Cüveyriye binti Haris (r.anha) Kimdir?
Hz. Cüveyriye (r.anha)’nın esaretten İslam’a uzanan hayatı, Resûlullah ile evliliği, kabilesinin hidayetine vesile oluşu ve ibadet dolu yaşamı anlatılıyor.
Hazret-i Cüveyriye binti Hâris radıyallahu anhâ, esâretten sonra saadeti, mutluluğu ve hakîkî hürriyeti yakalayan genç bir annemiz...
Esâretten kurtulma akçesini bizzat kendisi Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den isteyen ve sonra müslüman olup Efendimizin aileleri arasına katılan, mü’minlerin annesi olma şerefini elde eden bahtiyarlardan... Kendisini esâretten kurtarmak için Medine’ye gelen babası Hâris’e karşı; “Ben Rasûlullah’ı tercih ediyorum,” diyen kahraman mücâhidelerden... İbadet ve zikre düşkün, çok namaz kılan, çok oruç tutan, âbîd, zâhid, hayırsever bir İslâm hanımefendisi... Mü’minlerin annesi...
CÜvEyRİyE BİNTİ HÂRİS’İN (R.ÂNHA) HAYATI
O, Huzaa kabilesinin Benî Mustalik kolunun reisi Hâris İbni Ebî Dırar’ın kızıdır. Asıl adı Berre idi. İlk evliliği amcasının oğlu Müsâfi İbni Safvan ile oldu. Hicretin beşinci yılında Benî Mustalik Gazvesi'nde kocası öldü. Kendisi de esir düştü. İslâm’la şereflenişi ve Rasûlullah (s.a.) efendimizin aile halkasına dahil oluşu şöyle oldu:
Medine’de kurulan İslâm devleti, gün geçtikçe büyüyordu. Müslümanların sayısı devamlı artıyordu. Müşrikler bu durumu bir türlü hazmedemiyorlar ve İslâm nurunu söndürebilmek için çareler arıyorlardı.
Benî Mustalik kabilesi reisi Hâris İbni Ebî Dırar da kendi başına birtakım hazırlıklar yapıyordu. Sözü geçen Yahudi kabilelerini etrafına toplayarak bir ordu teşekkül ettirip müslümanlara karşı savaşmayı plânlıyordu. Bu gayesini gerçekleştirmek için at ve silâh satın almağa başladı.
İki Cihan Güneşi efendimiz bu İslâm düşmanı reisin hazırlıklarını duyunca ashabıyla istişare etti. Hep birlikte Benî Mustalik kabilesi üzerine sefer düzenlenmesine karar verildi. Sevgili Peygamberimiz 700 kişilik bir ordu hazırlayıp yola çıktı. Bunlardan otuz kadarı süvârî, geri kalanı ise piyâde idi.
İslâm ordusu bu fitneyi yerinde, bizzat ocağında söndürebilmek için süratle hareket etti ve Mustalikoğulları toprağına girdi. Müreysî kuyusu başında karargâhını kurdu. Âniden müslümanları karşılarında bulan Mustalikoğulları ne yapacaklarını şaşırdılar. Hazırlıksız yakalandılar.
İki Cihan Güneşi Efendimiz isteseydi, orduya emir verip ani bir baskınla hepsini kılıçtan geçirebilirdi. Fakat o rahmet peygamberiydi. Onların hidâyete ermesi, kendisini daha çok sevindirirdi.
İslâm’da cihadın gayesi de insanları kurtuluşa davet etmekti. Kan dökmek değildi. Yahut kötülüklerine engel olmaktı. Ezmek değildi.
Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimiz, Hz. Ömer (r.a.)’dan onları İslâm’a davet etmesini istedi. O da kalktı yüksek sesle Mustalikoğulları'nı İslâm’a davet etti. Fakat onlar bu davete oklarıyla karşılık verdiler. Savaşı böylece kendileri başlatmış oldular.
Müslümanlar nefsi müdafaa durumunda kaldı ve hücûma geçtiler. Kısa zamanda şiddetli bir çarpışmadan sonra zafer elde edildi. Birçok ganimet ele geçirildi. Benî Mustalik Yahudileri’nin çoğu esir alındı. Sadece reisleri Hâris İbni Dırar kaçmağa muvaffak oldu. Kızı Berre esirler arasında kaldı.
