Çocuğunuza Ne Kadar Sorumluluk Veriyorsunuz?

Çocuğunuza yaşına göre sorumluluk veriyor musunuz, yoksa ona yüklediğiniz fazla sorumluluk onu baskı altında mı bırakıyor?

Çocuklarımızın sorumluluk sahibi olmalarını isteriz hep… İyi, güzel, lâkin bunun da ortasının olması gerekir.

Okuldan eve gelirken daha yolda annesine:

“-Anneciğim, matematikten ödevim var, Türkçe’den okuma yapmam lâzım, İngilizce’den kelime ezberleyeceğim…” diyen çocuklarımız var.

Eve gelir gelmez derse başlar, zamanının büyük çoğunluğunu dersle geçirir. Sonra da en fazla yaptığı şey belki biraz televizyon seyretmek ya da biraz oyuncaklarıyla oynamak olur. Genelde bu tür çocukların arkadaşları olmaz. Sınıfında onu ilgilendiren tek şey, öğretmenini dinlemek ve ders yapmaktır. Hiçbir arkadaşı yoktur. Oyun oynamak için bahçeye çıkmaz, komşu çocukları onunla oynamaya evlerine gelmez, o da onların evine gitmez. Derli topludurlar, anne-babayı çok kızdırmazlar. Genelde sessizdirler. Konular hakkında pek fikir sahibi değildirler. Dinleyici kalırlar ve üretmekten ziyade hazırla yetinirler.

Anne-baba böylesi çocuklardan hiç şikâyet etmez. Çocukları onları hiç üzmez çünkü...

“-Dersini yap, etrafı dağıtma, başımı şişirdin sorularınla, az konuş!” demek zorunda kalmazlar.

Ergen olmaya başladıkça daha çok içe kapanırlar. İleride, hiç arkadaşı olmadığı için veya sürekli “iyi çocuk” olma alışkanlıklarından dolayı, ergen bunalımını derinden yaşayabilirler.

ÇOCUĞUN YAŞINA GÖRE SORUMLULUK

Aile, kendisi için değil, çocuğunun sağlıklı gelişimi için bu tür davranışların derecesini iyi bilmeli ve bazı tedbirler almalıdır. Meselâ bazı titiz davranışlarını esnetmelidir; bazen odasını dağınık bırakmasını, derslerini hemen değil, akşama veya mümkünse ertesi güne bırakabileceğini söylemelidir, gerekirse diretmelidir. Böylece çocuk, bazı davranışlarda esneklik kazanabilmeli, kendisine nefes alabileceği birtakım boşluklar oluşturabilmelidir.

ÇOCUĞUN ÜZERİNDE AŞIRI TİTİZLİK VE BASKININ YANSIMALARI

Çocuk, yaşının üstünde sorumluluk alırsa, ileriki dönemlerde zorlanır. Çevrenin bütün yükünü taşımak zorunda hisseder kendisini... Mükemmeliyetçi olur, sürekli eleştirel gözle bakar, kimseyi beğenmez vb…

Çocuklar, sadece yaşının gereği kadar sorumluluk taşısınlar, yeter. Aslında çocuklarımızın yaşına göre gelişim dönemlerini bilirsek, nerede sıkıntı var veya her şeyi normal seyrinde gidiyor mu, takip etme imkânımız olur. Meselâ iki yaş, zordur. Bu yaşta inatçılık, dediğini yaptırma, hırçınlık, sürekli ağlama vardır. Üç ya da üç buçuk yaşında dikkat çekme özelliği vardır. Hattâ tuvalet problemleri çözülmüş olmasına rağmen sırf dikkat çekmek için altını ıslatabilir. Beş yaşında öfke ve huysuzluk nöbetleri olabilir. Tabi, bu tür durumlar bir genellemedir. Ortalama bir takip imkânı verir. Ama unutmamak lâzımdır ki her çocuk özeldir. Farklı üstünlükleri olduğu gibi, farklı eksiklik ve zaafları da olabilir. Bu yüzden çocukları, emsalleri ile kıyaslamak, birilerine benzemiyor diye kınamak ve küçümsemek, çocuk davranışlarının gelişimi açısından hiç sağlıklı değildir. Her çocuğun gelişimini, kendi özellikleri ve çevresi içerisinde değerlendirmek; aynı ailede büyüyen kardeşleri bile birbiriyle kıyaslamamak gerekir.

Anne-babalar, çocuklarını iyi tanımalı; yaşadığı dönem sıkıntılarını da araştırmalıdır. Aşırı gevşeklik ve ilgisizlik bir zaaf ve hata olduğu gibi, çocuğun gelişimine ters aşırı sorumluluk ve yükler de kalıcı hasarlara sebep olabilir.

HER ÇOCUK ÖZELDİR

Çocuklar, bizim eksiklerimizi kapatan, yapamadıklarımızı yapan, hayallerimizi ve ideallerimizi gerçekleştiren yegâne vasıtalar değildir! Onların her biri, Allah tarafından bize emanet edilmiş, özel, seçkin, muhterem ve farklı birer şahsiyettir.

Kaynak: Ayşe Bay, Altınoluk Dergisi, Sayı: 478

İslam ve İhsan

ÇOCUĞA DEĞERLER EĞİTİMİ NASIL VERİLMELİ?

Çocuğa Değerler Eğitimi Nasıl Verilmeli?

ÇOCUĞA SORUMLULUK DUYGUSU NASIL KAZANDIRILIR?

Çocuğa Sorumluluk Duygusu Nasıl Kazandırılır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.