Bir Müslüman Gününü Nasıl Değerlendirmeli?

Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, bir Müslümanın gününü hangi ibadet, tefekkür ve hayır faaliyetleriyle değerlendirmesi gerektiğine dair tavsiyelerde bulunuyor.

Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, bir müminin gününü nasıl değerlendirmesi gerektiğini anlatıyor.

BİR MÜSLÜMAN GÜNÜNÜ NASIL GEÇİRİLMELİ?

–Kişiye ait bir programdan ziyade, herkesin tâkati nisbetinde yapmasının güzel olacağı günlük bir program üzerinde konuşmak daha isabetli olur kanaatindeyim. Bu çerçevede riâyet edebildiğimiz nisbette Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in hayatına bakarak şöyle bir program, büyük bir kazanç olur:

Güne Seher Vaktinde Başlamak

  • Güne, erkenden, vakt-i seherde başlamak. Cenâb-ı Hak, seherlerde bizi istiğfara dâvet ediyor. Günahlarımızın affolmasını arzu ediyor.

Diğer taraftan da geceleri rûhânî açlığımızı gidermemizi ve gündüze böyle bu şekilde hazırlanmamızı arzu ediyor.

Böylece gündüzde nefsânî arzulara karşı bir mukavemet gerçekleşecektir.

Geceye böyle takvâlı bir gündüz hayatıyla girildiğinde de geceyi ihyâ mümkün olacaktır.

Güneş ve hilâl, gündüz ve gece nasıl nöbet değiştiriyor ise; kulluğumuzda da geceler ve gündüzlerin ihyâsı kalbî hayat itibarıyla böyle olmalı. Seherlerde mânen öyle dolmalı ki, gündüzler istikamet üzere olsun. Gündüzler öyle olmalı ki gecelerimiz pür nûr olsun!

Günün Başlangıcında Tefekkür

  • Günün başlangıcında üzerimize düşen ilâhî mes’ûliyet ve vazifeleri derin derin tefekkür etmek.

Bilhassa ilâhî azamet ve kudret akışlarını yerlerde ve göklerde temâşâ ederek güne bismillâh demek. Cenâb-ı Hak, bu cihânı ilâhî azamet ve kudret akışlarının bir laboratuvarı olarak nasîb etti. Hayatımızda hiç boşluk olmaması için buyurdu ki:

“Bir işi bitirdiğinde diğer bir işe yönel, Allah’a yönel!..” (el-İnşirâh, 7-8)

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem dâimâ bir tefekkür hâlindeydi. Cenâb-ı Hak, dünyaya ait bütün bilgileri de tefekküre vesile olması için ihsân etti. Rabbimiz’in azametini dâimâ tefekkür edebilirsek, zikrullah kalbimize ve rûhumuza daha çok huzur vermeye başlar.

Tefekkürün ve tefekkür dünyamızı zenginleştirebilmemizin ehemmiyeti çok büyüktür.

Zira tefekkür bir îman anahtarıdır.

Mü’minin Günlük Vazifeleri

Bu idrâk ile bize gereken, her hâlükârda;

  • Beş vakit namazımızı muhakkak huşû içinde ve cemaatle kılmaya gayret etmek...
  • Sabah-akşam, mutlaka zaman ayırıp Kur’ân-ı Kerim okumak... Kur’ân ile hemhâl olmak...
  • Her gün âyet-i kerîmelerin ve hadîs-i şeriflerin mânâ ikliminden feyz almaya gayret etmek...
  • Sâlih, sâdık, müttakî mü’minlerle arkadaşlık etmek...
  • Fâsıklar ve gafillerle ülfetten sakınmak. Böyle kişilerle münasebetin ancak zarûret miktarı veya tebliğ muhtevâsında olması...

Günlük Hayatı Koruyacak Kaideler

  • Kendimizi boş ve faydasız şeylerle iştigalden korumak. Gözümüzü, kulağımızı, dilimizi ve kalbimizi dâimâ Allâh’ın râzı olduğu şeylerle, bilhassa zikrullah ile meşgul etmemiz...