Berre bir kabile reisinin kızıydı. Şerefini nasıl kurtaracağını düşünüyordu. Bir müddet sonra esirler ganimet malı olarak bu gazveye katılan askerler arasında taksim edildi. Berre, Sabit İbni Kays İbni Şemmas’ın hissesine düştü. Onunla kitabet sözleşmesi yaptı. Hürriyetine kavuşmak için bir miktar para karşılığında mükâtebe yoluyla anlaştı. Bu parayı ödediğinde serbest bırakılacaktı. Fakat bunu ödeyebilecek durumda değildi. Çare olarak, Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimizden yardım dilemek aklına geldi. Bir gün onun huzuruna çıktı ve:
“Ya Muhammed! Ben, Benî Mustalik reisi Hâris İbni Dırar’ın kızıyım. Bildiğin gibi, esir düştüm. Sâbit İbni Kays İbni Şemmas’ın esiriyim. Dokuz ukıyye altın karşılığında azâd olmak üzere onunla anlaştım. Ödemek zorunda bulunduğum bu fidye için senden yardım dilemeğe geldim,” dedi.
Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz, İslâm düşmanı bu kabileyi İslâm’a ısındırmak için bir fırsat gözetliyordu. Bu talebi değerlendirdi ve Arapların geleneğinden faydalanarak onlarla akrabalık bağı kurmak istedi.
Berre’ye: “Senin için bundan daha hayırlı olanı yok mudur?” buyurdu.
Berre: “O nedir ey Muhammed?” diye sordu.
İki Cihan Güneşi Efendimiz gayet nâzikâne bir şekilde: “Hürriyetin için istenilen parayı ödemem ve seninle evlenmem,” buyurdu.
Bu teklif karşısında Berre bir an kendi dünyasına daldı. Savaştan üç gün önce gördüğü rüyasını hatırladı. Rüyasında Medine’den doğup yükselen ayın, kendi koynuna düştüğünü görmüştü. Hiç tereddüt etmeden teklifi kabul etti. Böylece esâretten kurtuldu. Ardından kelime-i şehâdet getirerek İslâmla şereflendi.
“Ben Rasûlullah’ı Tercih Ediyorum” – Cüveyriye (r.anha)
Benî Mustalik resi Hâris İbni Dırar, kızının esir olarak müslümanların elinde kalmasına tahammül edemiyordu. Kızını fidye karşılığı kurtarmak üzere yanına birkaç deve sürüsü alarak bir heyetle Medine’ye doğru yola çıktı. Akik Vâdisi'ne geldiğinde iyi cins olan iki deveye kıyamadı. Onları sürüden ayırıp seçti ve iki dağ arasında bir kuytu yere bıraktı. Biraz sonra Medine’ye geldi ve İki Cihan Güneşi Efendimizin huzuruna çıktı. Kibir ve gururla:
“Ya Muhammed! Kızımı esir etmiştiniz. Bu benim makam ve şerefime uygun düşmez. Onu serbest bırak,” dedi.
Rahmet Peygamberi Efendimiz ona tebessüm ederek:
“Onu dilediğini seçmekte serbest bırakmamızı uygun görür, güzel bulur musun?” buyurdu.
Hâris buna çok sevindi ve: “Üzerine düşeni yapmış olursun,” karşılığını verdi.
Hâris kızının kendisini tercih edeceğinden çok emin olarak yanına geldi ve şu tenbihte bulundu:
“Bu zât seni dilediğini seçmekte serbest bıraktı. Sakın bizi rezil etme,” dedi.
O, nasıl davranacağını ve kimi tercih edeceğini iyi biliyordu. Bu şekilde öğüt ve nasihatlar boşuna idi. Zira iman nuru Berre’nin kalbine girmişti. Onun gönlünü, zihnini aydınlatmıştı.
O, imanın tadını ancak Allah ve Rasülü’nü her şeyden daha fazla sevmekle alacaktı. Bu sebebten babası da olsa hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi İki Cihan Güneşi efendimize tercih edemezdi. Sevgi bunu gerektirirdi. Seven sevdiğinden ayrılamazdı. Babasını mahcup etme pahasına da olsa:
“Ben Rasûlullah’ı tercih ediyorum,” dedi.
