Cennet ve Cemalullah’a Giden Yol

Cennet ve Cemâlullâh’a yol arayan ne yapmalıdır? Gideceği tek yol hangisidir? Cennete girmek istemeyenler kimler? İşte cevabı...

Yunus Emre Hazretleri buyurur:

Suçlu-suçsuz günahkâr, şefâat O’ndan umar;
Ol Cehennem’de yananlar, münkirin inkârıdır…

Cennet ve Cemâlullâh’a yol arayan, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in izini takip etmeye mecburdur. Zira bunun dışındaki bütün yollar, çıkmaz sokaktır. Nitekim bu hakîkati ifade sadedinde Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir gün ashâbına;

“–İstemeyenler müstesnâ, bütün ümmetim Cennet’e girecektir.” buyurmuştu.

Ashâb-ı kirâm hayretle:

“–Yâ Rasûlâllah! Cennet’e girmeyi kim istemez ki?” dediler.

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“–Bana itaat eden Cennet’e girer. Bana karşı gelen de, Cennet’e girmek istemiyor demektir.” (Buhârî, İ’tisâm, 2)

O hâlde fırsat eldeyken, Allâh’a ve Rasûl’üne tam bir ittibâ gayretine girmek elzemdir. Zira âhirette Cehennem azâbını tadan kâfirler gibi, binbir pişmanlık içerisinde;

“Eyvah bize! Keşke Allâh’a itaat etseydik, Peygamber’e itaat etseydik” (el-Ahzâb, 66) diye hayıflanmanın, hiçbir faydası olmayacaktır.]

Rabbimiz cümlemizi; yüce Zât’ına sâlih bir kul, Habîb-i Ekrem’ine de lâyık bir ümmet eylesin. Efendimiz’in kadr u kıymetini idrâk edebilmeyi, O’nun Sünnet-i Seniyyesi üzere bir ömür sürmeyi, âhirette de şefaatine erebilmeyi, cümlemize nasip ve müyesser kılsın. Âmîn!..

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2019 – Kasım, Sayı: 405, Sayfa: 032

SÜNNET VE SÜNNETULLAH NEDİR?

Sünnet ve Sünnetullah Nedir?

İSLAM'DA SÜNNETİN ÖNEMİ VE FAZİLETİ

İslam'da Sünnetin Önemi ve Fazileti

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.