Bedir, Uhud ve Hendek: Müslümanlar mı Savaşı Başlattı?

Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarında Müslümanlar mı savaşı başlattı? Abdullah Sert Hocaefendi, savaşların arka planını ve savunma anlayışını anlatıyor.

Müslümanlar savaş isteyen taraf mıydı, yoksa Medine'de dahi kendilerini savunmak zorunda mı kaldılar? Bedir, Uhud ve Hendek savaşları bu çerçevede ele alınıyor.

BEDİR, UHUD VE HENDEK SAVAŞLARININ SEBEBİ NEYDİ?

Bedir'de baba ile oğul karşı karşıya geldi. Uhud'da iki kardeş karşı karşıya geldi. Hendek'te de karşı karşıya geldiler.

Peki yani suç sadece Müslümanların mı? Öbür tarafa insan hiçbir şey demiyor. "Sen, inanmış kardeşine niye silah çekiyorsun?" diyen yok.

Müslümanlar kardeşleriyle ne diye savaştılar? Müslümanlar hep yerlerinde durdular. Dikkat edilirse, burada bir izah da yapmış olayım: Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in hayatında Bedir hemen Medine'nin civarında, Uhud Medine'nin kenarında, Hendek ise Medine'dedir.

Yani Mekke'den Medine'ye, "Aman, bize dokunmayın. Gidelim, bari Medine'de Müslümanlığımızı yaşayalım." dediler.

Ama yok. "Gidersiniz ama biz size orada da hayat hakkı tanımayız."

Niye? "Bir gün orada güçlenirsiniz, sonra tekrar Mekke'ye gelirsiniz. Siz Mekke'den vazgeçmezsiniz. Mekke'den vazgeçmezseniz, biz sizi Medine'de de imha etmek isteriz." Bunun mantığı bu.

"Ama kardeşimsin."

"Yok, kardeşim de olsan sana Medine'de hayat hakkı tanımıyorum."

Evet, inkârın gerçekten böyle tutarsızlığı, inkârın nasıl gaddarlaştığının bir göstergesidir.

Müslüman merhamet insanıdır. Sadece kendini savunuyor.

Dolayısıyla kıymetli kardeşlerim, bu konuları güzel anlamak lazım. Bazen olaylar çok daha farklı bir şekilde anlatılıyor; sanki Müslümanlar keyfî olarak harbe girmişler, müşriklerle keyfî olarak savaşmışlar gibi gösterilmeye çalışılıyor. Hâlbuki öyle değil.

Müslümanlar hep kendilerini koruma ve Müslümanca yaşama derdindeydiler. Ama küfür, tarih boyunca Allah'ın dinine inananlara büyük baskılar uygulamaya çalışmıştır.

İslâm hiçbir yerde baskı uygulamamıştır. Çünkü İslâm'a girmek kalp işidir.

İslam ve İhsan

SAVAŞLARIN NEDENİ DİNLER Mİ?

Savaşların Nedeni Dinler mi?

İSLAM HARP HUKUKU HANGİ KAİDELERE DAYANMAKTADIR?

İslam Harp Hukuku Hangi Kaidelere Dayanmaktadır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.