Hâris İbni Dırar’ın İmanı ve Kelime-i Şehâdeti
Hâris İbni Dırar kızından bu şekilde bir tavır hiç beklemiyordu. Onun böyle davranmasına bir mâna veremedi. Bu tutumuna çok içerledi. “Sen bizi rezil ettin,” diyerek ona çıkı-ş tı. Fakat yine de gönlü kızının serbest bırakılmasını arzu ediyordu. Mahcup bir vaziyette Fahr-î Kâinat (s.a.) efendimize:
“Şu develer kızımın hürriyeti karşılığında fidyedir. Onları alıp kızımı bana verin,” diyerek ikinci bir teklifte bulundu.
Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz onun bu yeni teklifi üzerine: “Akîk Vâdisi’nde sakladığın iki deve nerede? Onları niçin getirmedin?” diye sordu.
Hâris ve yanındakiler hayretler içerisinde kaldılar. Çünkü kendilerinden başka hiç kimsenin bundan haberi yoktu. Kendi kendilerine:
“Vallahi develeri sakladığımızdan Allah’tan başka kimsenin haberi yoktu,” diyerek şaşkınlıklarını gizleyemediler. Bunun bir mucize olduğuna inanan Hâris’in gönlünde iman nu ru parlayıverdi ve büyük bir heyecanla:
“Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasûlüh = “Şehâdet ederim ki, Allah’tan başka ilâh yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed onun kulu ve elçisidir,” dedi. Onun müslüman olduğunu gören iki oğlu ve beraberinde gelen yakınları da hep birlikte kelime-i şehâdet getirerek İslâm’la şereflendiler.
Cüveyriye binti Hâris’in (r.ânha) Evliliği ve İsminin Değiştirilmesi
İslâm’ın nuruyla aydınlanan gönüller Benî Mustalik kabilesiyle müslümanlar arasındaki buzların erimesine vesile oldu. Düşmanlıklar dostluğa çevrildi. Kardeşlikler hısımlığa yöneldi. Onlarla akraba olmayı arzu eden İki Cihan Güneşi efendimiz Berre’yi bizzat kendisi babasından istedi.
İslâm güneşi ile gönlü ışıyan Hâris İbni Dırar: “Babam anam sana feda olsun ey Allah’ın Rasûlü! Onu sana veriyorum,” dedi. 400 dirhem mehir karşılığında nikâh akdi yapıl dı. Böylece Berre hicretin beşinci yılında mü’minlerin anne si oldu.
İki Cihan Güneşi Efendimiz onun ismini Cüveyriye olarak değiştirdi. Çünkü Berre “iyilik, hayır” mânalarına geliyordu. Sevgili Peygamberimiz: “Berre (iyilik, hayır) Rasûlullah’ın yanından çıktı,” denilmesinden hoşlanmıyordu. Ona “küçük kız” anlamına gelen Cüveyriye adını verdi. O, bu sırada yirmi yaşlarında bulunuyordu.
Cüveyriye binti Hâris’in (r.ânha) İslam’a Katkısı ve İbadet Hayatı
Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz bu evliliğiyle Benî Mustalik kabilesine hısım oldu ve onların dostluğunu kazandı. Dü-ş manlıklarına da böylece engel oldu. Efendimizin bu kabile ile akraba olduğunu duyan Ashâb-ı Kiram elindeki bütün esirleri serbest bıraktı. Rasûlullah’ın hısım olduğu kabile artık esir olamaz dediler.
Cüveyriye (r.anhâ) annemizin evliliği, babasının ve kardeşlerinin İslâm’la şereflenmelerine vesile olduğu gibi kabilesinden yüzlerce esirin de azâd olup müslüman olmasına sebeb olmuştur. Bu yönüyle Cüveyriye (r.anhâ)’yı takdir eden Âişe (r.anhâ) annemiz onun hakkında:
“Ben Cüveyriye kadar kavmine hayrı dokunan kadın görmedim. Mustalikoğulları’ndan yüzlerce kişi onun sayesinde esirlikten kurtuldu,” iltifatında bulunmuştur.
