Derinin Görevleri, İşlevleri ve Önemi Nedir?
İnsan derisinin görevleri, işlevleri, yapısı ve parmak izinin eşsizliği üzerinden yaratılıştaki hikmet ve Allah’ın kudreti anlatılıyor.
Vücûdumuzu örten sağlam ve güzel bir perde vardır ki bu perde, deridir. Deri, Allah’ın güzel sanatına delâlet eden en ince ve akıl durdurucu belgelerindendir. Deri, insanın görünüşüne bir güzellik kazandırmaktadır. Alt ve üst deri olmak üzere iki tabakadan meydana gelir.
DERİNİN GÖREVLERİ
Derinin yaptığı işler özetle şunlardır:
1) Vücûdu dış etkilerden korumak. Bu etkiler herhangi bir darbe olabileceği gibi, soğuk ve sıcak gibi iklim faktörleri de olabilir.
2) Dokunma, ısı, ağrı ve basınç tesirlerini almak.
3) Vücut sıcaklığını korumak.
4) Bir ölçüde solunum ve boşaltım faaliyeti yapmak.
Bu vazifeleri yerine getiren derimizin yapısı da çok canlı ve ilgi çekicidir. Üst derinin en dış tabakası ölü hücrelerden meydana gelir. Keselendiğimiz zaman vücudumuzdan çıkan kir, bu ölü hücrelerdir.
Kıllar, saçlar, ter ve yağ bezleri üst deri hücrelerinden meydana gelir. Ayrıca el ve ayak parmaklarının uçlarında oluşan tırnaklar da üst deri hücrelerinden yapılmaktadır.
Derideki kıllar vücudun çeşitli yerlerinde çeşitli şekiller alarak saç, kaş, sakal, bıyık gibi hallere girerler. Her şeyde olduğu gibi kılların yaratılmasında da pek büyük hikmetler vardır. Meselâ başımızın üzerinde saçlar yaratılmasaydı hem insanın görünüşü çekiciliğini kaybedecek, hem de başın dış tesirlere karşı korunmasında eksiklik ortaya çıkacaktı.
Vücûdumuzun çeşitli yerlerindeki kılların kendileri için belirlenen miktar ve hızlarda uzamaları da ilgi çekicidir ve bir plan ve program eseridir. Bıyık, sakal, kaş ve saçlardaki kıllar aynı keratin dokusundan yapıldıkları hâlde meselâ kaşlar belli bir boydan fazla uzamazlar.
Kılların vücut dışında görünen kısımlarından başka, deri içinde kökleri, içerlerinde kılın beslenmesini sağlayan damarlar ve hassaslığı temin eden sinir uçlarını muhtevi kıl özleri de bulunur. Her bir kıl için ayrı kılcal damarlar ve sinir uçları tahsis edilmiştir. Her hangi bir uyaran karşısında tüylerimizin diken diken olması, bu sinirler sayesinde mümkün olmaktadır.
Alt deride yer alan ve üst deri hücrelerinden yapılan ter bezleri, gözenek denilen kanallarla dışarı açılırlar. Bu bezler vasıtasıyla deri solunumu ve boşaltımı gerçekleşir. Sinir uçları ve kılcal damarların bulunduğu alt deriden sonra üst deriyi besleyen bir yağ tabakasının bulunduğu görülür.
Deriye rengini veren, üst deride bulunan ve melamin maddesi taşıyan hücrelerdir.
Derinin en mühim husûsiyetlerinden birisi, dokunma organı oluşudur. Dokunma hissi husûsiyetle ellerde ve parmak uçlarında kuvvetlidir. Bu hisle cisimlerin sertlik ve sıcaklık gibi husûsiyetlerini tanıdıktan başka, dışarıdan maruz kaldığımız bir basınç veya teması duyabiliriz.
Yediğimiz ekmek, et, fasulye vb. cinsinden yiyecekler ve içtiğimiz sular, kıl hücresine gelip sanki kıl fabrikasına girmiş gibi başkalaşıp kıl şekline dönüşüyor. Ölü gıdaların canlı hale gelmesi ve bu kadar başkalaşması Sanatkârının ilmini ve kudretini gösterir.1
DERİNİN ÖNEMİ
Deri, vücûdun içindeki fazla suyu (teri) dışarıya verir. Fakat teri dışarıya atan bu gözenekler içeriye su ve gazları geçirmez. Deri her zaman havada dolaşan mikrop ve bakterilerin hücumuna maruzdur. Bundan dolayı mikrop öldürücü nitelikte bir sıvı salgılar. Mikroplar galip gelip derinin sınırına saldırdığında ise, aklın idrâkten âciz kaldığı, düzenli bir savaş başlar. Bir düşmanın girdiğini haber vererek bütün vücut, organlarını uyarmak için alarma geçer. Bu alarm zilleri, vücûdun hissettiği ağrılardır. Bunun üzerine sınırı bekleyen muhafız grubu harekete geçer, düşmanıyla amansız bir mücâdeleye girişir.
