Cennette Mümin Kadınlara Da İstediği Nimetler Verilecek mi?

Cennette mü'min kadınlara da istediği nimetler verilecek mi? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.

Şimdi mümin denilince kadını erkeği yoktur. Kadın da olsa erkek de olsa mümin mümindir ve cennet, Cenâb-ı Allah’ın kullarına mükâfatıdır. Erkek de olsa kadın da olsa bu mükâfata nail olacaktır. Cennette de “hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hayaline gelmeyen” (Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 8; Müslim, Cennet, 2) namütenahi nimetlerle insanoğlu taltif edilecek, karşılanacaktır.

Burada birtakım nimetlerle ilgili benzetmeler söz konusudur. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’in başında, Bakara sûresinde meyveleri yediklerinde: “Bu, daha önce bize verilenin benzeridir.” diyecekleri bildirilir (Bakara, 2/25). Dolayısıyla dünyadaki meyveler veya nimetler üzerinden yapılan tasvirler, bizim anlamamıza yönelik temsillerdir; yoksa cennet çok farklı bir boyuttur.

Biz bu dünyada üç boyutlu bir kıskacın içerisindeyiz; zaman, mekân ve algı boyutuyla yaşıyoruz. Ancak cennet dediğimiz yerde zaman ve mekânın sınırlayıcılığı yoktur. Onun için cennet namütenahidir; zamanın olmadığı bir yerde aynı hâli sonsuza dek yaşarsınız. Mekân kavramı da bu dünyadaki gibi değildir. Nasıl ki rüyamızda zaman ve mekân algısı farklıdır, ahiret hayatında da bu kavramlar dünya ölçülerinde değildir.

Binaenaleyh orası çok farklı bir âlem olduğu için, mahiyetini ancak Kur’ân ve sünnet üzerinden —Cenâb-ı Allah’ın bildirdiği ve Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâm Efendimizin anlattığı kadarıyla— bilebiliyoruz. Bu anlatının temelinde de insanın canının çektiği her şeyi orada bulacağı hakikati vardır (bk. Fussilet, 41/31).

Canın ne çekeceği meselesine gelince: Dünya formatında canımızın çektiği ile ahiret formatında canımızın çektii aynı değildir. Hatta dünyada bile —mesela Gazze’de büyük bir zulüm yaşanırken— çocuklara mikrofon uzatıldığında “Ne istersiniz?” denildiğinde biri “çikolata”, biri “ekmek” ister. Yani herkes muhtaç olduğu şeyi ister.

Dünyada bir insanın isteyebileceği şeyler sınırlıdır. Dünyanın en zengin insanı da olsanız, istekleriniz yeme-içme ve çeşitli zevklerle sınırlı kalır. Ancak ahiret hayatı bambaşka bir yapıdır. Cenâb-ı Allah: “Biz onları yeniden inşa ettik.” buyurur (Vâkıa, 56/35). Dolayısıyla bu dünya hayatının fânî ve süflî zevkleriyle düşünmek doğru olmaz.

Bazıları huriler, gılmanlar gibi tasvirler üzerinden meseleyi anlamaya çalışır. Evet, bunlar vardır; fakat o âlemin kendi şartlarına uygun hakikatlerdir. Cennet büyük bir meşguliyet âlemidir. Cenâb-ı Hak: “Şüphesiz cennet ehli bugün zevk ve meşguliyet içindedir.” buyurur (Yâsîn, 36/55). Onlar bu dünya hayatında çektikleri çile ve ıstırabın mükâfatını yaşayacaklardır.

Nitekim dünya hayatı mümin için bir zindandır (Müslim, Zühd, 1). Ahiret hayatıyla mümin gerçek hürriyetine kavuşacaktır. Bu sebeple bazı müfessirler, dünya hayatını adeta bir yokluk ve ölüm safhası olarak değerlendirmişlerdir. Kur’ân’da da “ölümü ve hayatı yaratan” (Mülk, 67/2) buyurularak asıl hayatın ahiret olduğu hatırlatılır.

Efendimiz de ashabını şu sözle teselli ve teşvik ederdi:

“Allâh’ım! Gerçek hayat ancak ahiret hayatıdır.” (Buhârî, Rikāk, 1; Müslim, Cihâd, 126)

Rabbim cennetine ve cemaline nail olan kullarından cümlemizi eylesin. Âmin. Allah razı olsun.

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.