Cüveyriye (r.anhâ) annemiz vakar, metânet ve kuvvetli bir irâdeye sahipti. Uzun süre zikirle meşgul olurdu. Vaktinin çoğunu ibadet ve zikirle geçirmeyi severdi. Çok oruç tutar ve çok namaz kılardı. Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimizle al tı yıl kadar beraber yaşadı. Yedi adet hadis-i şerif rivayet et ti. İki tanesi aşağıda verilmiştir:
Mü’minlerin annesi Cüveyriye Binti Hâris (r.anhâ)’dan rivayet edildiğine göre, bir gün Resûl-i Ekrem (s.a.) sabah namazından sonra erkenden evden çıktı. Cüveyriye annemiz de namaz kıldığı yerde oturmakta idi. İki Cihan Güneşi efendimiz kuşluk vakti eve döndüğünde annemizin hâlâ yerinde oturmakta olduğunu gördü ve:
“Yanından ayrıldığımdan beri hep burada oturup zikirle mi meşgul oldun?” diye sordu. O da: “Evet ya Rasûlallah!” diye cevap verdi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.) annemize şu tavsiyede bulundu:
“Senin yanından ayrıldıktan sonra üç defa söylediğim şu dört cümle senin sabahtan beri söylediğin zikirlerle tartılacak olsa, sevap bakımından onlara eşit olur” buyurdu. Bu kelimeler şunlardır:
“Sübhânallâhi ve bi-hamdihi adede halkıhi, ve rızâ nefsihî ve zinete arşihi ve midâde kelimâtihî.”
Mânası: “Yarattıkları sayısınca, kendisinin hoşnut olduğunca, arşının ağırlığınca ve bitip tükenmeyen kelimeleri adedince ben Allah’ı ulûhiyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder, O’na hamdederim.”
İki Cihan Güneşi Efendimiz bu hadisiyle, ibadete ve zikre düşkün olan annemize bazı zikirlerin diğerlerinden insa na daha çok sevap kazandırdığını öğretmiş oldu.
Cüveyriye (r.anha) ve Oruçla İlgili Hadis-i Şerif
Yine bir Cuma günü idi. Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimiz Cüveyriye (r.anhâ) annemizin yanına geldi. O gün annemiz oruç tutmuştu. Efendimiz ona:
“Yarın oruç tutacak mısın?” diye sordu. Annemiz: “Hayır,” diye cevap verdi.
Efendimiz tekrar: “Dün oruçlu muydun?” dedi.
Annemiz: “Hayır ya Rasûlallah!” diye cevap verdi. Bunun üzerine Efendimiz ona:
“Öyle ise iftar et. Orucunu boz!” buyurdular.
Cüveyriye binti Hâris’in (r.ânha) Hayırseverliği ve Vefatı
Cüveyriye (r.anhâ) annemiz çok hayırseverdi. Kendisi yemez fakirlere yedirirdi. Dâima yoksulları gözetir ve onları kollardı. Bir gün İki Cihan Güneşi efendimiz annemizin odasına geldi. “Yiyecek bir şey var mı?” diye sordu. Cüveyriye (r.anhâ) annemiz de: “Vallahi yanımda yiyecek bir şey yok. Biraz koyun kemiği vardı, onu da sadaka olarak verdim,” diye cevap verdi.
İşte Efendimizin evi!.. İşte annelerimiz!.. Hepsi zühd ve takvâ üzere yaşadılar... Yemeyip yedirdiler... Yetimleri, fakirleri gözettiler... Ellerine geçeni infak ettiler... Sadaka olarak dağıttılar...
Ne mutlu hayat!.. Ne güzel ahlâk!.. İnfak ve îsâr sahibi olmak... Kardeşini kendine tercih etmek... Zâhidâne ve âbidâne hayat yaşamak... Böylece âhirette hesabını kolayla-ş tırmak... Allah’ım! Bizleri de böylesi güzel ahlâkla mutlu yaşat... Amin...
Cüveyriye (r.anhâ) annemiz hicretin 56. senesinde 65 yaşında iken vefat etti. Cenâze namazını Medine Valisi Mervan İbni Hakem kıldırdı. Bakî kabristanlığına defnedildi. Cenâb-ı Hakk’tan şefaatlerini niyaz ederiz. Amin...
Kaynak: Mustafa Eriş, Peygamberimizin Hanımları, Erkam Yayınları









YORUMLAR
TEŞEKKÜRLER...