Altının Sürekli Yükseldiği Bir Ortamda Altın Günü Yapmak Caiz mi?

Altının sürekli yükseldiği bir ortamda altın günü yapmak caiz mi? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım

Altın günüyle ilgili daha önce de konuşmuştuk. Dediğiniz gibi, kadınlar bir araya geliyor; beş kadın, on kadın neyse… Her biri bir gram altın topluyor, ev sahibi kimse altınlar ona veriliyor. Böylece bir yardımlaşma meydana geliyor. Fakat bu her ne kadar dışarıdan bir yardımlaşma gibi görünse de, işin bir yönü de borçlanmayı ifade ediyor. Çünkü böyle bir gruba dâhil olduğunuzda, bugün diyelim ki yedi aile geldi ve size birer altın verdi. Siz de dahil yedi kişisiniz; elinizde altı altın birikmiş oldu. Haftaya veya bir sonraki ay siz başkasının evine gittiğinizde, bugün size altın getirenlere bu kez siz altın götürmek zorunda kalıyorsunuz. Yani işin içinde karşılıklı bir borçlanma var.

Normalde dinimiz şartlı borçlanmaları kabul etmez. Özellikle Hanefî mezhebinde “Ben sana 100 lira borç veriyorum ama yarın sen de bana 100 lira borç vereceksin.” gibi şartlı borçlanmalara hoş bakılmaz. Bu tür uygulamalar faiz şüphesi barındırır. Müslümanlar birbirlerine şartsız ve kitapsız borç verirler; ihtiyaç sahibi Müslümanı yalnız bırakmazlar, imkânları ölçüsünde destek olurlar. Ama borçlanmayı bir sisteme bağlamak, “Ben sana üç aylık 5.000 lira borç veriyorum, sen de bana gelecek yıl üç aylık 5.000 lira borç vereceksin.” gibi bir karşılıklı ilişki formatına dökmek doğru değildir.

Kadınlar arasında yapılan altın günü, dolar günü, euro günü gibi uygulamalarda da benzer bir durum var. Genelde Türk lirasıyla yapılmıyor; çünkü Türk lirası değer kaybetti, bunda haklılar. Zira para, eşyanın değerini ölçme aracıdır. Ölçü aracının kendisi kaypak bir değere sahipse, o artık para vasfını yitirir. Nasıl ki eskiden zabıta çarşı pazarda terazileri kontrol ederdi; bir kiloluk taş gerçekten bir kilo olmalı ki karşısındaki elmayı doğru tartabilesiniz. Eğer taş bir kilo değil de 700–800 gram ise siz farkında olmadan eksik mal alırsınız. Para da böyledir: Değeri sabit olmalıdır. Sürekli değer kaybeden para, ölçü olma özelliğini kaybeder.

Dolayısıyla, zaten gün yapma meselesi temelde problemli bir meseledir. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, ancak çok yakın dostlar ve yakın akraba arasında, birlik ve beraberliği, görüşmeyi, kaynaşmayı artırmak için yapılabilir. Taraflardan biri öldüğünde, kaybolduğunda, ekonomik durumu bozulduğunda; diğerleri “Bizim onda birikmiş altınlarımız vardı.” diye hesap yapmaya kalkacaklarsa, böyle bir gün asla yapılmamalıdır. Bu durumda gün, yardımlaşma esasından çıkar, borç ilişkisine dönüşür.

Bugün de “Altının değeri çok arttı, ne yapalım?” deniyor. O zaman yapmayın. Altın arttı diye bundan sonra tunç günü mü yapacaksınız? Eğer altın veriyorsanız altın vermeye devam edeceksiniz. “Artık bunu kaldıramıyoruz.” diyorlarsa, önceden verilenleri ortaya koyarlar, eşit bir şekilde paylaşırlar ve bu iş biter. Eğer devam edeceklerse, herkes daha önce ne verdiyse aynı şekilde vermek zorundadır.

Ama “altın arttı, düştü, şöyle yapalım, böyle yapalım” diye pazarlıklar başlıyorsa, demek ki bu iş yardımlaşma olmaktan çıkmış, karşılıklı borç verme sistemine dönüşmüş demektir. Bu durumda zaten böyle bir işe tevessül etmek doğru değildir.

Binaenaleyh; bu tür günler ancak ve ancak saf bir yardımlaşma niyetiyle yapılıyorsa caiz olabilir. Eğer iş borçlanma ve menfaat ilişkisine dönüyorsa, hiç bulaşmamak en doğrusudur.

İslam ve İhsan

ALTIN İLE İLGİLİ AYETLER

Altın ile İlgili Ayetler

ALTIN VE GÜMÜŞE KUL OLANLAR

Altın ve Gümüşe Kul Olanlar

“İNSANLAR, ALTIN VE GÜMÜŞ MADENLERİ GİBİDİR” HADİSİ

“İnsanlar, Altın ve Gümüş Madenleri Gibidir” Hadisi

ALTIN VE GÜMÜŞÜN ZEKÂTI NASIL HESAPLANIR?

Altın ve Gümüşün Zekâtı Nasıl Hesaplanır?

"ALTIN, GÜMÜŞ, KUMAŞ VE ABAYA KUL OLANLAR HELÂK OLDULAR" HADİSİ

"Altın, Gümüş, Kumaş ve Abaya Kul Olanlar Helâk Oldular" Hadisi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.