Duânın Kabul Şartları Neler? Salâtü Selâm Ne Zaman Getirilir, Ne Zaman Getirilmez?

Abdullah Sert Hocaefendi, Şifa-i Şerif’ten duanın kabul şartlarını, salâtü selâmın ne zaman getirilip ne zaman getirilmediğini ve mescide girerken neden salâtü selâm getirilmesi gerektiğini aktarıyor.

DUANIN KABUL ŞARTLARI VE SALATÜ SELAMIN GETİRİLECEĞİ-GETİRİLMEYECEĞİ ZAMANLAR

Duânın Kabul Edilmesinin Şartları

İlk devir sûfîlerinden İbn Atâ (v. 309/922) şöyle demiştir:

“Duânın; üzerine oturacağı temelleri vardır, kuş gibi kanatları vardır, onu hedefine çabucak ulaştıracak sebepleri ve süratle kabul edileceği vakitleri vardır. Eğer duâ, temellerinin üzerine oturursa güçlü olur; kanatlarını takınırsa göğe yükselir; duâ, zamanında ve yerinde yapılırsa kabul edilir; kendisini hedefine ulaştıracak sebeplere sahip olursa başarıya ulaşır.”

“Duânın temelleri; duâ edenin kalbinin huzûr duyması, o sırada duygulu ve hassas olması, Allah’a boyun eğmesi ve kendini önemsememesidir; duâ eden kimsenin Allah’tan korkup sesini yükseltmemesi, kalbini sadece Allah’a bağlaması ve başkalarından bir şey beklememesidir.

Duânın kanatları, sözünde ve özünde doğru ve dürüst olmaktır.

Duânın süratle kabul edileceği vakitler, seher vakitleridir.

Allah Teâlâ, cenneti kazanan takvâ sahiplerinin özelliklerini sayarken: “Onlar geceleri çok az uyurlardı. Seher vakitlerinde Allah’tan af dilerlerdi” (Zâriyât 51/17-18.) buyurmuştur. Peygamber Efendimiz de seher vakitlerininde duâ ve niyâzda bulunmanın önemini şöyle anlatmaktadır:

“Her gece, gecenin son üçte birinde yüce Rabbimiz dünya semâsına inerek şöyle buyurur: Hani bana duâ eden yok mu, onun duâsını kabul edeyim. Benden bir dilekte bulunan yok mu, onun dileğini yerine getireyim. Benden bağışlanma dileyen yok mu, onu affedeyim.” (Buhârî, Teheccüd 14, nr. 1145, De’avât 14, nr. 6321, Tevhîd 35, nr. 7494; Müslim, Müsâfirîn 168-172, nr. 758.)

Kādı İyâz, Cenâbı Hakk’ın “dünya semâsına inmesini” O’nun lütfunun, nimetlerinin ve cömertliğinin inmesi olarak açıklamıştır.

Duâyı hedefine çabucak ulaştıracak sebepler ise, Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme salâtü selâm getirmektir.

Duâyı Allah’a Yükselten Güç

Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurmuştur: “İki salâtü selâm arasında yapılan duâ reddolunmaz.”

İlk zâhidlerden Ebû Süleymân edDârânî (ö. 215/830) şöyle demiştir: “Allah Teâlâ’dan bir dilekte bulunacağın zaman, duâya Peygamber Efendimiz’e salâtü selâm getirerek başla. Ardından istediğin duâyı yap. Daha sonra duânı Resûli Ekrem’e salâtü selâm ile bitir. Cenâbı Hak o iki salâtü selâmı da kabul eder. Yüce Allah, iki salâtü selâm arasında yapılan duâyı reddetmeyecek kadar cömerttir.” (Gazzâlî, İhyâu ulûmi’d-dîn, I, 206.)

Yine Resûl-i Ekrem bir başka hadisinde şöyle buyurmuştur: “Yapılan duâların semâya çıkması engellenir; ama ardından bana salâtü selâm edilince duâ semâya yükselir.” (Bu ve bir önceki hadisin kaynağı bulunamadı)

Tâbiîn neslinden Haneş ibni Abdillah’ın3 (v. 100/718) , Resûl-i Ekrem’in amcazâdesi İbni Abbâs’tan rivâyet ettiğine göre, İbni Abbâs “Yâ Rabbî duâmı kabul et” diye duâsını bitirdikten sonra Peygamber Efendimiz’e tekrar salâtü selâm getirerek şöyle derdi: “Allah’ım! Bütün insanlara yaptığın salâtdan daha değerlisini, kulun, peygamberin ve resûlün Muhammed’e yapmanı Senden niyâz ediyorum. Âmîn.”

Ne Zaman Salâtü Selâm Getirilir?

Bir kimsenin şu durumlarda da Resûl-i Ekrem’e salâtü selâm getirmesi gerekir:

  1. Resûlullah’ın adını anınca,
  2. Bir başkasının onu andığını duyunca,
  3. Veya hadisinin okunduğunu duyunca (bazı nüshalarda: Adını yazın-

ca), Ezân okununca. (Müslim, Salât 11, nr. 384; Ebû Dâvud, Salât 36, nr. 523; Tirmizî, Menâkıb 1, nr. 3614; Nesâî, Ezân 37, nr. 677.)

