Dini Değerlerle Alay Etmenin Hükmü
Dinî değerlerle alay etmenin İslâm’daki hükmü, iman esaslarına saygı ve istihzanın tehlikeleri ayet ve hadisler ışığında açıklanıyor.
İnsanın hatalarıyla yüzleşebilmesi ile hatalarıyla alay etmesi birbirinden farklıdır. Bu çağın, en önemli mevzuların komik hale getirildiğinde insanların kulak kabarttığı, sevdirmek ve eğlendirmek için en mahrem konuların mizah ile harmanlandığı, korkutmamak veya ürkütmemek için temel değerlerimizin esnetildiği bir zaman dilimi olduğu herkes tarafından müşahede edilmektedir.
ŞAKA VE MİZAHIN DİNÎ SINIRLARI
Elbette çocuklar başta olmak üzere insanların anlayabileceği, sevip sevinebileceği bir usûl ve üslup ile en ciddi ve hassas konuları insanlara aktarabilmek önemli bir iletişim ve pedagoji yöntemidir.
Dini Tebliğde Anlayış ve Usûl İlkesi
Hz. Peygamber'in (s.a.v.) “İnsanlara anlayabilecekleri şeyler söyleyiniz. Siz Allah ve Rasûlü'nün yalanlanmasını ister misiniz?”[1] ikazıyla Hz. Ali’yi (r.a.) uyarması ya da İbn Mes'ûd’a "Bir gruba, akıllarının almayacağı şeyler söylersen, şüphesiz bu onların bir kısmı için bir fitne olur."[2] ihtarında bulunması eğitimcilerin, vaiz ve hocaların önünde önemli bir mihenk taşıdır.
Yaşadığımız günler, insanların içinde biriktirdiklerini, duygu ve fikirlerini iletmek maksadıyla bir muhatap bulmaya çalıştığı, iletişim probleminin olduğu suni bir dünyadır. Malumdur ki iletişim, insanın aklındakileri karşısındakine iletmesini ifade eden bir etkileşimdir.
Bundan dolayı “kelime-lafız”, dilden çıktıktan sonra muhatabın zihninde müspet veya menfi izler bırakan, kimi zaman bir yarayı tamir ederken kimi zaman onulmaz yaralar açan bir kuvvet olarak tanımlanır. Bu sebeple dinleyenden çok konuşanın, ibret alandan çok ibret olanın, nasihatten çok musibetin fazla olduğu bir çağda müstakim bir Müslüman olmak sadece eylemlerle değil, çoğu zaman istikamet libası giydirilmiş kelime ve söylemlerle mümkün olabilmektedir.
Taviz Kavramının Anlamı ve Mahiyeti
Günümüzde sıkça kullanılan “taviz” kelimesi, bir mal veya menfaatin ücretini ödeyebilmek maksadıyla fiyatlandırılması anlamına gelir. Esasında insanın bir şey satın alması, verdiği paranın yerine bir mal koyması, yani değiş-tokuş yapması demektir. Birtakım manevi hususlardan taviz vermek şeklinde ifade edilen durum da bununla ilgilidir.
DİNÎ DEĞERLERDE TAVİZ VERMENİN TEHLİKESİ
Taviz vermek, maddi veya manevi bir menfaat karşılığında kişinin sahip olduğu birtakım değerlerinden, hak ve menfaatlerinden feragat etmesi, ödün vermesi ve karşılığında razı olacağı bir şey alması demektir. Yani herhangi bir sorun çıkmaması adına kişinin kendi haklarının büyük ya da küçük bir bölümünden vazgeçmesi ve uzlaşmayı sağlamak adına karşı tarafın isteklerine onay vermesi anlamına gelir.
Söz gelimi alacağının bir kısmından vazgeçerek yarısına veya daha azına razı olması, borçlu kişinin rızası veya duası karşılığında bu kısımdan taviz vermesi demektir. Kırgın olan kimselerin birbirine karşı taviz vermesi, gurur ve kibirlerinden taviz vererek birbirlerinin kardeşlik ve muhabbetini tercih etmesi demektir.
Müminin İstikametinde Tavize Yer Yoktur
Hal böyle olunca Allah Teâlâ'nın rızasından taviz vermek, rızâ-yı ilahiden vazgeçerek insanın gönlüne hoş gelen şeyleri tercih etmesi demektir. Yakınlarını veya dostlarını kırmamak, elde edebileceği yüksek bir makama sahip olmak için yahut gelecek tepkilerle baş edemeyeceğini düşünerek bir Müslümanın dini değerlerinden, akîdevî kâidelerinden, şeriatın muhkem unsurlarından taviz vermesi, politik davranarak istikamet üzere olamaması ve konjonktür gereği temel değerlerini esnetmesi mümkün değildir.
Bu türlü hususlardan taviz verilmesi, “dinini pazara çıkarmak suretiyle karşılığında neyi tercih ediyorsa onu seçmesi” demektir. Bu sebeple izzet ve istikamet taviz kabul eden bir olgu değildir. Îtikâdî hususlar tavizi kabul eden birer emtia değildir. Aynı şekilde şer'î konular espri yahut şaka yoluyla mizah sohbetlerini süsleyen birer muhabbet malzemesi değildir.