Bu düsturlara şunu da ilâve etmek zarûrîdir:

  • Bir Müslüman kendisini hem toplumundan hem de devrinin akışından mes’ul görmelidir.

Bir Müslüman, içtimâî / sosyal olmalıdır.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, dâimâ ümmeti ve ashâbı için yaşardı. Merhamet ve cömertlik O’nun tabiat-ı asliyesiydi.

Hazret-i Âişe Vâlidemiz buyurur:

“Rasûlullah’ın aile efrâdı; Medine’ye geldiği günden vefât ettiği güne kadar, üç gün arka arkaya buğday ekmeğiyle karnını doyurmadı.” (Müslim, Zühd, 20)

“Dilesek doyabilirdik. (Yani bu açlık, yokluktan değildi. Hediyeler gelirdi. Ganîmetler ve benzeri imkânlar gelirdi.)

Fakat Hazret-i Muhammed (mü’min kardeşlerini kendine tercih makamında) îsârda bulunurdu. (Böylece elimize geçeni bu şuur ve idrâk ile hemen Allâh’ın kullarına infâk ederdik.)” (Beyhakî, Şuab, III/62 [1396])

Îsar ve İnfak Ahlâkı

Çünkü Rasûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem;

  • Açları doyurmakla açlığını unutur, mânen doyardı.
  • Fakirin derdine derman olmakla huzur bulurdu.
  • Hidâyetlere ve takvâya vesile olmakla, huzur bulurdu.

Sahâbe-i kiram bu şuurla, kendilerinin nâil olduğu hidâyeti dünyanın her tarafına ulaştırmak için fedâkârca gayret etti. Çin’e gitti, Semerkant’a, Kayravan’a, Afrika’ya gitti.

Mü’min Yorulmaz, Hayırdan Hayıra Koşar

Ashâb-ı kiram hiçbir zaman yorulmazdı. Çünkü onların rehberi olan Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem de hiç yorulmazdı.

Onlar;

  • İslâm’ı tebliğ ile dinlendiler.
  • Bir mü’mini irşâd etmekle dinlendiler.
  • Bir muhtaca yardım etmekle dinlendiler.

Bir mü’min, bilhassa Müslüman bir genç asla yorulmayacak.. Hayırdan hayıra koşacak...

Bir mü’minin hayatında, mutlaka onun gününü ihyâ edecek, İslâm’ı yaşamak ve yaşatmak gayesine hizmet eden kıymetli faaliyetler olmalıdır.

Peygamberimizin Ashâbına Sorduğu Sorular

Peygamberimiz ashâbına sorardı:

“Bugün bir yetim başı okşadınız mı?”

“Bugün bir hasta ziyaretinde bulundunuz mu?”

“Bugün bir aç doyurdunuz mu?”

“Bugün bir cenaze teşyiinde bulundunuz mu?” (Bkz. Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 12)

Müslümanın Günlük Hayatta Taşıması Gereken Sorumluluklar

Bu şuurla, her gün;

  • Maddî ve mânevî yardımlarla fakirin, garibin, gözü yaşlının ızdırâbını dindirebilmek,
  • Hidâyetten mahrum olanların hidâyetlerine vesile olabilmek,
  • Takvâdan uzak kardeşlerimizin takvâya erişmesine vesile olabilmek,

Hazret-i Ömer’in;

“Susarak, (örnek ve güzel hâliniz ile) tebliğde bulunun!” buyurduğu gibi, her hâlimizle tebliğde bulunabilmek, bir mü’min olarak hepimizin vazifesidir.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Sual ve Cevaplarla Tasavvufi Mülahazalar, Yüzakı Yayıncılık

İslam ve İhsan

BİR GÜNÜN MUHASEBESİ

Bir Günün Muhasebesi

HER GECE KENDİMİZE SORMAMIZ GEREKEN SORULAR

Her Gece Kendimize Sormamız Gereken Sorular

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.