Ya düşmanını mağlup edip kapıdan dışarı atar, yahut da mağlup olarak ölür. İkinci ve üçüncü gruplar, ölenlerin yerini alır ve böylece savaş devam edip gider. Bu muhafızlar, sayıları otuz milyar civarında olan akyuvarlardır. Deri üzerinde, içinde irin bulunan kırmızı bir sivilce görüldüğünde bilinmelidir ki, burada vazifesi uğruna ölen birçok muhafız bulunmaktadır. Deri üzerindeki kızarmalarda da, saldırgan bir düşmanla çarpışan akyuvarlar bulunur.
Derinin en mühim vazifelerinden biri de, vücûdun sıcaklığını belli bir derecede tutmasıdır. Zira, derideki kan damarları, hava ısındığında, ısıyı yayabilmek için açılır. Ter bezleri fazla olan suyu dışarıya atar. Böylece vücûda temas eden havanın ısı derecesi düşer. Havanın ısısı düşünce kılcal damarlar kasılır, sıcaklığını korur ve terde azalma olur. İşte bu acaip cihaz, Allah’ın yardımıyla vücûdun sıcaklığını devamlı olarak 37 derecede tutmak için kurulmuştur.
Hiç bir insanın derisi bir diğerine benzemez. Ayrıca hiç durmadan yenilenmektedir. Bu seneki derimiz, geçen seneki derinin aynısı değildir. Derinin yenilenmesi, derinin bulunduğu tabakalardaki hücrelerin gelişmesine paralel olarak devam eder. Hücrelerin her yeni tabakası, derinin yüzeyini oluşturur.
İlmin bu kadar ilerlemesine rağmen, insanı hayrette bırakan ve zorunlu olarak Allah’ın varlığına ve kudretini kabule götüren keşfe muhtaç birçok esrar henüz çözülememiştir.2
Parmak İzi ve Yaratılıştaki Hikmet
İnsanların göz, kulak, burun vb. organları az çok birbirine benzer. Fakat parmak uçlarının ayrı bir özelliği vardır. Dünyada gelmiş geçmiş insanların hiçbirinin parmak izleri birbirine benzemez. Bu farklılıklar sebebiyle pek çok suçlunun tesbiti kolaylaşmıştır. Parmak izi, ilk defa Sir Edward Henry tarafından 1875 yılında bulunmuş, kısa süren bir deney devresinden sonra birçok polis örgütü tarafından kullanılmaya başlanmıştır.3
Kıyâme sûresinde şöyle buyrulur:
“Evet, Biz onu, parmak uçlarına varıncaya kadar bütün incelikleriyle yeniden yapmaya kâdiriz.” (Kıyâme, 75/4) Bu âyette ifâde edilmek istenen mânâ şudur: “İnsan, Biz onun kemiklerini derleyip toplayamayacağımızı mı zannediyor? Biz Kıyâmet günü parmak uçlarını dünyadaki hali üzere düzeltmeye elbette kudretliyiz.” Allah Teâlâ’nın burada bir diğer organı değil de parmak uçlarını derleyip toplayacağını ifâde etmesinin elbette özel bir anlamı vardır. Bu âyette, insanların parmak uçlarının farklı yaratıldığına işaret edilmektedir. Hiçbir insanın parmak izinin diğerininkine benzememesi, Yüce Yaratıcı’nın ilminin, kudretinin belirtisinden başka bir şey değildir. Her insanın yüzüne ayrı bir sûret ve güzellik verilmesi de, Yüce Yaratıcı’nın varlığını haykırmaktadır.4
Dipnotlar:
- Hekimoğlu İsmail, H. Hüseyin Korkmaz, İlimler ve Yorumlar, s. 212.
- Abdürrezzâk Nevfel, a.g.e., s. 114-115.
- Celal Kırca, Kur’ân-ı Kerîm ve Modern İlimler, s. 198.
- Afif Abdülfettâh Tabbâra, İlmin Işığında İslâmiyet, s. 79; Mustafa Nutku ve ark., a.g.e., s. 65-68.
Kaynak: Prof. Dr. Mehmet Bulut, Delilleriyle İslam Akaidi, Erkam Yayınları









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!