Al-i İmran Suresinin 10. Ayeti Ne Anlatıyor?

Al-i İmran suresinin 10. ayetinde ne anlatılmak isteniyor? Kıyamet gününde dünyadaki hiçbir güvence kişiye bir yarar sağlamayacağını bildiren ayet-i kerime, Al-i İmran suresinin 10. ayetinin meali ve tefsirini yazımızda okuyabilirsiniz...

Ayet-i kerimede buyrulur:

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ وَقُودُ النَّارِۙ

İnkâr edenlerin malları da evlatları da Allah’ın azabına karşı onlara hiçbir yarar sağlamayacaktır. İşte onlar cehennemin yakıtıdır. (Âl-i İmrân, 3/10)

AHİRET GÜVENCESİ

Bilgi

Önceki âyetlerde müminlerin dua ve yakarışlarına değinilmiş, burada da inkâr edenlerin durumu ve karşılaşacakları azabın ne kadar şiddetli olacağı açıklanmıştır. Burada psikolojik tahlile dayalı bir uyarının bulunduğu görülmektedir. Şöyle ki: Mal ve çocuklar, insanoğlunun daraldığında destek almak için genellikle başvurduğu dayanaklardır. Ayette, dünya hayatında kişiye güvence sağlayabilen malların ve çocukların kıyamet gününde bir yarar sağlayamayacağı ifade edilmektedir.

Mesaj

  1. Kıyamet gününde dünyadaki hiçbir güvence kişiye bir yarar sağlamayacak, orada herkes tek başına yaptıklarının hesabını verecektir.
  2. Ahirette sadece iman dolu bir kalple ve salih amellerle Allah’ın huzuruna gelmiş olmak bir değer ifade edecektir.

Kelime Dağarcığı

Nâr: Cehennem ateşi.

Kaynak: Diyanet, Kur'an-ı Kerim'den Serlevha Ayetler

TEFSİR

  1. İnkâr edenlerin malları da evlatları da, Allah’ın azabına karşı kendilerine hiç bir fayda sağlamayacaktır. İşte onlar, cehennemin yakıtıdırlar.
  2. Bu kâfirlerin hâli, tıpkı Firavun hânedânı ile daha önceki kâfirlerin hâline benzer. Onlar da, âyetlerimizi yalanlamışlardı da Allah onları günahları sebebiyle kıskıvrak yakalamıştı. Allah’ın cezalandırması pek şiddetlidir.

Âhirete inanmadıklarından dolayı kâfirler için “dünya hayatı” büyük bir kıymet taşımaktadır. Onlar, bu fânî hayatı ne kadar zevk ü safâ içinde ve nefsânî arzuları tatmin istikâmetinde kullanabilirlerse kendilerini o kadar mutlu hissederler. İnsanın dünya hayatında güvendiği ve bel bağladığı unsurların başında “mallar” ve “evlatlar” gelir. İnsan bunlarla ihtiyaçlarını karşılar ve bir sıkıntıya düştüğünde de bunlara sığınır. Bu sebeple bir başka âyet-i kerîme malların ve evlatların birer fitne, birer imtihan vesilesi olduğunu haber verir. (bk. Enfâl 8/28)

Dünyadan küfür üzere âhirete göçenlere, orada malları da evlatları da hiçbir fayda vermeyecek ve onları Allah’ın azabından koruyamayacaktır. O gün ancak insana getirilen “kalb-i selîm” yani her türlü günah kirlerinden ve kötü sıfatlardan arınmış tertemiz bir kalp yarar sağlayacaktır. (bk. Şuarâ 26/88-89) Halbuki kâfirlerin dünyada iken düşünceleri böyle değildir. Onlar mallarının ve evlatlarının çokluğuyla övünüyor ve bunların kendilerini tehlikelerden kurtaracağını zannediyorlardı. Onların bu hallerini şu âyet-i kerîme ne güzel açıklar:

“Kâfirler: «Bizim malımız da, evladımız da sizinkinden daha fazla. Biz öyle azap filân da görecek değiliz» demişlerdir.” (Sebe’ 34/35)

Yüce Rabbimiz, onların bu asılsız iddalarına şöyle cevap vermektedir:

“Sizi bize yaklaştıracak olan ne mallarınız ne de evlatlarınızdır. Ancak iman edip sâlih ameller işleyenler müstesnâ. Onlara, yaptıklarına karşılık kat kat mükâfat verilecek ve onlar cennetin yüksek köşklerinde güven ve huzur içinde kalacaklardır.” (Sebe’ 34/37)

Buna göre mal ve evlatlar, ancak sâlih amel işleyen, malını ve evladını Allah yolunda kullanmasını bilen kimselerin Allah’a yaklaşmalarına yardımcı olabilir. Fakat yukarıda da ifade edildiği gibi kâfirler için bu geçerli değildir. Orada onlar için ağır bir ceza ve şiddetli bir azap vardır. Çünkü bir taraftan dünyada faydalandıkları imkânlardan mahrum kalacaklar, diğer taraftan acılara düçar olacaklardır. Üstelik cehennemde sadece yanmayacaklar, onun yakıtı olacaklardır.

  1. âyette Kur’an’ın indiği dönemdeki ve ondan sonra gelecek kâfirlere, Firavun hânedânı ve daha önce geçen Âd ve Semûd kavmi gibi Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve günahları sebebiyle ilâhî kahra uğrayan kimseler örnek olarak verilmektedir. Onların yolundan gidenlerin de aynı fecî âkıbete, Allah’ın pek şiddetli azâbına uğrayacakları ikâzı yapılmaktadır.

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com

İslam ve İhsan

AHİRETTE SORULACAK SORULAR NELERDİR?

Ahirette Sorulacak Sorular Nelerdir?

AHİRETTE NELER OLACAK?

Ahirette Neler Olacak?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.