Avrupa Birliği: Filistinlilere Ait Evlerin Yıkılması Barışı Umutlarını Baltalıyor

AB, Filistinlilere ait ev ve işletmelerin İsrail makamlarınca yıktırılmasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve barış umutlarını baltaladığını bildirdi.

Kudüs'teki Avrupa Birliği (AB) Ofisinin resmi Twitter hesabından yapılan açıklamada, İsrail'in Kudüs, El-Halil, Ramallah ve Nablus bölgelerinde 23 Kasım Salı günü Filistinlilere ait ev, ağıl ve henüz inşaat aşamasındaki yapıları yıktığı belirtildi.

Bir günlük yıkımlar sebebiyle 15'i çocuk 22 Filistinlinin evsiz kaldığı bilgisinin paylaşıldığı açıklamada, Filistinlileri zorla evlerinden eden hukuksuz uygulamalar ile yıkımlara son verilmesi çağrısında bulunuldu.

Filistinlilere ait ev ve işletmelere yönelik yıkım ile el koyma uygulamalarının 2021 yılının ilk 9 ayında geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 21 artış gösterdiğinin aktarıldığı açıklamada, bunun sonucunda zorla evlerinden çıkarılan Filistinlilerin oranında da yüzde 28 artış görüldüğü kaydedildi.

Açıklamada, Filistinlilere ait ev ve işletmelerin İsrail makamlarınca yıktırılmasının uluslararası hukuka aykırı olduğu ve barış umutlarını baltaladığı vurgusu yapıldı.

İsrail'in Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki uygulamaları

İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te yasa dışı Yahudi yerleşim birimleri inşa eden İsrail, söz konusu bölgelerde ikamet eden Filistinlilere çeşitli zorluklar çıkarıyor.

İsrail yönetimi, Batı Şeria'nın "C Bölgesi" ile Doğu Kudüs'te "imar izni" olmadığı gerekçesiyle Filistinlilere ait evleri zaman zaman zorla yıkıyor.

Filistinlilerin ise "imar izni" almak için bazen yıllarca beklemeleri gerekiyor.

Filistinli sivil toplum kuruluşu "Toprak Araştırmalar Merkezi"nin ekim ayı başında yayımladığı raporunda, İsrail'in, işgalin başladığı tarih olan 1967'den bu yana Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te Filistinlilere ait 11 bin 900 evi yıktığı, 73 bin kişiyi ise yerinden ettiği belirtilmişti.

Kaynak: AA

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.