İSTİHZA VE ŞAKA İLE İMAN ESASLARINA YAKLAŞMAK
Nasıl ki insanın İslâmî değerlerinden ve iman esaslarından taviz vermesi mümkün değilse bunlarla istihza etmesi veya alay konusu hâline getirmesi de mümkün değildir. Açıkça îtikâdî hususları ve iman esaslarını inkâr etmek insanı nasıl dinden çıkarıyorsa, şaka ve espri adı altında yapılan birtakım konuşmalar da en hafif ifadesiyle insanın itikadını ve inancını tehlikeye sokar.
Ayet ve hadisle sabit olan herhangi bir şeyin gösteri, şaka, komedi, seminer vb. mecralarda malzeme yapılarak ardından “Şakalaşıyorduk, kendi kendimize eğleniyorduk, ciddi değildik, insanların anlaması için mizah yapıyorduk.” şeklinde bir mazeretle savuşturulamayacağı ve açıklanamayacağı ayet-i kerimelerle izah ve ihtar edilmiştir.
Şaka ve Teşbih Adı Altında İstihzanın Hükmü
Bir kimsenin iman edilmesi kat'î olan bir hususu “Teşbihte hata olmaz” diyerek dilediği gibi diline pelesenk hâline getirmesi ve dalga konusu yapması, onun verdiği örneği veya yaptığı konuşmayı meşrulaştırmaz, hesap vermekten kurtarmaz, onu bu söylemlerinden dolayı muaf tutmaz. Nitekim insanın dilediği gibi istihza edip, gelecek birkaç alkış veya takdir umuduyla “zülfi yâre dokunacak” sözler söyledikten sonra “Şaka yapıyorduk” diyerek kendini açıklamaya çalışması onu hesaptan vareste hâle getirmez. Teşbih yaparken veya örnek verirken hata yapılmaması, göz göre göre îtikâdî bir esas ile istihza edilmemesi gerekir.
TEBÜK OLAYI VE İBRETLİK UYARI
Kurtubî’nin naklettiğine göre Tebük seferi esnasında münafıklardan bir grup Hz. Peygamber'i (s.a.v.) ve Müslümanları kastederek “Biz bunlar kadar göbeği şişman, düşmandan korkan ve dilleri yalancı başka kimse görmedik” şeklinde bazı cümleler kurarlar. Bir kısım münafık da Hz. Peygamber'i kastederek “Şunu görüyor musun, Şam’ın kalelerini ve saraylarını fethedeceğini sanıyor. Heyhat, nasıl mümkün olur.” şeklinde istihza ederek kendi aralarında konuşmalar yapmaktadır. Bu durum Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) önce Cebrail, daha sonra bazı sahâbiler tarafından bildirildi.
Tebük Seferinde Münafıkların İstihza Tavrı ve İlâhî Cevap
Hz. Peygamber (s.a.v.) bu münafıklara niçin böyle bir konuşma yaptıklarını sorunca onlar, “Yolumuz uzun. Biz de kendi aramızda sıkılmayalım, vakit geçsin, yolu güzel geçirelim diye kendi kendimize eğleniyor, şakalaşıyorduk. Zaten ciddi olarak da söylemedik” şeklinde cevap verirler. Bu durum üzerine Allah Teâlâ “Kendilerine niçin alay ettiklerini sorduğunda, mutlaka: ‘Biz öylesine lafa dalmış, eğleşiyorduk.’ derler. De ki: ‘Demek siz Allah ile, O’nun ayetleriyle ve O’nun Rasûlüyle eğleniyorsunuz, öyle mi?’” (Tevbe, 9/65) ayet-i kerimesini nazil buyurmuştur.
Buna ilave olarak Kurtubî, istihza etmenin küçük görme, tahkir etme, alçak telakki etme, dalga geçme anlamlarına geldiği gibi intikam alma ve cezalandırma anlamına da geldiğini söylemekte; İslam ile istihza ederek dalga geçen ve eğlenen kimselerden Allah Teâlâ'nın intikam aldığını ve onları cezalandırdığını ifade etmektedir. Bununla birlikte
اَللّٰهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ
ayetinde geçen “Asıl Allah Teâlâ onlarla istihza etmektedir.” cümlesini “Allah onları cezalandırmak için mühlet vermektedir.” şeklinde tefsir etmektedir.[3]
Unutmamak gerekir ki yaşadığımız zamanın hakikati gölgeleyen, söylendiğinde tamiri mümkün olmayan ve İslam dairesinden çıkaran birtakım söylemleri vardır. Bu sebeple bir Müslüman, hiçbir zaman kaybedeceğini bildiği ve kazanç ihtimalinin olmadığı bir tasarrufta bulunmaması gerektiğini bilmelidir.
Dipnotlar:
[1] Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâîl el-Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî (Beyrut: Dâru İbn Kesîr, 2002), İlim 4.
[2] Ebü’l-Hüseyn Müslim b. Haccâc el-Kureşî en-Neysabûrî, Sahîhu Müslim (Riyâd: Beytü’l-Efkâri’d-Devliyye, 1998), Mukaddime 3.
[3] Ebû Abdillâh Muhammed b. Ahmed el-Ensârî el-Kurtubî, el-Câmi’ li ahkâmi’l-Kur’ân (Riyâd: Dâru Âlemi’l-Kütüb, 2003), 1/208, 8/197.
Kaynak: Dr. Mehmet Büyükmutu, Altınoluk Dergisi, Sayı: 483









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!