Dünya Malı Neden Helâk Sebebidir?

Dünya malı insanı neden gaflete sürükler? Kalbi Allah’tan uzaklaştıran servet ve arzular, hakikate giden yolda nasıl bir engel oluşturur?

Ehl-i hakîkat dünyayı şöyle târif etmişlerdir: “Dünya nedir? Dünya insanı Allah’tan gâfil edip alıkoyandır. Yoksa ne altın ve gümüş ve ne de evlâd ü ıyal dünya değildir. Meğerki Cenâb-ı Hakk’ın ibâdetinden alıkoysun. Kalbi Cenâb-ı Hakk’ın muhabbetinden ve ibâdetinden alıkoymadıkça bunlar dünya değildir.” Nitekim Abdü’l-Kâdir Gîlânî -kuddise sirrûh- öyle buyurmuştur:

“Mal, para, servet, cepte, kasırda, evde ve mağazada câizdir. Fakat kalpte câiz değildir. Mü’minin kalbi nazargâh-ı ilâhîdir.”

DÜNYA MALI NEDEN HELÂK SEBEBİDİR?

Cenâb-ı Hak -azze ve celle- hazretlerinin nazarı da dâimâ mü’minlerin kalbinedir. Nitekim hadîs-i şerîfte buyurulmuştur:

“Cenâb-ı Hak -azze ve celle- sizin cisminize, zâhirî kalıbınıza ve sûretinize nazar etmez. Belki kalbinize nazar eder.” İşte bu hadîs-i şerîfte amel ile kalb birlikte buyurulmuştur ki amel de kalbin tercümanı, alâmet ve nişanıdır. Nitekim diğer hadîs-i şerîflerde:

“Her şeyin bir alâmeti vardır. Îmânın alâmeti de namazdır.” buyurulmuştur. Pek çok âyet-i celîlede de ekseriyetle: “Îmân edenler ve sâlih amel işleyenler…” buyurulmuştur ki, îmân ile amel dâimâ birbirine mukârin ve mülâzimdir. Zîra amel, ibâdet ve tâata devam, îmânı kuvvetlendirir.

“Her ümmetin helâkini mûcib bir fitne vardır. Benim ümmetimin sebeb-i helâki ise dünya malıdır.”

“Tahkîkan bu altın ve gümüş sizden evvel gelen ümmeti helâk etti. Siz de buhul, hırs, tefâhürden ictinâb etmediğiniz takdîrde sizin helâkinize de sebep olur.” (Müslim)

“Bu ümmetin evvelkileri zühd ve yakînî îmân ile necât buldu. Ümmetimin sonra geleni de cimrilik ve tûl-i emel ile helâk olur.” (Râmuz)

“İhtiyarların kalbi iki şeyin muhabbetinde gençtir: Birisi çok yaşamak, diğeri para toplamak.” (Câmiu’s-sâgir)

“İhtiyarlık va’z u nasihat için kâfî bir alâmettir.” “Ömrünü ibâdetle ve salâh-ı hal ile geçirip vefat edenleri Cenâb-ı Hak mesrûren hayr ile ihyâ buyuracağı gibi -ıyâzenbillâhi teâlâ- vakitlerini isyan ve menâhi ile ve hırs-ı dünya ile geçirip vefât edenler de amellerine göre me’yûsen ve hüsran ile dirileceklerdir.”

“Cibrîl -aleyhisselâm- bana dedi ki: Ya Muhammed! Dilediğin tarzda yaşa, muhakkak öleceksin. Dilediğin kimseyi sev, muhakkak ondan ayrılacaksın, dilediğini işle, ne işlersen hayr u şerr onu bulacaksın.”

Bu hadîs-i şerîf ümmete tâlimdir. Binaenaleyh hayr veya şer işleyen onu kendisi bulacaktır. Sevdiği şeyden ayrılacak ve ölecektir. Nitekim şu âyet-i celîle dünya hayâtını temsil ediyor:

“Ey mükellef insanlar siz iyi biliniz ki dünya hayâtı ehl-i gafletin oynadığı bir takım bâtıl oyuncak; müddet-i ömürlerinde nefislerini faydasız meşakkate dûçar eden bir lehv, nefislerinizin arzu ettiği ziynet ve hayâlât kabilinden lezzet ve şehevât-ı hayvaniye, yekdiğeriniz arasında mal, servet ve mansıb ile böbürlenmek ve evlâd çoğaltmaktan ibârettir. Halbuki bunlarla iftihar ve sevinmek şu yağmura benzer ki, yağmur yağar otları ekinleri bitirir, biten otların ekinlerin letâfeti güzelliği kâfirleri taaccübe sevk eder. Sonra o kâfirler görür ki otsuz, ekinsiz, kurumuş, sararmış, solmuş, yüzüne bakılmaz bir hale gelmiş. Rüzgâr sararmış çöp, saman ve otları havaya savurup hiç faydasız bir halde mahv u nâbûd eder gider. İşte insanın dünyada geçirdiği hayâtı da buna benzer. Nitekim insan da ölünce ölüsü ibretbahş bir şekilde yüzüne bakılmaz bir hale geldiği gibi dünyanın bakası yoktur. Biaenaleyh hayât-ı dünyaya aldanıp da ömrünü âmâl-i sâlihâdan mahrum bırakarak gafletle geçirenlere de âhirette şiddetli azab vardır. Ve itaat eden dostlarına da mağfiret-i ilâhiye ve rızâ-ı subhânî vardır. Netîce, hayât-ı dünya, ona aldanıp mağrur olanlara azıcık bir menfaatten ibârettir.” (Hadîd Sûresi / 20)

Hadîs-i şerîfte buyurulmuştur:

“Âdemoğlunun iki vâdi dolusu altını olsa bir üçüncüsünü ister. Âdemoğlu’nun gözünü ancak toprak doyurur.” Bu yüzden akıllı olana yakışan dünyanın çer-çöpüyle uğraşarak nefsi yormamaktır; zîra rızık maksûmdur. Hiç kimse bu maksûm rızıktan fazlasına ulaşamayacaktır. (Mahmud Sâmî Ramazanoğlu-Musâhabe-6, s.29, Erkam Yayınları)

Kaynak: Altınoluk Dergisi, Sayı: 474

İslam ve İhsan

ALLAH KATINDA DÜNYANIN DEĞERİ

Allah Katında Dünyanın Değeri

DÜNYA HAYATI İLE İLGİLİ AYETLER

Dünya Hayatı ile İlgili Ayetler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.