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Yanında adım anıldığı hâlde bana salâtü selâm getirmeyen kimse perişan olsun.” (Tirmizî, Daavât 101, nr. 3545)

Ne Zaman Salâtü Selâm Getirilmez?

Mâlikî fakihi İbni Habîb3 (v. 238/853) , hayvan keserken Resûl-i Ekrem’in adını anmanın mekrûh olduğunu söylemiştir.

Hayvan keserken Resûli Ekrem’in adını anmanın mekruh görülmesinin sebebi şudur: Bir hayvanın etinin yenilebilmesi için onun sadece Allah’ın adıyla kesilmesi gerekir. O sırada Peygamber aleyhisselâmın adının anılması, “Acaba bu hayvan aynı zamanda Resûlullah’ın adıyla da mı kesildi?” diye bir şüphenin doğmasına yol açabileceği için mekrûh görülmüştür.

Mâlikî fakihi Sahnûn da (v. 240/854) bir şeye hayret edildiği zaman Resûl-i Ekrem’e salâtü selâm getirmenin mekrûh olduğunu söylemiş, “Resûlullah’a sadece Allah’ın rızâsını elde etmek ve sevâp kazanmak için salâtü selâm getirilir” demiştir.

Mısırlı hadis hâfızı ve Mâlikî fakihi Asbağ ibni’l-Ferec (v. 225/840), İmâm Mâlik’in talebelerinden İbnü’l-Kãsım’ın3 (v. 191/806) şöyle dediğini nakletmiştir:

“İki yerde sadece Allah’ın adı anılır, başkasının adı anılmaz: Biri hayvan keserken, diğeri de aksırdıktan sonra. Bu iki yerde Allah’ın adını andıktan sonra ‘Muhammedün Resûlullah’ denmez. Şâyet bir kimse, bu iki yerde Allah’ın adını andıktan sonra ‘Sallallahu alâ Muhammed’ derse, Resûlullah’ın adını Allah’ın adıyla birlikte anmış sayılmayacağı için kesilen hayvanın eti haram olmaz.”

Mısırlı Mâlikî fakihi Eşheb  (v. 204/820) de bu görüşte olup hayvan keserken ve aksırdıktan sonra Resûl-i Ekrem’e salâtü selâm getirmenin sünnet olmadığını söylemiştir.

İmâm Şâfiî’nin ise bu iki yerde salâtü selâm getirmekte bir sakınca görmediği, hattâ bunu makbûl bir davranış kabul ettiği belirtilmektedir. (Aliyyü’l-Kãrî, Şerhu’ş-Şifâ, II, 116.)

İmâm Nesâî’nin, ashâb-ı kirâmdan Evs ibni Evs’den rivâyet ettiğine göre, Peygamber Efendimiz Cuma günü kendisine çokça salâtü selâm getirilmesini emretmiştir. (Nesâî, Cum’a 5, nr. 1373.)

Mescide Girerken Salâtü Selâm Getirilmeli

Resûl-i Ekrem’e salâtü selâm getirilmesi gereken yerlerden biri de mescide girileceği zamandır.

Mâlikî fakihi Ebû İshâk ibni Şa’bân’a (v. 355/966) göre, mescide giren kimsenin Peygamber Efendimiz’e ve Ehl-i beytine salât edip rahmet niyâz etmesi, bereket dileyip selâm eylemesi ve şöyle demesi gerekir: “Allah’ım! Günahlarımı bağışla! Bana rahmet kapılarını aç!”

Mescidden çıkarken şöyle demelidir: “Allah’ım! Günahlarımı bağışla! Lütuf kapılarını bana aç!”

“Lütfunun kapılarını benim için aç!” ifâdesiyle özellikle rızık kastedilmektedir. Cuma namazı kılındıktan sonra ne yapılacağını belirten şu âyet de bunu göstermektedir: “Namaz kılındığında ise yeryüzüne dağılıp Allah’ın lütfundan rızkınızı arayın.” (Cum’a 62/10)

Tâbiîn fakihlerinden Amr ibni Dînâr da (v. 126-744) “Evlere girdiğinizde, Allah katından hoş ve bereketli bir sağlık ve esenlik dileğiyle birbirinize mutlaka selâm verin.” (Nûr 24/61) âyetini açıklarken şöyle demiştir: “Eve girdiğinizde şâyet evde kimse yoksa şöyle deyiniz: es-Selâmü ale’n-nebiyyi ve rahmetullâhi ve berekâtüh, es-Selâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s-sâlihîn, es-Selâmü alâ ehli’l-beyt ve rahmetullâhi ve berekâtüh.”

Bu duânın anlamı şudur: “Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi Peygamber Efendimiz’in üzerine olsun. Allah’ın selâmı bizim ve Cenâbı Hakk’ın sâlih kullarının üzerine olsun. Allah’ın selâmı, rehmeti ve bereketi bu ev halkının üzerine olsun.”

