Develerin Zekâtı Nasıl Hesaplanır?

Develerin zekâtı ne kadardır? Develerin zekâtı nasıl verilir?

Salim (r.a)’in babasından rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber’in zekât mektubunda develerin zekâtı açıklanmıştır.[1] Diğer yandan Allah’ın Elçisi, beş deveden azında zekât olmadığını bildirmiştir.[2]

DEVELERİN ZEKATI NE KADARDIR?

Sâime develerden birer yaşlarını bitirmiş beş deve için bir koyun verilir. Fazlası dokuz deveye kadar muaftır. On deveden yirmi deveye kadar her beş devede bir koyun verilir. Yirmiden yirmi dörde kadar zekâttan muaftır. Yirmi beşten otuz beş deveye kadar iki yaşına girmiş bir dişi deve yavrusu verilir. Otuzaltı deveden kırkbeşe kadarda üç yaşına girmiş bir dişi deve verilir. Kırk altı deveden altmışa kadarda dört yaşına girmiş bir dişi deve verilir. Altmışbir deveden yetmiş beş deveye kadarda beş yaşında bir dişi deve verilir. Yetmiş altı deveden doksana kadar üçer yaşına girmiş iki dişi deve vermek gerekir. Doksan birden yüz yirmiye kadarda dört yaşına girmiş iki dişi deve verilir. Yüz yirmi deveden yüz kırk beşe kadarda böyle dört yaşında iki deve ile birlikte her beş devede bir koyun verilir. Yüz kırk beş deveden itibaren 224’e kadar beş’er, ondan sonra on’ar basamak olarak devam eder.[3]

Zekât konusunda develerin erkekleriyle dişilerinin, karışık olup olmamaları sonucu değiştirmez. Ancak zekât verilecek develerin orta halde dişi olması gerekir. Erkek deve verildiği takdirde kıymet olarak verilir.

Yıl başında nisap miktarında olan sâime hayvanlara, yıl içinde miras, bağış veya satın alma gibi yollarla aynı türden sâime hayvanlar ilâve olsa, yıl sonunda hepsinin zekâtı birden lâzım gelir.

İmam Şâfi’ye göre ise bu sonradan katılanların üzerinden bir yıl geçme süresi, mülk edinme tarihinden itibaren hesap edilir.

Sâime hayvanlar arasında bulunan kör, zayıf hayvanlar da nisaba dahil olur. Fakat bunlar zekât olarak verilmez. Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre, sâime olup henüz yaşını doldurmamış olan kuzulardan, sığır, manda ve deve yavrularından dolayı, sayıları nisap miktarına ulaşsa bile zekât gerekmez. Fakat aralarında kendi türlerinden büyük hayvanlar bulunursa onlarla birlikte zekâta tabi olurlar.

Meselâ; yıl boyunca elli koyun ile sekiz aylık yetmiş beş tane kuzu bulunsa, yıl sonunda iki koyun zekât verilir. Yine yirmi dokuz sığır yavrusu ile bir tane de sığır bulunsa bir yaşını bitirmiş bir buzağı vermek gerekir. Dört deve yavrusu ile bir tane de iki veya üç yaşına girmiş deve bulunsa bir koyun zekât verilir.

Ebû Yûsuf’a göre, henüz yaşını doldurmamış olan hayvanların sayısı nisap miktarına ulaşınca zekât gerekir. Meselâ; kırk kuzu için bir kuzu zekât verilir. İmam Şâfi de aynı görüştedir.

Zekâta tabi hayvanların bir bölümü helak olsa, Ebû Hanîfe ile Ebû Yûsuf’a göre, zekâttan muaf tutulan basamaklarda bu sebeple meydana gelecek azalma zekâtı etkilemez. İmam Muhammed ve İmam Züfer’e göre ise zekât helak oranında azaltılır.

Mesela; altmış koyunu olan kimsenin on veya yirmi koyunu yıl içinde bir afet sonucu helak olsa, ilk görüş sahiplerine göre geride yine kırk koyun kaldığı için bir koyun zekât verilir. İmam Muhamed ve Züfer’e göre ise on koyun helak olmuşsa altıda bir, yirmi tane helak olmuşsa altıda iki oranında zekât miktarı azalmış olur. Zekât hayvan yerine kıymet olarak verilebildiği için, bu düşüş değeri üzerinden yapılır.

Hanefî ve Hanbelîlere göre zekâta tabi bir malın yıl sonu geçtikten sonra zekâtı verilmeden satılması, ancak zekât miktarı kadarını tazmin etmek şartıyla caizdir.

Şâfilere göre, zekât farz olduktan sonra bir malın satılması halinde, satım akdi, zekât tutarı kadar olan kısımda batıl olur. Çünkü farz olan miktar yoksullara ait olup, onların izni olmaksızın satılamaz. Zira o kısımda onlar da ortaktırlar.

Dipnotlar:

[1] Tirmizî, Zekât, 4; Ebû Dâvud, Zekât, 5. [2] Buhârî, Zekât, 4; Müslim, Zekât, 1, 3. [3] bk. Kâsânî, age, II, 31 vd; İbnü’l-Hümâm, age, I, 494 vd; Şirâzî, age, I, 145 vd; Şirbinî, age, I, 369 vd; İbn Kudâme, age, II- 579 vd.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

HAYVANLARIN ZEKÂTI NASIL VERİLİR?

Hayvanların Zekâtı Nasıl Verilir?

ZEKÂTA TABİ OLAN VE OLMAYAN HAYVANLAR

Zekâta Tabi Olan ve Olmayan Hayvanlar

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.