Deistlerin Dinlerden Uzaklaşmaya Bahane Ettikleri Batıl İnançları Nelerdir?

Deistlerin Dinlerden Uzaklaşmaya Bahane Ettikleri Batıl İnançları Nelerdir? Dorusunun cevabı....

Deistlerin, dinlerden uzaklaşmaya bahane ettikleri bâtıl inanışlar şöyledir:

Bâtıl anlayışlarına göre, yeryüzündeki mevcut bütün dinler beşer mahsûlüdür. Zaten herkes kendi coğrafyası ve kültüründe mevcut olan dîne otomatik olarak girmektedir. Onu seçmemektedir.

Bâtıl anlayışlarına göre; dinler, insanın içtimâî tekâmülünün birer parçasıdır ve hükmünü yitirmiştir.

Bâtıl anlayışlarına göre; bütün dinler, savaşları teşvik etmekte, toplumları birbirine düşürmektedir.

Öyleyse; bunların iddiasına göre, bu dinler terk edilmelidir. Güya akıl ve vicdan temelli, beşerî ahlâk kāidelerine bağlı «tabiî» bir din olan deizm yeterlidir.

Bu iddia, geçtiğimiz asırlarda pozitivistlerce de ileri sürülmüştü. Onlara göre de, din insanın sosyal evriminin bir parçasıydı ve artık mîâdını doldurmuştu. Onun yerini, güya «bilim» alacaktı.

Yine sosyalizm ve komünizm, dînin toplumları uyuşturan bir afyon olduğunu iddia etmiş ve dîni sosyal nizâmın dışına itmeye çalışmıştı. Sovyetler, Çin ve benzeri komünizm tatbikatlarında; din, 70-80 seneye yakın dışlandığı hâlde yok olmadı. Muharref dinler bile yok olmadı. Bütün propagandalara ve baskılara rağmen din, varlığını sürdürdü. Çünkü inanmak, insanın fıtratında mevcuttu.

Hak din olan İslâm ise, bütün yok edici hücumlara rağmen hayatta kaldı. Çünkü o, Cenâb-ı Hakk’ın muhafazası altındadır.

Dînin devrini tamamladığı, hükmünü yitirdiği gibi boş ve bâtıl kabuller; aslında hak din olan İslâm’ı tanımamaktan kaynaklanmaktadır.

İslâmiyet’in nasıl mükemmel bir nizâma sahip olduğunu bilenlerin, onun iki cihâna saâdet bahşeden umdelerini ve esaslarını öğrenenlerin, bu iddialarda ısrar etmesi düşünülemez.

Fakat iftira, hakaret ve tezyiflerin gölgesinde, İslâmofobik saldırıların tesiri altında, peşin hükümlerle İslâm’a yaklaşanlar, hak din hakkında bilgilerini gözden geçirmelidirler.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Yayınları, Aklın Cinneti DEİZM

DEİSTLERİN EN ÇOK SORDUGU SORULAR VE CEVAPLARI

Deistlerin En Çok Sorduğu Sorular ve Cevapları

AKLIN CİNNETİ DEİZM (SESLİ KİTAP)

Aklın Cinneti Deizm (Sesli Kitap)

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

  • Yolunuzda devam edin ♡

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.