Cennet İçecekleri: Rahîk, Tesnîm ve Şarâb-ı Tahûr

Rahîk, Tesnîm ve Şarâb-ı Tahûr nedir? Kur’ân-ı Kerîm’de cennet içecekleri nasıl tasvir edilir ve bu ilahi nimetler hangi anlamları taşır? Prof. Dr. Ömer Çelik, bu yazısında cennetin eşsiz içeceklerini ve onların ruhani boyutlarını kaleme aldı.

Kur’ân-ı Kerîm bize bağlarıyla bahçeleriyle, köşkleriyle saraylarıyla, ağaçlarıyla meyveleriyle, yiyecek ve içecekleriyle, oyun ve eğlenceleriyle muhteşem bir cennet tasviri yapar. Cennete, onun her bakımdan güzelliğini anlatan isimler verir. Dârusselâm der, onun ebedî bir selamet ve saadet yurdu olduğunu söyler. Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in beyanıyla “ihtiyarlığı olmayan bir gençlik, hastalığı olmayan bir sağlık, fakirliği olmayan bir zenginlik, bir daha ölümü olmayan ebedi bir hayat”ın yaşandığı bir selâmet diyarı. Hüsnâ der, onun her türlü güzelliklerle dolu olduğunu haber verir. Adn der, oraya gireceklerin ebediyen orada kalacaklarını, bir daha oradan çıkmayacaklarını, çıkmak istemeyeceklerini, kimsenin onları oradan çıkaramayacağını haber verir. Me’vâ der, oranın ebediyen kalınacak bir yer olduğunu belirtir. Na’îm der, içerisinde akla hayale gelmez güzel ve bol nimetlerin bulunduğunu bildirir. Firdevs der, onun bahçelerinin güzelliğinin fevkalade olduğunu söyler.

CENNET İÇECEKLERİ: RAHÎK, TESNÎM VE ŞARÂB-I TAHÛR

Biz bu yazımızda özetle cennet içeceklerinden bahsettikten sonra özellikle Mutaffifîn sûresi 25-26. âyetlerde bahsedilen “Rahîkın mahtûm”, 27. âyette bahsedilen “Tesnîm” ve İnsan suresi 21. âyette Cenâb-ı Hakk’ın cennette dilediği kullarına bizzat kendisinin içireceği “şarâb-ı tahûr” ifadesi üzerinde duracağız.

Cennette bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır.[1] Âyette“su, süt, şarap, bal ırmağı”değil, çoğul olarak “ırmakları” deniliyor. Bu ise, bu dört çeşit içeceklerden her birisinin değişik kaynaklardan aktığını göstermektedir. Süt ve bal ırmakları bu ayetten başka bir yerde geçmez. Aslında süt ve balın başka bir karışımı olmadığı, oradakilerin en kaliteli bir seviyede oldukları için ayrı isimler almalarına ihtiyaç da yoktur. Su ile şarabın değişik karışımı, değişik kokusu ve farklı tatları olduğundan ayrı isimlerle anılmaları uygundur.

Cennette su kaynakları olarak Kevser ırmağı vardır. Rasûlullah (s.a.v.)’e verildiği beyan buyrulan Kevser’in bir anlamı da budur.[2] Ebrâr grubundan iyilik sahibi kulların içip, istedikleri yere gürül gürül akıttıkları Kâfur kaynağı[3], karışımında zencefil bulunan içeceklerin alındığı Selsebîl kaynağı[4] ve Maîn kaynağından[5] söz edilir. Yine Ebrâr grubundan cennet ehline Rahîk isminde bir içecek sunulacağı haber verilmektedir. Ayet-i kerimede şöyle buyrulur: “Kendilerine mühürlü halis bir içki (rahîkın mahtûmin) sunulur”.[6]

Rahîk kelimesiyle ifade edilen o mühürlü içeceğe Rağıb Isfehânî (r.h.), hamr yani şarap anlamı vermektedir.[7] Mahtûm ise hatm kökünden gelir ve iki farklı manaya hamledilir: Birincisi “hatemtu” fiilinin mastarı olup, yüzüğün veya damganın nakşı gibi bir şeyin tesirini anlatır. İkincisi ise nakıştan elde edilen eserin kendisini ifade eder ve bir şeyi sağlamlaştırma ve koruma manalarında da kullanılır.[8] Burada bu ikinci mana “korunmuş içki” yani haram olan dünya hamrı gibi zihni örtmeyen, başı ağrıtmayan, hastalık vermeyen içki anlatılmış olabilir. İmam Kuşeyri (k.s.) ise bu içkinin içinde bulunduğu kabı evliya hazeratının kalbleri ve o miskten yapılmış mühürü de ilâhi aşk olarak şerh eder.[9]

Kâşânî (k.s.), Rahîk şarabıyla ilgili şu tespitte bulunur. “Bahsi geçen cennetliklere halis bir içki, yani nefsin cismani cevherlere yönelik sevgisinin karışmadığı sırf ruhani sevgiden oluşan bir şarap sunulur. Bu, mühürlü yani üzerine şeriat mührü vurulmuş bir şaraptır. Ta ki ona haram olan vehmi sevgilerden ve heva menşeli nefsânî şehvetlerden oluşan şeytani pislikler bulaşmasın.[10]

Rahîk şarabının içip bitirilince sonunda ağızda bıraktığı lezzet hakkında da şöyle buyrulmaktadır: “Onun içiminin sonunda misk kokusu vardır. Yarışanlar işte onda yarışsınlar!”[11]

