koşmaktır.

Sordular:

– Kerem nedir?

– Dünyayı ona muhtaç olanlara bırakıp Allah’a kulluğa yönelmektir.

– Öyleyse cimri kime derler?

– İhtiyaç anında başkasını düşünmeyene.

– Dünya ve ahiret işlerinde kardeşlerini kendisinden önde tutana ne denir?

– İsar sahibi ve diğergâm.

Ebu Hafs, öfkelendiği zaman öfkesi yatışıncaya kadar güzel ahlaktan bahseder, ondan sonra anlatacağı konuya geçerdi.

Aşk ehli sûfîlerdendi. Derdi ki: “Aşk, şarabından bir yudum içen vuslat ve müşahede makamına ulaşıncaya kadar devam eden bir sarhoşluğa tutulur. Sakin ve durgun tabiatlı bir aşık gördüğün zaman bilesin ki, ona bir gaflet arız olmuştur. Çünkü gerçek sevgi, sahibini sakin bırakmaz.

TASAVVUF VE EDEB

Aşk ve cezbeden söz etmesine rağmen edeb konusunda en çarpıcı sözler ona aid: “Tasavvuf edebden ibarettir. Her anın ve her makamın bir edebi vardır. İçinde bulunduğu an ve makamın edebine uygun hareket eden kimse gerçek erlerden olma şerefine erişir. Edeb gütmeyen kimse ise her ne kadar kendini Hakk’a yakın sansa da uzaktır, amellerini makbul zannetse de merdûddur.”

Sordular:

– Bid’at nedir?

Şu karşılığı verdi:

– İlahi hükümleri çiğnemek, sünneti küçümsemek, şahsi istek ve düşüncelerine tabi olarak Kur’ân ve sünnete uymayı terketmek.

Ebu Hafs, zehiri ölümün postası, habercisi olarak gördüğü gibi, günahları da küfrün habercisi olarak gördü.

Fütüvvet yolunun öncülerindendi. - rahmetullahi aleyh -

Kaynaklar: Sülemî, Tabakatu’s-sufiyye, s. 115-122; Hılyetü’l-evliya, X, 229-230; Sıfatu’s-safve, IV, 118-121; Kuşeyri, I, 106-107; İbnu’l-Mulakkin, Tabakatu’l-evliya, s. 248-251; Tezkiretül-evliya, s. 390-400; Keşfu’l-mahcub, I, 336-337; Nefehatül-üns (trc.Lamii Çelebi), s. 111-112; Şarani, I, 70-71; el-Kevaki-bu’d-dürriyye, I. 257; 259; A’lamü’n nübelâ. XII, 510-513.

Kaynak:  Prof. Dr. H. Kâmil YILMAZ, Gönül Erleri, Erkam Yayınları

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.