Peygamber Efendimiz hizmetkârı Enes ibni Mâlik’e şöyle demiştir: “Evine girdiğin zaman, ev halkından karşılaştıklarına selâm ver. Böylece evinin hayır ve bereketi artar.” (Ebû Ya‘lâ el-Mevsılî, Müsned (Esed), VII, 197, nr. 4183; Taberânî, el-Mu‘cemü’l-evsat (İvezullah), V, 328, nr. 5453)

Abdullah ibni Abbâs radıyallahu anhümâ, bu âyette geçen “evler” kelimesiyle mescidlerin kastedildiğini söylemiştir. (Taberî, Câmiu’l-beyân (Şâkir), XIX, 226.)

Tâbiîn muhaddis ve fakihlerinden İbrâhim en-Nehaî (v. 96/714) de şöyle demiştir:

“Mescide girdiğinde, orada kimse yoksa: ‘es-Selâmü alâ Resûlillâhi sallallahu aleyhi ve sellem’ diye selâm ver! Eve girdiğinde orada da kimse yoksa, ‘es-Selâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s-sâlihîn’  diye selâm ver!” (Taberî, Câmiu’l-beyân (Şâkir), XIX, 226)

Tâbiîn âlimlerinden Alkame bin Kays da (v. 62/682) şöyle demiştir: “Ben mescide girdiğimde şöyle derim: es-Selâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullâhi ve berekâtüh. Sallallâhü ve melâiketühû alâ Muhammed!”

Anlamı şöyledir: “Ey Peygamber! Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Allah ve melekleri Muhammed’e salât etsin.”

Yine tâbiîn âlimlerinden Kâ‘bü’l-Ahbâr da (v. 32/652) mescide girerken ve çıkarken Alkame bin Kays gibi “es-Selâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullâhi ve berekâtüh” diye Peygamber Efendimiz’e selâm verdiğini söylemiş, fakat ona salavât getirdiğinden söz etmemiştir.

Mâlikî fakihi Ebû İshâk ibni Şa’bân (v. 355/96) , biraz yukarıda geçtiği üzere, “Mescide giren kimsenin Peygamber Efendimiz’e ve Ehl-i beytine salât edip rahmet niyâz etmesi, bereket dileyip selâm eylemesi gerekir” derken Peygamber Efendimiz’in kızı Hz. Fâtıma’nın rivâyet ettiği bir hadise dayanmıştır. Bu hadise göre Resûl-i Ekrem Efendimiz mescide girerken “Sallallâhu alâ Muhammedin ve sellem” dedikten sonra “Allâhümmağfir lî zünûbî ve’ftah lî ebvâbe rahmetik” derdi. (Tirmizî, Salât 117, nr. 314. İbni Mâce, Mesâcid 13, nr. 771; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, VI, 282.)

İbni Mâce’nin es-Sünen’i ve Ahmed ibni Hanbel’in el-Müsned’indeki rivâyetlere göre, Peygamber Efendimiz mescide girerken “Bismillâh ve’sselâmü alâ resûlillah. Allâhümmağfir lî zünûbî ve’ftah lî ebvâbe rahmetik” derdi. Mescidden çıkarken de “Bismillâh ve’sselâmü alâ resûlillah. Allâhümmağfir lî zünûbî ve’ftah lî ebvâbe fazlik” derdi.

Hz. Fâtıma’dan rivâyet edilen bu duânın bir benzerini tâbiîn muhaddislerinden Ebûbekir ibni Amr ibni Hazm de (v. 120/738) nakletmiş ve duâda selâm ve rahmet ifâdelerinin bulunduğunu söylemiştir. Sözleri arasında bazı farklılıklar bulunan bu hadisi biz bu kısmın sonunda zikredeceğiz.

Resûl-i Ekrem’e salâtü selâm getirilmesi gereken yerlerden bir diğeri cenâze namazıdır.

Medineli tâbiîn âlimlerinin önde gelenlerinden olan Ebû Ümâme el-Ensârî (v. 100/718) cenâze namazında salâtü selâm getirmenin sünnet olduğunu söylemiştir. (Şâfiî, Müsnedü’l-İmâm eş-Şâfiî (Fahl), II, 90, nr. 588; Elbânî, İrvâü’l-galîl fî tahrîci ehâdîsi Menâri’s-sebîl, III, 180-181. Elbânî bu rivâyetin sahîh olduğunu söylemiştir.)

Kaynak: Kadı İyaz, Şifa-i Şerif

İslam ve İhsan

DUA NASIL EDİLİR?

Dua Nasıl Edilir?

DUA EDERKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?

Dua Ederken Nelere Dikkat Edilmelidir?

DUANIN KABUL OLMASI İÇİN NE YAPMALIYIZ?

Duanın Kabul Olması İçin Ne Yapmalıyız?

SALAVAT NE ZAMAN GETİRİLİR?

Salavat Ne Zaman Getirilir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.