İçiminin sonunda misk kokusu olması bu şarabın, içenlerin hoşuna giden ve kalpleri güçlendiren bir özelliğe sahip olduğuna işaret etmektedir.[12]

Bu cennet şarabının bir özelliği daha var ki, o da karışımı Tesnîm denen kaynaktandır.[13] Tesnîm adn cennetinde bir pınarın adıdır ve yukarıda zikredilen meşrubatın (içeceğin) cennetin en nadide tad veya halini anlatmak içindir. Tesnîm kelimesi, bir açıdan “senneme: o herhangi bir şeyi yükseltti veya değerli, soylu kıldı “fiilinin türevi olarak izah edilmektedir. Bu manada “ilâhi hikmet şarabının” cennette onu içenler üzerine bıraktığı yüksek tesire işaret etmektedir. Tesnîm, âyet-i kerimede haber verildiği üzere Mukarrebûn yani Allah’a yakın olanların içecekleri bir kaynaktır”.[14]

Gelelim şarâb-ı tahûra. Yüce Rabbimiz bu şarapla, içecekle alakalı ise şöyle buyurmaktadır:

“Rableri onlara tertemiz bir içecek içirir.”[15]

Bu içecek hem temizdir, hem temizleyicidir. Onda dünya içeceklerinde bulunan lekelerden eser yoktur. Onu içtiklerinde cennetliklerde de hiçbir leke ve keder bırakmaz. Çünkü “şerâben tahûren” diye isimlendirilen bu içecek daha önce sözü edilen biri kâfur katkılı, diğeri zencefil katkılı, bir üçüncü de tesnîm katkılı üç çeşit içeceğin üçünden de, hatta sıradan mukarrebûn grubun içeceği bizzat Tesnîm’den, daha da ötesi istiğrak halindeki grubun içeceği halis Kâfûr’dan da üstün ve doğrudan doğruya âlemlerin Rabbi tarafından içirilen, içine hiçbir katkı katılmamış, saf ve tertemiz bir içecektir. Bunu içenlerde Hakk’ın cemâline kavuşma neşesi doğar.

Rivayete göre cennetliklere yiyecek ve içecekler verilir. En sonunda da tertemiz bir içecek sunulur ki, bununla kalpleri ve bütün içleri tertemiz olur; dışlarından misk kokusu gibi bir ter halinde taşar. Yine rivayete göre bu, cennet kapısında bir kaynaktır ki her kim ondan içerse yüce Allah onun kalbinde kin, hile ve hasetten veya içinde kirden lekeden eser bırakmaz, hepsini çekip çıkarır.[16] Nitekim bu mânaya işaret etmek üzere: “Biz onların kalplerinde kin ve nefret adına ne varsa hepsini söküp atarız. Dost ve kardeş olarak tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar”[17] buyrulur. Bundan maksadın sırf ruhanî olan bir içecek olup, insanı Allah’ın dışında her şeyden uzaklaştıran ilâhî bir tecelli olduğu da söylenmiştir.

Hikâye olunduğuna göre, Bâyezid-i Bistâmî’ye bu âyeti sormuşlar. Şöyle demiş: “Allah onlara tertemiz bir içecek sundu. Onlardan kendi zatından başka her şeyin sevgisini temizledi.” Sonra da şöyle demiş: “Yüce Allah’ın ikram edeceği bir içecek vardır ki, onu kullarının en faziletlileri için saklamıştır. Bu içeceği onlara doğrudan doğruya kendisi içirir. İçtiler mi coşarlar, coştular mı uçarlar, uçtular mı ererler, erdiler mi ayrılmazlar. Onlar “Gücü her şeye yeten ve hükmü her şeye geçen Hükümdar’ın huzurunda, hoşnut olacakları çok şerefli bir hak ve dürüstlük meclisindedirler”[18] sırrına ermişlerdir.[19]

Kendilerine bu şarâb-ı tahûr içirilen cennetliklere, onları daha bambaşka bir manevi sürûr ve halâvete sevk edecek şu hitapta bulunulur:

“Bunlar sizin mükafatınızdır, (gördüğünüz gibi) sa’yiniz, gayretleriniz asla boşa gitmemiştir.”[20]

Dipnotlar:

[1] Muhammed 47/15.

[2] Kevser 108/1.

[3] İnsan 76/5-6.

[4] İnsan 76/17-18.

[5] Vakıa 56/18.

[6] Mutaffifin 83/25.

[7] Râğıb Isfehânî, Müfredât, 418.

[8] Râğıb Isfehânî, Müfredât, 310.

[9] Kuşeyri, Letâifü'l İşârât, 6/266

[10] Kâşânî, Te’vîlât, II, 389.

[11] Mutaffifîn 83/26.

[12] Kâşânî, Te’vîlât, II, 389-390.

[13] Mutaffifîn 83/27.

[14] Mutaffifîn 83/27.

[15] İnsan 76/21

[16] Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XXX, 225.

[17] Hicr 15/47.

[18] Kamer 54/55.

[19] bk. Elmalılı, Hak Dini, VII, 5510-5511.

[20] İnsan 76/22.

Kaynak: Ömer Çelik, Altınoluk Dergisi, Sayı: 474

İslam ve İhsan

CENNET NİMETLERİ

Cennet Nimetleri

CENNET NEDİR, NASIL BİR YERDİR?

Cennet Nedir, Nasıl Bir Yerdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.