Çocuklarımızı 4-6 Yaş Diyanet Kurslarına Göndermeliyiz

İslâm medeniyeti nasıl inşa edildi ve bu medeniyetin temelinde hangi eğitim anlayışı vardı? Kur’ân ve Sünnet’ten kopuk bir tahsil insanı ilme mi, yoksa zulme mi sürükler? Dünyevî ve uhrevî eğitimi birlikte vermek neden bugün her zamankinden daha hayati?

(Aşağıdaki metin videonun kısa bir özetidir. Vaazın tamamı ve tüm detayları için videoyu izleyebilirsiniz.)

Bugün dünyada maneviyattan uzak bir tahsil anlayışı görüyoruz. Nasıl zulümler işleniyor, nasıl zulme destek veriliyor, ibretle seyrediyoruz. Sırf dünyevî tahsille doktora yapmış, birden fazla fakülte bitirmiş nice kimseler, vahiyden nasip almadıkları için ilimleriyle zulme ve nefsânî menfaatlere hizmet edebiliyorlar.

Evlatlarımızın zalim ya da zalime destekçi olmalarından Allah’a sığınmalı ve bunun tedbiri olarak hem kendi maneviyatımıza hem de evlatlarımızın maneviyatına büyük bir itinayla eğilmeliyiz.

Geçtiğimiz birkaç ay içinde, maneviyattan yoksun bir dünyevî tahsilin nasıl korkunç neticeler doğurduğuna dair ibretlik bir hadiseye şahit olduk. Para uğruna küçük bebekleri ölüme terk eden bir çete ortaya çıktı. Ne yazık ki tıp tahsili yapmış, hastanede çalışan kişiler; fakat çocuk cellâdı hâline gelmişlerdi. Neden? Çünkü zemininde dinî bir tahsil yoktu. Hukuk tahsili yapmış, fakat vicdanı dumura uğramış kimseler de bu cinayet şebekesine ortak oldular; zalimi, katili müdafaa ettiler.

Çocuklarımızı 4-6 Yaş Diyanet Kurslarına Göndermeliyiz

Bu sebeple dünyevî tahsil ile uhrevî tahsili mezcedmek zaruridir. Zeminde hem dünya hem ahiret tahsilinin birlikte olması gerekir. Bu tahsil, küçük yaşta anne babayla başlar; salih kimselerle devam eder; mahalleyle, cemiyetle güçlenir.

Bugün bu vazife ne yazık ki yeterince ifa edilemiyor. Bunun için bilhassa 4–6 yaş Diyanet Kur’ân kurslarına evlatlarımızı, torunlarımızı göndermemiz icap eder.

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.